Röportaj / Söyleşi
Kenan el Nahhas ile Röportaj: İdlib’te ateşkes kalıcı mı? Ömer Özkizilcik  
Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Kenan el Nahhas Suriye muhalefetinin özellikle İdlib’teki askeri gruplara yakın bağımsız bir üyesidir. Önceden Ulusal Özgürleştime Cephesi’nin yönetim kadrosunda yer alan Nahhas, Suriye Gündemine özel açıklamalarda bulundu. Anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz? Aslında biz anlaşmanın detaylarını bilmiyoruz ve anlaşmanın detaylarını yakında öğrenmeyi ümit ediyoruz. Şuan için mutlak olan İdlib’e yönelik bombardımanın durmuş olması. Bizim için anlaşmanın detaylarını, en azından İdlib ve Halep ile alakalı bizi doğrudan ilgilendiren kısımları bilmemek bir sorun. Birçok insan anlaşmanın detayları noktasında endişelidir. An itibariyle 1 milyon yeni mültecimiz var ve bu insanlar rejim kontrolündeki bölgelerde olan evlerine geri dönemeyecek. Detayları öğrenene kadar, bu anlaşmanın avantajlı yönlerini, riskli ve tehlikeli kısımlarını bilemeyiz. Türk hükümeti birçok kez rejimin Soçi sınırlarına geri dönmesini talep etti. Ancak anlaşmanın imzalanması ile beraber artık kimse bunun hakkında konuşmuyor. Bizim için bu meselenin aydınlığa kavuşturulması lazım. “Güvenlik kuşağı” ve “ortak devriye” maddeleri sahada uygulanabilir mi? Bu endişe uyandıran ikinci konudur. Anlaşma M4 hakkında konuşuyor ama rejimin kontrolünde olan M5 otoyolundan bahsetmiyor. M4 için bir güvenlik kuşağı oluşturulacak ama M5 yolu hakkında hiçbir ibare yok. İdlib bölgesinde Rus devriyelerini olumlu karşılamak zor olacaktır, özellikle güvenlik kuşağının sadece M4 otoyolu için uygulandığı bir denklemde. Soçi anlaşmasına rağmen M5’i ele geçiren Rusya ve rejime karşı bir denge oluşturulmalı ve Soçi sınırlarına saygı gösterilmelidir. Şuan M4 için güvenlik kuşağı var ama M5 için hiçbir şey yok. İdlib’teki silahlı gruplar anlaşma bağlamında ne yapacaklar? Türkiye ve devrimci askeri gruplar arasında çok iyi bir koordinasyon var ve mutlaka iki taraf bir anlaşmaya varacaktır ama bu durum Soçi sınırlarına saygı gösterilip gösterilmemesi ile doğrudan bağlantılı olacaktır. M5’in tekrar kontrol altına alınması bizim için bir zarurettir ve Türk ortaklarımız bunu tam manasıyla anlamaktadır ve değerlendirmektedir. HTŞ’nin tutumu nedir? Bence HTŞ zor bir durumda. Rejime karşı yapılan en son savaştaki kayıpların birincil sorumluları onlardır ve öyle düşünüyorum ki şuan müzakere edebilecek veya şart koşabilecek bir konumda değiller. Şuan kendilerine bir çıkış yolu arıyorlar ama yaptıklarıyla kendilerini zor duruma soktular. Suriye’deki insanlar onları devrimci grupları zayıflatan ve Rusya’ya İdlib’i bombalamak noktasında bahane sunan en önemli yapı olarak görüyorlar. Bundan dolayı Suriye’de müttefiklerinin kalması ve halkın büyük çoğunluğu onlara karşıdır. Bir çıkar yolu arayışı içerisindeler ve bu bağlamda algıyı değiştirmeye çalışıyorlar. Türkiye HTŞ’nin kaderini belirlemek ve bunu en az maliyet ile yapmak için çok büyük bir rol oynayabilir. HTŞ’nin yakında kendisini lağvedeceğini mi düşünüyorsunuz? Bunu umuyorum ama şuan yapacaklarını zannetmiyorum. Son 3-4 sene içerisinde yaptıklarından sonra bunu yapmaları onlar için oldukça zor olacaktır, fakat bunu yaparsalar bu süreç Suriyelilerin kontrolünde olan bir inisiyatif bağlamında HTŞ’nin lağvedilmesi ve absorbe edilmesi ile olacaktır. Bu bağlamda örgütün artık eskisi gibi ideolojisinde ısrarcı olmadığını da değerlendirmek gerekir. HTŞ kendisine yönelik intikamdan mı endişe ediyor? Belki bazı durumlarda Suriyelilere karşı yapmış oldukları cürümler ve suçlardan dolayı böyle olabilir ama bu onların daha önceden kendilerini lağvetme taleplerini ret etme sebepleri değildi. Onların önceliği bölgeyi kontrol etmek ve güç sahibi olmaktır. Şuan yürüklükte olan ateşkesi kırılgan mı yoksa kalıcı olarak mı görüyorsunuz? Türkiye ateşkesin kalıcı olması için elinden geleni yapıyor ama sorun Rusya. Rusya hiçbir zaman ateşkes anlaşmalarına riayet etmedi, hatta genel olarak hiçbir anlaşmaya sadık kalmadı. Anlaşma hakkında elimizde olan bilgiler ateşkesin nasıl gözlemleneceği ve nasıl korunacağı hakkında detaylar içermiyor ve Rusya tarafının saldırı yapması için açık kapı bırakıyor. Ben yakında rejimin, Rusya’nın ve İran’ın tutumları dolayısıyla yeni bir saldırının olmasını bekliyorum. Türkiye ve biz buna hazırlıklı olmalıyız. Türk SİHA operasyonları sonrasında Esed rejimi neden Serakip’i tekrar kontrol altına alabildi? Türk saldırıları çok etkiliydi ve rejim güçlerini şok etti. Devrimin başlangıcından beri ilk defa rejim hava saldırıları ile karşı karşıya kaldı ve biz hepimiz rejimin aslında ne kadar güçsüz olduğunu gördük. Rejim sadece 3 gün içerisinde cephelerdeki emir-komuta zincirini kaybetti, fakat Hizbullah ve İran’ın desteği ile yoğun Rus hava desteği aldılar. Biz Hizbullah’ın 500 özel kuvvet, Rıdvan güçlerini Serakip’e gönderdiğini biliyoruz. Aynı zamanda Rusya askeri gruplara karşı hava saldırılarına devam etti. O yüzden Serakip’in Rusya ve milisler tarafından tekrar geri alındığını gördük. Biz bu bağlamda iki farklı saldırı biçiminden bahsediyoruz. Türkler SİHA’lar ile saldırdılar, Ruslar da Sukhoi tank ve her şeyi kullandılar. Suriye muhalefeti neden rejim karşısında bu kadar güçsüz kaldı? Bizim güçsüz kaldığımızı söylemek doğru değil. Geçen ay gördüğümüz aslında dokuz aydır devam eden bir çatışmanın son ayı idi. Bizim gruplar aylarca dayandılar. Ancak ön cephenin düşmesi ile askeri ve insani zorluklar yaşadık. Suriye devrimi dünya üzerinde sadece gönüllülerden oluşan tek ordudur. Bu gönüllülerin çoğunluğun aileleri cephelere yakın noktalarda yaşıyorlar. Birçoğu ailelerini korumak adına cepheyi terk edip sonra tekrar savaşa dönmek durumunda kaldılar. Biz rejime, Rusya’ya, İran’a Lübnan’a Irak ve dünyanın farklı yerlerinden gelen mezhepçi gruplara karşı aynı anda savaşıyoruz. Farklı bir açıdan bakacak olursak, rejim 3 günlük SİHA saldırıları ile çok ciddi anlamda sarsıldı. Biz ise 8 senedir rejim ve Rus hava saldırılarına rağmen ayakta duruyoruz. Suriye halkının direnişi aslında tam manasıyla bir mucizedir. Sizce İdlib bağlamında ne yapılmalıdır? İdlib Suriye savaşından ayrı olarak değerlendirilemez. Sorun sadece İdlib değil, rejim ve tüm ülkenin geleceğidir. İdlib ve kısa vaade de ateşkesi saplamalıyız ama bu son saldırı öncesi sınır hatlarında olmalıdır ve İdlib’teki insanların evlerine geri dönebilmesi için gerekli şartları oluşturmalıdır. Bu ilk adım olmalıdır. M4 ve M5’in açılması ve siyasal sürecin aktifleştirilmesinden önce gelmelidir. Biz önce insanları ve onların güvenliğini düşünmeliyiz. Ayrıca Rusya’nın her zaman askeri çözümden yana olduğunu ve siyasi çözümü engellemek için bu yönde bizim ve Türkiye’nin gücünü ve kararlılığını göresiye kadar devam edeceklerinin farkında olmalıyız. Türkiye bu savaştaki gerçek stratejik kazanımının Suriyeli muhaliflerle beraber olduğunu görmeli ve biz aramızdaki ittifakı güçlendirmek ve daha etkin kılmak için beraber çalışmalıyız.
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa ile Röportaj
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa, hükümet çalışmalarına ilişkin Suriye Gündemine önemli açıklamalarda bulundu. Suriye Geçici Hükümetinin son zamanlarda yerel ve uluslararası düzeyde yaptığı faaliyetler hakkında bilgi verebilir misiniz? Malumunuz üzere Suriye Geçici Hükümetin yeni kadrosu sadece 6 ay gibi kısa bir sürede güvenoyu kazanmıştır. Hükümet bildirgesinde verilen vaatlerin yerine getirilmesi için özverili bir şekilde çalışan hükümet kabinesinin çalışmaları bu süreçte çok yoğun bir şekilde gelişmiştir. Üzerimize düşen görevlerin ve başa çıktığımız zorlukların hacmine nazaran çok kısıtlı imkanlarla yola çıktık. Yerel düzeyde en önemli icraatlarımızdan birisi Suriye Milli Ordusunu birleştirmek ve kolordu teşkilatlarını yeniden düzenlemek oldu. Hakeza bu düzenlemeler ardından hazır ve düzenli yeni teşkilatıyla ordumuz ve Türk kardeşlerimizin desteği ile ‘’Barış Pınarı’’ ve ‘’Bahar Kalkanı’’ gibi iki büyük harekata katılmıştır. Yaptığımız icraatlar kapsamında; mesleki ve bilimsel kriterlere uygun sivil ve askeri polis merkezleri, mahkemeler, Eğitim ve İyileştirme Akademisi, Terörle Mücadele ve Hızlı Müdahale birimi, Milli Güvenlik idaresi kurulup ve Tel Abyad sınır kapısı tekrardan faaliyete sokulmuştur. Hakeza sağlık çalışmalarının bütün yönleriyle düzlenmesi çalışmaları kapsamında sağlık ruhsatlarının ve uzmanlık belgelerinin düzenlenmesi sağladık, son zamanlarda dünyayı sarsan tehlikeli COVİD-19 virüsüyle mücadele dairesi kurup, virüsün yayılamasın engellemek için birtakım tedbirler alındı. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birden fazla uluslararası kuruluşla virüsle mücadelede destek alınması ve çalışmaların koordine edilmesi için görüştük. Eğitim alanında Yüksek Öğretim Kurulunun kurduk. Rejimin vahşi askeri operasyonlarının neticesinde zorunlu göç mağdurları olan çocukların eğitimden kopmamalarını sağlamak için ücretsiz takviye eğitimi sunduk. Ayrıca 2020 yılı eğitim öğretim dönemi genel sınavlar hazırlık çalışmalarına da devam etmekteyiz. Suriye kuzeyinde ikamet eden vatandaşlarımızın gıda barınak ve güvenliklerini sağlamak için, El-Bab ilçesine bağlı Bizaa merkezde günlük 45 ton un üretim kapasitesine sahip bir un değirmenin açılışını ve zorunlu göç mağduru vatandaşlarımıza barınak sağlamak için kamp alanı inşaatı yapılması için arazi tahsis ettik. İlaveten Tel Abyad ve Sülük ilçelerine elektrik hizmeti götürülmesi için ‘”Al Kantari” elektrik trafo istasyonun bakımı yapıldı. Rasulayın ilçe merkezi ve kırsalına elektrik verilmesi için Tişrin barajında bulunan “Al Mabruke” üretim istasyonun çalıştırılması için gerekli adımları attık. Al Rai merkeze içme suyu verilmesi için su şebekesi yapımı çalışmalarını da başlattık. Hava durumu tespit ve zeytinyağı test laboratuvarı projelerini uygulamaya koyduk. Hayvan kaynakları üretim iyileştirilmesi soğutmalı sebze meyve depolama ünitesi inşaatı, fidanlık yapılması ve birden fazla tarım ürünüyle ilgili projeleri başlattık. Uluslararası çevrelerde, çeşitli düzeylerde Türk kardeşlerimizle periyodik bir şekilde görüşmelerimiz devam etmektedir. Hakeza ABD, Avustralya, İngiltere ve diğer ülkelerle birden fazla yabancı ülke temsilcileriyle görüşmeler yaptık. İnsani yardım kuruluşları ve uluslararası heyetlerle sürekli koordinasyon halindeyiz. Yakın geçmişte kardeş Katar Devletine ziyarette bulunduk, oradaki resmi mercilerle Suriye halkının meselelerini ve ızdırabının hafifletilmesi için atılabilecek adımları istişare ettik. Genel olarak zikrettiğim icraatlarımızın tamamı,  kurumsal yapılandırmanın tamamlanması, rejim ve müttefiklerimizin üzerimize açtığı soykırım savaşının Suriye halkı üzerindeki kötü etkilerinin hafifletilmesini hedefleyen stratejimiz kapsamında olmuştur.   Suriye Milli Ordusunun Bahar Kalkanı harekatındaki rolü ve ateşkes sürecini nasıl yönettiğiniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Suriye Milli Ordusu mensupları, her zaman bildiğimiz gibi kahramanca ve cesurca çocukları ve kadınları korumak için, gaddar rejimin unsularından, Iraklı, Lübnanlı, İranlı mezhepsel mislilerden aralarında Rus askeri şirketlerinde bulunduğu farklı uyruklarda paralı askerlerden oluşan büyük sayıda düşmana karşı hiç tereddütsüz mücadeleye koşmuştur. Suriye Milli Ordusu mensubu askerlerimiz, “sivil seyreltme” taktiği uygulayan Rusya’nın, aralıksız bir şekilde seyir eden Rus hava ve deniz kuvvetlerinin bombardımanı altında savaşmıştır. Bu soruya cevaba, Halep ve İdlib kırsallarına düzenlen bu son vahşi saldırının boyutunu anlatarak başlamamın sebebi düşmanın bu bağlamda hazırlıklarının ve hedeflerinin boyutuna dikkatinizi çekmek istememdir. Özgürleştirilmiş bölgelerin müdafaasında kilit rol oynayan Suriye Milli Ordusu, düşmana çok sayıda can ve araç-gereç zayiatı verdirmiştir. Çocukların ve kadınların korunması, bölgenin işgalini ve orta çağlarda yaşanan gibi toplu katliamların yaşanmasını engellemek adına, bu savaş boyunca Milli Ordu mensuplarımız Türk kardeşlerimizle birlikte omuz omuza mücadele verip kutsal kanlarını akıtmışlar böylece iki kan Suriye toprağına birleşmiştir. 5 Mart’ta imzalanan ateşkes anlaşmasını birden fazla açıdan değerlendiriyoruz. Birincisi, Türk kardeşlerimiz bütün yönetmeleri kullanarak Suriyeli sivillerin can güvenliğinin sağlanması ve özgürleştirilmiş bölgelerin korunması için ne kadar hassasiyet ve önem gösterdiklerinin tamamen farkındayız. Sadece siyaset ve diplomasi kanallıya değil aynı zamanda gerektiğinde askeri kanallarla da gerekli müdahaleleri yapacağının en somut örneği ‘Bahar Kalkanı Harekatı’ olmuştur. Türkiye’nin bu süreç içinde uğradı baskıların ve uluslararası tarafların Türkiye’yi nasıl yalnız bıraktığını ve hatta işbirlikçi bir tavır sergilediğinin farkındayız, nitekim bütün dünyanın göz önünde 9 yıldır kıyıma uğrayan Suriye halkına destek olamayan, NATO üyesi olan müttefik Türkiye’ye dahi bazı sözel açıklamalardan öteye gitmeyen gerçekçi bir destek vermediler. Öte yandan, özgürleştirilmiş bölgelerde hayata dair bütün temelleri hedef alan sürekli hava bombardımandan dolayı halkımızın günlük olarak çektikleri acı, ızdırap, zorunlu göç, şiddetli soğuk altına barınak ve gıda yokluğu ve başka bir sürü trajedi yaşanmakta olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Ateşkes anlaşmanın en önemli şartı olan Soçi anlaşmasının çerçevesinde zorunlu göç ettirilen sivillerin güvenli bir şekilde bölgelerine geri dönemleri olmuştur. Bütün dünyanın bildiği gibi biz de biliyoruz ki geçen yıllarda olduğu gibi göçe maruz kalan Suriyeliler rejim milislerinin bulunduğu bölgelere geri dönmek istemiyorlar. Bütün bunlar ateşkesin tarafımızca kabul edilmesine sebep olmuştur. Ancak Rus tarafının herhangi bir anlaşamaya veya mutabakata bağlı kalmayacaklarında da eminiz zira onları alıkoyan hiçbir ahlaki anlayış, siyasi taahhüt veya uluslararası mekanizma olmadığını biliyoruz. Ancak güç dengesinin değişimi onların hesaplarını yeniden yapmaya ve davranışlarını değiştirmeye ittiğini de herkes biliyor. Dolayısıyla bir elimiz hizmet götürmeye çalışırken diğer elimiz de tetikte hazır beklemekte. Sürekli Türk kardeşlerimizle koordine ediyoruz. Saf ve işleri gevşek tutan bekleyişle değil sabırlı bir şekilde tetikte hazır olarak Suriye rejiminin durdurulmasını ve ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasını bekliyoruz. Nitekim biz hiçbir zaman kan akıtılması ve savaş çıkartılması taraftarı olmadık. Altyapı ve sosyal yapı acısından Barış Pınarı harekatı bölgesindeki durum nedir? Barış Pınarı harekatı başarılıyla sonuçlanmasından hemen ardından bölgenin altyapı durumunu değerlendirmek amacıyla kapsamlı bir tarama yaptık. Maalesef ortaya çıkan sonuç dehşet vericiydi. PYD terör örgütünün çeteleri, terörü yayma amacıyla altyapıya büyük çapta tahribat verip birçok kamu binasını ve anayolu mayın tuzaklarıyla döşemişti. Bölgenin terör çetelerinden arındırılmasından hemen sonra aziz vatanımızın o parçasında hayatın normalleştirilmesi için hızlı bir şekilde hükümetimiz enkaz ve savaş kalıntıları temizleme, yol açma, başta sivil ve askeri polis, yerel idare ve yargı gibi devlet kurumların yapılandırılması ve Tel Abayda sınır kapısının tekrardan faaliyet sokulması çalışmalarına başladı. İkinci aşamada uyguladığımız etkin yönetişim ve ortak planlama ilkelerine göre sahada yaptığımız araştırmalara, vatandaşlarla düzenlediğimiz görüşmemelere dayanan önceden hazırlanan ve geliştirilen çalışma planına göre tarım, tahıl, elektrik, kamu hizmetleri, altyapı restorasyonu gibi birden fazla kurum ve müdürlüğü aşamalı olarak yapılandırılmasını sağladık. Tabi süreçte her zaman olduğu gibi yine Türk devleti tüm kurumlarıyla görevlerimiz yerine getirebilmemiz için gerekli tüm destekleri sağladı bu vesile ile tekrardan Türkiye’ye teşekkürlerimi sunarım. Hakeza modern hastanelerin inşaatların ve birçok okulun restorasyonunu yaptılar. Yoğun çalışmalarımıza rağmen açıkçası henüz bölgenin hizmet ve düzen açısından istediğimiz ve arzuladığımız seviyeye geldiğini söyleyemem. Hala yapılacak çok işimiz var altyapı onarımı çok büyük bütçelere ihtiyacı var. Örneğin çok sayıda okul halen hizmet dışı, aynı şekilde elektrik ve su şebekesi kötü durumda, bölge alanın büyük olması ve daha önce anlattığım terör örgütü tarafından sistematik bir şekilde çok büyük çapta tahribata uğramış olmasından dolayı çalışmaların tamamlanması için büyük imkanlara ve uzun zamana ihtiyacımız var. Sosyal yapı aynı altyapıda olduğu gibi PYD terör çetelerin işgali süresinde gecen karanlık günlerden nasibini almıştır. Öyle ki bölge, derin toplumsal sarsıntılara maruz kalmıştır. Terör örgütü yerel toplumun dokusunu değiştirmeye toplum arasında fitne tohumları ekmeye, vatandaşlık ilkesini vurmaya çalışmış ve yerel toplumlara yönelik zorunlu göç politikası uygulamıştır. Hakeza örgüt kendi emellerine hizmet eden projeler uygulamıştır. Zorunlu askerlik politikası uygulayan örgüt kadın ve çocukları da zorunlu bir şekilde örgütleyip militanlaştırmaya çalışmıştır. Bütün bunlar bölgenin toplumsal yapısının negatif bir şekilde etkilemiştir. Ancak emin bir şekilde bölgenin durumu iyi bir derecede pozitife doğru değiştiğini söyleyebilirim. Zira farklı etnik kökenlerden Kürt, Türkmen ve Araplardan oluşan bölgelerinden zorunlu bir şekilde göç ettirilen yerellerin büyük kısmı evlerine geri dönmüş ve halen bölgeye yönelik geri dönüş devam etmektedir. Barış Pınarı harekatının başarıyla sonuçlanmasından sonra bölge, Suriye’nin bütün köşelerinden gelen Suriyelilere güvenli bir sığınma alanı haline gelmiştir. Nitekim başka bölgelerde yaşanan çatışmalardan dolayı zorunlu bir şekilde göç eden insanlarımız bu bölgeye sığınmıştır. Burada asıl önemli olan vurgulanması gereken mesele, kadim medeniyetlerin temsilcisi asil Suriye halkının sahip olduğu yüksek ahlaki değerler toplumsal düzeyde yaşanan zorlukların ve sıkıntıların etkisinin daha az olmasına neden olmuştur. AB ve Yunanistan’ının Suriyeli mültecilere yönelik davranışlarının nasıl değerlendiriyorsunuz?Üzülerek belirtmeliyim ki, genel olarak Avrupa’nın duruşu ve özellikle de Avrupa’ya kalkan olan Yunanistan’ının duruşu, ölümden kaçan insanlara karşı uygulamış oldukları merhametsizce ve acımasızca davranışlar açıkça uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Şu gerçeği her zaman ve uzun süreden beri söylüyorduk, Avrupa Birliği, eğer yeni mülteci dalgası istemiyorsa Suriye dosyası ile ilgili gerekli ahlaki sorumluluğu alması ve olumlu adımlar atması gerekmektedir. Türkiye’nin, BM’ye 4 yıldan bu yana ”Güvenli Bölge” çağrısı yapmaktadır. Bizim de umudumuz sevdalısı olduğumuz ülkede güvenli bir şekilde yaşayabilmemiz için Suriye’nin kuzeyinde Esed ve Rus çetelerinin roket ve varil bombalarından temizlenmiş bir güvenli bölge kurulmasıdır. Lakin BM’nin ”Güvenli Bölge” için yardım elini uzatmaması ve bu suç örgütünün sivilleri katletmesine seyirci kalması nedeniyle Suriyelilerin önünde tek bir seçenek kalmıştır. O da ailelerinin ve çocuklarının hayattaki mukaddes hakkı için başka bir yerde yeni bir  hayat kurmaktır. Mülteci konusunda en büyük yükü Türkiye’ye bırakmak kesinlikle etik değildir. Türkiye bu konuda elinden gelenin fazlasını yapmakta fakat BM’nin bu durumu umursamadığı ya da görmezden geldiği görülmektedir. Suriyeliler tekrar deniz yolculuğuna yöneldiler arkalarında vatanlarını bırakarak zulümden, ölümden, umutsuzluktan, kesin bir çözümün olmayışından kısacası yarın belirsizliğinden kaçıyorlar. Bu zorlu umut yolculuğuna bu yüzden katlanıyor Suriyeliler. Yunanistan çok çeşitli ihlalleri acımasızca işlemiştir. Gerçek mermi kullanımı, insan onurunu aşağılayan işkenceler, elbiselerin ve bagajların çalınması, sert koşullarda gözaltı, cinsel saldırı, zorla tahliye edilme dahil olmak üzere çeşitli yollarla kasten öldürmeye teşebbüs etmiştir Tüm bunlar bize şu soruyu sordurmaktadır. Tüm bu davranışlar Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkenin askeri ve emniyet güçlerinin davranışı mı, yoksa faşist sağcı gruplar bu resmi elbiseleri mi giymişler? Öyle görünüyor ki, alınan karar, kullanılacak yöntem ne kadar gaddarca olursa olsun, ölümden kaçan Suriyelilerin geçişi engellemeye yöneliktir. Bu eylemler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa Birliği Temel Hakları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolünde korunan sığınma hakkını ihlal etmektedir. Suriyeli sivillere ve sığınmacılara yapılan saldırıların durdurulması için buradan tüm merkezlere, hukuki komisyonlara, sivil toplum örgütlerine, Mülteciler Yüksek Komiserliğine ve Avrupa’daki bağımsız medya örgütlerine çağrıda bulunmak istiyorum. Acıların dinmesi için, sivillerin katledilmesine önlemek için, çocuklar denizlerde boğulmasın diye sesinizi yükseltin katil Esed rejimine baskıları arttırın ve bu vahşeti sona erdirin. Siyasi çözümü uygulayın ve katilleri yargılayın.
Halid Hoca ile Röportaj
Halid Hoca ile Röportaj Röportajı gerçekleştiren: Kutluhan Görücü ve Ömer Özkizilcik Türkmen asıllı olan Halid Hoca, 1965 Şam doğumludur. 1979 yılında babası Salih Hoca’nın Hafız Esed döneminde hapse atılmasına müteakip Halid Hoca da 15 yaşında hapse atıldı. Çıktıktan sonra Libya’ya amcasının yanına giden Hoca, liseyi Libya’da üniversite eğitimini ise İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde Tıp Fakültesinde aldı. Üniversitenin ardından Türkiye’de doktorluk yapan Hoca, 2011 yılından sonra Suriye muhalefeti içerisinde yer aldı. Hoca, 2015 yılında SMDK başkanlığına seçildi.  Mart 2016’da ise görevinden ayrıldı. Soru: Özellikle size son dönemdeki siyasi gelişmeleri sormak istiyoruz. ABD’nin çekilme kararını siz nasıl değerlendiriyorsunuz ve Fırat’ın doğusu ile ilgili nasıl beklentileriniz var? Cevap: İlk önce Suriye rejimi özellikle kuzeyde otoritesini kaybettikten sonra ABD muhalefete destek vereceğini açıklamıştı ve hatırlıyorsanız ABD liderliğinde Suriye Dostları grubu oluşturulmuştu. Ancak ABD maalesef bu şemsiyeyi kullanarak muhalefete destek vermek yerine kuzeyde alternatif bir yapı kurmaya başladı. O daha sonra Demokratik Suriye Güçleri adı altında bir askeri yapıya dönüştü ve siyasi yapıyı da resmen PYD’nin liderliğine devretmişti. O yüzden 2011 yılı sonlarından beri, Türkiye’deki çözüm sürecini de kullanarak, Türkiye’den Suriye’ye geçen PKK unsurlarından da yaralanarak oradaki YPG’yi oluşturdu ve o yapıya ciddi bir yatırım yaparak muhalefete yardım adı altında oradaki kantoner yapıyı destekledi. Bu yüzden Trump’ın çekilme kararını ben şahsen ABD’nin ya oradaki yapıyı Ruslara devredecek ya Esad’la bir şekilde anlaşarak kurduğu kantoner yapıyı koruyarak devam ettirecek Ya da Pentagon’un oradaki yapıyı koruyarak kendi askeri varlığını sürdürmesi yoluna gideceği şeklinde okudum. Nitekim Pentagon’un isteği de daha ağır basmış görünüyorki çekilmenin yavaş olacağı Trump tarafından açıklanmış oldu. Bu da dediğim gibi aslında direkt bir çekilme değil . ABD, PKK uzantısı olan YPG’yi koruyacak bir şekilde siyasi bir anlaşma olduğu zaman, yaptığı yatırımı değerlendirerek masada güçlü olmak istiyor.   Soru: Yani siz Türkiye’nin operasyon yaparak bu varlığı dağıtamayacağını çünkü ABD’nin engel olacağı şeklinde mi değerlendiriyorsunuz ya da ABD, Rusya veya rejim bir şekilde anlaşarak bu SDG’yi Esad rejiminin bir parçası mı yapacak? Cevap: Hayır şimdi şöyle, Türkiye de aslında Suriye sahasına tek başına bir aktör olarak girmedi, bu şekilde de nüfuz alanını genişletmek istemiyor. Büyük oyuncularla yani Rusya’yla ya da ABD’yle anlaşarak devam etmek istiyor. Sonuçta kendi müttefiklerinin iradesine rağmen Türkiye orada bir operasyon yapmak istemiyor. Müttefiklerle anlaşarak bir şekilde ikna ederek terörist yapıyı ortadan kaldırmak istiyor. Burada Türkiye için önem teşkil eden iki yapı var. Hem PKK ve uzantısı olan YPG hem de Daeş ve diğer el-Kaide unsurları. Hepsi Türkiye için önemli bir tehdit . Fakat bunu tek başına çözme yoluna gireceğini düşünmüyorum.   Soru: Peki bu bağlamda Trump’ın DAEŞ’le mücadeleyi Türkiye’nin devralacağını açıklamış olmasını nasıl görüyorsunuz? Geri adım mı söz konusu Cevap: Hayır, unutmayalım ki DAEŞ’e karşı mücadeledeki koalisyonda Türkiye’nin lojistik bir destekle katılımı vardı. Nitekim el-Bab’a da o kapsamda girdi. Bu yüzden Türkiye için, burada DAEŞ’e karşı mücadeledeki koalisyonda hiç olmadığını söyleyemeyiz. Baştan beri vardı ve Lojistik destek de veriyordu. Yalnız şu anda dediğim gibi Türkiye’nin hassasiyetleri söz konusu çünkü açık bir pozisyon var. ABD’nin müttefik saydığı yapı Türkiye’nin terörist saydığı bir yapı. YPG veya PKK… Ve ABD de bunuların müttefik olduklarını dile getirmekten çekinmiyor, sürekli söylüyorlar bunu . Suriye muhalefetine de söylüyorlardı. Türkiye’ye karşı da aynı retoriği dile getiriyorlar. Türkiye burada ABD’yi biraz daha zorlayarak DAEŞ’e karşı mücadelede bu yapıyı kullanmak yerine Türkiye’nin bu konudaki kazandığı tecrübeye güvenilmesi savını dile getiriyor. Ve nitekim Trump buna ikna olmuştu . Zaten Trump Suriye’de çok daha fazla kalmak istemiyor. Hatırlıyorsanız 2017’nin Eylül ayında Ruslarla Vietnam’da vardığı anlaşmaya göre Suriye’deki siyasi çözüm anayasal reform yaparak ve daha sonra seçimlere giderek olabileceği dile getirildi . Suriye’deki çözümü o şekilde gördüler ve ondan sonra Trump çekilmeyi Suriye’den düşündüğünü birkaç defa dile getirmişti ancak Pentagon şimdi olduğu gibi her seferinde engel oldu.   Soru: Peki, anayasa komisyonu demişken, geçen Cenevre’de Türk Rus Ve İran heyetleri anayasa komisyonunun bu sene başında çalışmalara başlayacağını ifade etti. Oradaki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür sıkıntılar var? Ya da neler doğru ya da yanlış gidiyor? Bu sene içerisinde bir gelişme bekliyor musunuz? Cevap: Benim şimdi şahsi kanaatim bu anaysa komisyonu meselesi tamamen Rusya’nın güdümünde olan bir yaklaşım. Putin başından beri Suriye’de hiçbir şekilde ne rejim değişikliği ne de anayasal değişiklik istiyor. Burada, Astana sürecinin başında da Astana’ya katılan muhaliflerin, ÖSO temsilcilerine sunulan değişiklikler de Moskova’nın ön gördüğü değişikliklerdi. Ön gördüğü değişiklik de şu: 2012 anayasasını yani Beşar Esad yönetiminde gerçekleşen 2012 anayasayı muhalefetin de katılımıyla reforme ederek tekrar yeni anayasa olarak sunulmasını istiyor. Bu anayasaya göre Putin Beşar Esad’ın da seçimlere katılabileceğini söylüyor. Putin’in öngördüğü şey bu. Astana sürecinde gösterdiği yaklaşım da bu. Amerikalılar ile müzakere ettiğinde gösterdiği yaklaşım da bu. Bu yüzden ben açıkçası bu Amerika ve Rusya anlaşmasına göre varılan sonucun Suriye’ye istikrar getireceğini düşünmüyorum. Nitekim bunun öncesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkan kararlar var. 2118 sayılı karar ve daha sonrasında ona dayanan 2254 sayılı karar, rejim değişikliğini öngörüyor. Yani eğer Suriye’de bir istikrar gerçekleştirmek istiyorsak önce bir geçiş dönemi olması gerekiyor. Geçiş döneminden sonra taraflar masaya oturur ve gerekli olan, geçiş adaleti , ulusal Barış , anayasa değişikliği, yeniden inşa, teröre karşı mücadele ve seçim gibi önemli ve öncelikli olan dosyalarda müzakere ile anlaşmaya varırlar. Ama Putin’in yaptığı; istikrar içim en öncelikli dosya olan siyasal geçiş dosyasının üstünden atlayarak ve diğer öncelikli dosyaları bir kenara iterek anayasa değişikliğinden başlamak ve bu şekilde devam etmektir . Şu anda anayasa komitesinde de bir sıkıntı var. Yani Rejim kendi adamlarının anayasa komitesinde ağırlıklı olmasını ve başkanlık yapmasını istiyor. Rusya da buna ses çıkarmıyor, Birleşmiş Milletler ise buna engel oluyor. BM sunulan listeyi şu ana kadar kabul etmedi. Bu yüzden şu anda anayasa komitesinin isimleri açıklanmadı. 2018’in sonunda, de Mistura kendi raporunu Guterres’e sunarken bu sıkıntıyı dile getirdi. 2019’da şu an Geir Pedersen adında yeni bir BM temsilcisi var. De Mistura’nın bıraktığı yerden mi devam edecek yoksa farklı bir yaklaşım mı gösterip tekrar Cenevre Süreci’nin durduğu yerden mi başlayacak onu göreceğiz.   Soru: Peki, bu bağlamda siz siyasal geçişi vurguladınız ama şu an bilfiil olarak özellikle BAE olsun Bahreyn olsun bir de Arap Birliği konuşulmaya başlandı. Esad rejimi ile diplomatik ilişkileri tekrar kurduklarını görüyoruz. Burada siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve geçiş sürecinin hala Esadsız olabileceğini mümkün görüyor musunuz? Cevap: Şöyle ki aslında karşı devrim ekseni dediğimiz eksen Sisi’nin iktidara darbeyle gelmesiyle beraber çok net belirdi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve bu üç ülkeyle beraber Ürdün nispeten var Bahreyn ise Suudi Arabistan’ın uydusu olarak tavır alıyor. Ama bu üç ülkede hem Suriye Dostlar Grubu’nun çekirdeğinde de mevcut olan hem de devrim karşıtı ve rejim değişikliği istemeyen ülkelerdir . Hem Suriye muhalefetine destek vereleri hem de rejim değişikliğine karşı olmaları oksimoron bir durumdu . 2014 yılından sonra bu çok net şekilde belirdi ve bunların rejime doğru yanaştığını bizler de gördük. Bu yüzden şu an tekrar rejimi Arap Birliği’ne kazandırma çabaları, BAE, Ürdün, Suudların tavrını garip görmüyoruz. Çünkü çok net şekilde şu an Sudan’da olan halk hareketlenmelerinin karşısında da aynı eksenleri görüyoruz. Bu yüzden şu an Ortadoğu’daki değişikliği çok iyi görmek lazım. Uzun vadeli görmek lazım. Esad konusuna gelince de aynı şekilde bu diktatör rejimlerle istikrar gelmeyeceğini bilememiz gerekiyor. Bu rejimler kaldığı sürece ancak kaotik ortam devam eder. Halk ile bu rejimler arasındaki ip kopmuş durumda. Yemen’deki, Libya’daki kaotik ortam kalsın diyenler yine bu karşı devrim eksenini oluşturan rejimlerdir. Libya’da meşru hükümete karşı Hafter’i desteklediler, Yemen’de ilk başta Husileri müslüman kardeşlere yakınlığı ile bilinen Islah hareketine karşı desteklediler, sonra Husilere karşı devrik Başkan Ali Abdullah Salih’i desteklediler şimdi de Islah hareketine tekrar sığındılar . Şu anda Tunus’ta da aynı şeyleri görüyoruz. Yeter ki halkın arzuladığı onurlu yaşama ve özgürlükçü, demokratik ortam oluşmasın. Çünkü bu domino etkisi devam edecek sıra kendilerine geleceğini biliyorlar. Olay bu kadar basit. Sorunuzun cevabına gelince bunu farklı bir yaklaşımla cevaplamak istiyorum. Esad’lı bir Suriye mevcut kaotik ortamı ve uluslararası oyuncuların müdahalesine açık parçalanmış bir Suriye’nin devamı demektir .   Soru: Peki, siz şimdi devrim karşıtı koalisyondan uzun uzun bahsettiniz ama yüksek müzakere heyeti Riyad’da oluşturuldu. Bunun ikisini nasıl beraber görmek gerekiyor? Cevap: Aslında muhalefetin Türkiye’de başlayıp Riyad’da bitmesinin de uzun bir hikayesi var. Biliyorsunuz Muhalefet biliyorsunuz Türkiye’de oluştu ve tamamen milli çizgideydi. Suriye Dostları Grubu’nun çekirdeğinde olan ülkeler(Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve Mısır) sürekli müdahale ederek muhalefete şekil vermeye başladılar, başka bir tabir ile sulandırdılar. Türkiye ve Katar’ın desteğinden çekip kendilerine doğru çekmeye başardılar. Buna da Rusya, ABD, AB gibi uluslararası oyuncular da müdahil oldu.Yüksek Müzakere Heyeti şeklinde bir yapı kurup böylece merkezi Türkiye’den Riyad’a çekmiş oldular. Yüksek Müzakere heyeti şu an sulandırılmış halde göreve devam ediyor. Türkiye’de kalan Suriye Ulasal Koalisyonu ise pasifleştirildi .YMH oluşturulduğunda ilk başta %70 civarında devrimci askerler ve siyasilerden oluşan , Cenevre çizgisini ve geçiş sürecini öncelikli gören bir muhalefet ilken şimdi Rusya, BAE, Mısır gibi ülkelerin müdahalesiyle çok farklı bir şekil almış durumda . Durum böyle olunca ben de dahil birçok siyasi figür çekildi. Birçok siyasi figür artık muhalefetin farklı bir yol aldığını düşünüyor, devrimin öncelik gördüğü dosyaları karşı devrimci eksenin isteği üzerine hasıraltı edildiğini ve şu an Rusya’nın güdümünde olan bir muhalefet olduğunu görüyoruz.   Soru: Bu bağlamda Astana sürecine olumlu yaklaşmıyorsunuz. Basına verdiğiniz demeçlerden bir devrimci hareketin çok demokratik olduğunu ve devrim sürecinin bu şekilde manipüle edildiğini söylüyorsunuz. Devrimin elit bir kadrosu olması gerektiğini ve bunun hem sahada hem siyasi alanda olması gerektiğini söylüyorsunuz. Sizce Suriye muhalefetinde bir devrim eliti oluşsaydı bugünkü tablo değişir miydi ve Astana sürecine de bu bakımda değinebilir misiniz? Cevap: Benim başkanlığım döneminde ben şunu dile getirmiştim. Devrim üç ayak üzerinde durur. İlki askeri mücadeledir. Çünkü artık askeri bir mücadele başlamış Özgür Suriye Ordusu diye bir ordu oluşturulmuş Suriye Halkı Dostları tarafından tanınmış bir ordu vardı. İkincisi de Suriye Ulusal Koalisyonuydu. 120 ülke tarafından tanınmış , ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin dâhil birçok ülkeye koalisyon tarafından resmi ziyaretler gerçekleştirildi ve koalisyon yetkilileri dışişleri bakanı nezdinde, ulusal güvenlik danışmanı nezdinde ve devlet başkanı nezdinde karşılandı . O yüzden tanınmış ve meşru bir muhalefet karşımızdaydı. Üçüncü olarak halk ayağı vardı. STK’lardan oluşan veya kucaklayıcı zemin dediğimiz kurtarılmış bölgelerdeki halk kitlesi bu muhalefete destek veriyordu. Benim o zamanki projem muhalefetin bu üç ayak üzerinde birbirleriyle koordineli bir şekilde çalışmasıydı. Elitlerin, ÖSO, siyasi hareket ve kucaklayıcı zeminin bir arada olması gerektiğini savunuyorduk ve çalışmalarımızı bu şekilde yürüttük. Ancak Astana süreci farklı yön aldı. Astana Süreci’nde aslında Putin’in amacı şuydu: Siyasileri bir kenara iterek direkt sahadaki askeri grupların liderleriyle görüşüp içerde alan kazanmaktı ve bunun için birçok enstrüman kullandı. Bazen destek ,bazen tehdite başvurdu. Bölgeleri kuşatıp bombardımana tuttu. Sonuçta bir şekilde askeri liderleri masaya getirebildi ve siyasileri tedricen uzaklaştırdı. Askerler maalesef siyaseti bilmedikleri teker teker bölgelerinden oldular. Güneyden kuzeye doğru, Şam dâhil göç ettiler. Topraklarını teslim ettiler. Şu anda Astana Süreci’nin geldiği nokta Putin’in istediği nokta. İlk başta ön gördüğü Suriye’deki değişim anayasal bir değişimdir. İktidar kalır, rejim kalır, anayasa reformu yapılarak Esad’ın meşruiyetini tekrar kazandırarak Esad’ı seçimlere tekrar sokmak amacıydı. Rusya bunu büyük oyuncularla veya Türkiye gibi bölgesel oyuncularla bir pazarlık aracı olarak da kullanıyor. Türkiye , baştan beri Suriye muhalefetinin meşru taleplerine destek veriyor.Her ne kadar Astana sürecinde Rusya ile beraber hareket etse de sayın cumhurbaşkanı Esad noktasındaki ısrarını sürekli dile getiriyor. Esad’lı bir Suriye olmaz. Bazen bunu İngilizler de dile getiriyor.  Ama Amerikalılar uzaktan izliyor çok fazla bu durumla ilgileniyor gibi gözükmüyorlar. Daha önce yine bir çekilme kararı söz konusu olmuştu ve YPG’liler ABD’nin da müsaadesiyle hemen Şam’a anlaşmaya gitmişlerdi. Bu durum çok Amerikalıların umurunda değil ancak Türkiye’yi ilgilendiriyor. Türkiye kesinlikle güney komşusu Suriye halkının istikrarlı olmasını istiyor. Suriye halkına hem siyasi hem insani hem askeri olarak destek verdi ve bu desteğini sürdürüyor. Türkiye’nin bu noktada çok zorlu bir görevi var. Hem işgalci olan Rusya’yı ikna ederek muhalefete alan açmak istiyor hem de Amerikalılar ile anlaşmaya vararak terör örgütlerini sınırları üzerinden yok etmek istiyor. Fakat dediğim gibi asıl oyunu Ruslar ve Amerikalılar kuruyor.   Soru: Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Cevap: Yoktur, çok teşekkür ediyorum.
Eski Tel Abyad Meclis Başkanı Ekrem Dede ile Röportaj
Eski Tel Abyad Meclis Başkanı Ekrem Dede ile Röportaj Ekrem Dede Suriye’deki savaşın başlamasından sonra Tel Abyad şehrinde yerel meclisin kuruluşuna öncülük etmiş ve başkanlığını yapmıştır. DAEŞ’ın şehri işgal etmesi sonrasında Türkiye’ye kaçan Ekrem Dede, sonrasında şehrin YPG’nin kontrolüne geçmesinden dolayı tekrar şehre dönememiştir. Ekrem Dede Tel Abyad bölgesindeki Türkmen Dede aşiretine mensuptur. Hazırlayan: Ali Akbaba Suriye Gündemi:  Merhabalar, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ekrem Dede: Öncelikle Suriye Tel Ebyad’ta on beş yıl avukatlık yapmış bir “Hukukçuyum”. Suriye Devriminin başlamasıyla birlikte, bende bir hukukçu olarak devrime destek verdim. Barışçıl gösterilere katılıp tutuklananlar masum insanların duruşmalarına katıldım, karşılık beklemeksizin savundum onları savundum. Bu nedenle ben de kısa bir süre Esad Rejiminin cezaevinde hapis yattım. Cezaevinden çıktıktan sonra Suriye Devrimini desteklemeye devam ettim. 2012 yılında, Özgür Tel Ebyad Mahalli Meclisini kurdum ve başkanlığını yaptım.  2013 yılında,  DAEŞ’in bölgeyi işgal etmesine müteakip, Türkiye’ye gelmek durumunda kaldım. DAEŞ terör örgütünden sonra PYD terör örgütü bölgeyi işgal etti. Ardından, Mahalli Meclis Başkanı olarak bizlere PYD terör örgütünün himayesi altında çalışma teklifi geldi. Ben kesinlikle bir terör örgütünün çatısı altında çalışmam, böyle bir terör örgütünün çıkarı için hizmette bulunmam dedim. PYD’nin DAEŞ ‘ten hiçbir farkı yoktur. Bu terör örgütlerinden dolayı Türkiye’de ikamet ediyorum. Reisin, Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyonla ilgili açıklamalarını ve bu açıklamalara müteakip gelişmeleri heyecanla takip ediyorum. Tekrar bölgeme dönmenin umudu ve bu ihtimalin sevinci ile yaşıyorum.  Suriye Gündemi: Aşiretinizin mevcudiyeti nedir ve Aşiretiniz hangi bölgelerde yaşamaktadır? Ekrem Dede: Türkmen’im, El-Dedet Aşireti mensubuyum. Tel Ebyad, Hamam ve El-Türkmen bölgeleri dahil Rakka’nın merkezinden kırsalına kadar birçok bölgede aşiretimin mevcudiyeti söz konusudur.  Suriye Gündemi: Tel Abyad bölgesindeki nüfus dengeleri nedir? YPG’nin bölgeyi işgal etmesi sonrasında bölgedeki demografik yapı nasıl bir değişikliğe uğradı?  Ekrem Dede: Rakka şehir merkezinde ve çevre ilçelerinde yaşayan insanların sayısı bir milyon iki yüz bin civarındadır. Bu sayı içerisinde Arap, Kürt, Türkmen ve Ermeni olmak üzere birçok etnik grup varlık göstermektedir. Dolayısıyla bir etnik farklılık söz konusudur. Bu sosyolojik farklılığın istatistiksel oranları ise: %96’sı Arap, diğer kalan %4’lük kısmı ise diğer etnik unsurlar şeklindedir.  YPG’nin bölgeyi işgal etmesiyle birlikte, bölgede Abdullah Öcalan’nın dünya görüşünü benimsemeyenlere karşı baskı arttırıldı. Bu baskı neticesinde, PYD terör örgütü tarafından, bölgede yaşayan insanlara tehcir/ zorunlu göç politikası başlatıldı. SDG, bölgenin Demografisinin, Kürtler lehine değiştirilmesini sağladı. Bu bağlamda, uydurma bahaneler ile Arap, Kürt, Türkmen ve Ermenilere ait 10 köy yerle bir edildi. PYD’nin bölgedeki demografik yapıyı bozma çabaları, halen daha devam etmektedir. Suriye Gündemi: Tel Abyad bölgesinde uyuşturucu kullanımının, son dönemde oldukça arttığı belirtilmekte. Sizin bu konu hakkındaki bilginiz var mı? Ekrem Dede:  Avukat olduğumdan dolayı, bölgede uyuşturucu madde satıcısı ve kullanıcısı hakkında bilgi sahibiyim. Daha önce uyuşturucu madde kullananlar ve madde bağımlısı olanlar, toplum tarafından dışlanıyordu. Uyuşturucu madde kullananlar toplumda kabul edilmiyordu ve toplum tarafından reddediliyordu. PYD terör örgütü bölgeyi işgal ettikten sonra, uyuşturucu haplarını bölgedeki insanlara bedava dağıtmaya başladı. Şuanda Tel Ebyad’ta uyuşturucuya ulaşmak çok kolay. Uyuşturucu artık normal dükkanlarda, sigaradan bile daha ucuz fiyatlarla satılıyor. Şuanda uyuşturucunun, köylerde bulunan tarım arazilerinde ekilmesinin önünde, hiçbir engel bulunmuyor. PYD, Türkiye sınırında bulunan birçok köyde (El Haşişe,El Yebse, Beğdik köyü), binlerce dönüm uyuşturucu ekili arazilere sahiptir. PYD uyuşturucu ekili bölgelerde askeri kontrol noktaları oluşturarak, bu alanları koruma altına almıştır. Maalesef bu şekilde toplumun ahlakını dejenere edip, gençleri ifsat ediyor. Yıkılan binalar yeniden  yapılır ancak toplumu bozulan yapısını yeniden düzeltmek, ıslah etmek çok zordur. PYD toplumun yapısını çökertti. Uyuşturucuya müptela olmuş gençlerin, ölüden hiçbir farkı yoktur. PYD terör örgütü özelikle gençlerimizi bağımlı hale getirerek, toplumsal yapımızı bozdu ve çok büyük zararlar verdi. PYD’nin bölgeye vermiş olduğu bu zararı yıllarca telefi edemeyiz. Suriye Gündemi: TSK ve ÖSO’nun, Menbiç ve Fırat’ın doğusuna yönelik düzenleyeceği operasyon hakkında ne düşünüyorsunuz? Bölgedeki insanlar operasyonu nasıl karşılayacaktır? Operasyona yönelik endişeleriniz var mı? Ekrem Dede:  Aslında bu operasyonu Rakka halkı, 2 yıldan beri özlemle beklemektedir. Aslında geç kalınmış bir operasyondur. Rakka halkı, bölgeyi teröristlerden arındırma amaçlı yapılacak bu operasyona olumlu bakmaktadır. Bizler, Türkiye’nin bu adımını, bizleri teröristlerden kurtarma operasyonu olarak görüyoruz. Türkiye’nin bu hamlesini, 1945 yılında bölgemizi Fransızlardan arındırıp kurtuluşumuzu sağlamamızdan sonra, 2. kurtuluş olarak addediyoruz. Bizim sürekli olarak bölgedeki insanlarla irtibatımız var. Bölge insanı, bizleri ne zaman teröristlerden kurtaracaksınız, diyor. Halk, Türk ordusu ile ÖSO arasında oluşturulan askeri birliği, sömürüden ve zulümden kurtarıcı olarak görmektedir. Suriye Gündemi: Fırat’ın doğusuna operasyon gerçekleşirse buna yönelik endişelerinizi bizimle paylaşır mısınız? Ekrem Dede: DAEŞ, Rejimin Şebihaları ve PYD’nin uyuyan hücrelerine karşı dikkat etmek gerekiyor. Fırat’ın doğusunda halk, Türkiye’yi ve ÖSO’yü dört gözle bekliyor ve kurtarıcı olarak görüyor. Türkiye ve ÖSO’nun halkta karşılığı var. Bundan dolayı bölgenin özgürleştirilmesi çok kolay olur. Bölgenin özgürleşmesi için zaten bütün şartlar mevcut. Onun için büyük bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Suriye Gündemi: Fırat’ın doğusundaki aşiretlerin Türkiye’ye, ÖSO’ya ve Esed Rejimine yönelik tutumları nedir? Ne tür farklılaşmalar vardır? Ekrem Dede:  Aşiretler,  Türkiye’yi ve ÖSO’yu her münasebette hayırla yad etmektedir. Yeniden özgürlüğün ve insanca yaşamanın adresi, şeklinde görmektedirler. ÖSO demek, Suriye halkı demek aşiretlerin evlatları demektir. Aşiretlerin Rejime karşı bakışı açısı ise, Rejim bizi sekiz yıldır öldürüyor,  tehcir ediyor, evlerimizi yıkıyor, zenginlik kaynaklarımızı sömürüyor, şeklindedir. Rejim artık Suriye’yi temsil etmiyor, Rejim demek, Rusya ve İran gibi devletlerin işgali demektir. Bildiğiniz gibi bölgemizin sosyolojisi aşiretlerden oluşuyor.  150 aşiret temsilcisi, Türkiye’nin ve ÖSO’nun bir an önce Fırat’ın doğusuna operasyon yapıp, terör örgütlerini bölgeden temizlemeleri için çağrıda bulundular. Bu da bize neyi gösteriyor, bölgede yaşayan askerlerin, Pyd terör örgütünün varlığından büyük rahatsızlık duyduğunu ve bölgenin asıl unsuru olan yerli halkın geri gelmesini istediklerini gösteriyor. Suriye Gündemi: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?  Ekrem Dede: Suriye’nin mazlum halkına kucak açan ve misafir eden, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onun kardeş halkına çok teşekkür ederiz. 
Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Dr. Muhammed Vecih Cuma İle Röportaj
Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Dr. Muhammed Vecih Cuma İle Röportaj 1960 yılında Halep’in Menbiç ilçesinde doğan Dr.Muhammed Vecih Cuma, Cerablus kırsalında yerleşik bir Türkmen ailesine mensuptur. Aslen genel cerrah/tıp doktorudur. 1995-2003 yılları arasında Menbiç Devlet Hastanesi’nde başhekimlik görevini sürdürmüş; 2003 yılından 2011 yılına kadar Halep El Razi Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanlığı yapmıştır. 2010-2012 yılları arasında Halep Tabipler Odası Başkanlığı yapmıştır. 2011 yılında Suriye Devrimi’nin başlaması ile Suriye siyasi muhalefeti içerisinde aktif görevlerde bulunan Dr. Muhammed Vecih Cuma, 2014-2016 yılları arasında Suriye Geçici Hükümeti Sağlık Bakanlığı görevini yürütmüştür. 10 Şubat 2018’den beri de Suriye Türkmen Meclisi Başkanlığı görevini yürütmektedir. Dr. Muhammed Vecih Cuma ve Suriye Türkmen Meclisi hakkında ayrıntılı bilgi için yayınladığımız diğer içerikler: Muhammed Vecih Cuma Suriye Türkmen Meclisi Röportaj’ı Gerçekleştiren: Kutluhan Görücü, Ömer Özkızılcık Suriye’de Türkmenlerin varlığı hangi dönemlere dayanıyor ve Türkmenler hangi bölgelerde yaşıyor? Suriye’de Türkmenlerin varlığı en az 1000 yıllıktır, bunun en önemli kanıtı da Süleyman Şah Türbesidir. Selçukluların kurduğu devlet de Halep merkezlidir. Selçuklular öncesinde de Türkmenlerin bölgede varlığı bulunmakta idi ancak bu varlık askeri ağırlıktı, Abbasiler ile beraberdiler. Ve bu bölgeler huzuruna Türkler geldikten sonra kavuştu, Türkler gelmeden önce insana önem veren bir anlayış ile yoktu. Türkler, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışına sahipti. Türkmenler, yaklaşık olarak Suriye’nin her bölgesinde varlığı bulunmaktadır ancak özellikle Halep, Bayır Bucak, Hama, Humus, Şam ve Şam kırsalı ile Rakka’da da varlığımız bulunuyor. Tel Abyad’da Hamam Türkmen başta olmak üzere o bölgede çok sayıda köyümüz bulunuyor. Ayrıca Golan Türkmenleri var, Golan Türkmenlerinin Sivas’ta akrabaları var ve buraya geldikten sonra görüştüklerinde çok güzel görüntüler ortaya çıktı. Suriye Türkmen Meclisi faaliyetlerini nasıl yürütüyor? Ve Suriye Türkmenlerinin geri dönüşünü sağlamak bir için bir çalışmanız bulunuyor mu? Öncelikle biz şuan Türkiye’de varsak, bu bizim için bir hazırlık süreci. Biz kendimizi vatana dönmek için hazırlıyoruz. Suriye Türkmenlerinin geri dönüşü için bir kampanyayı bu senenin Mart ayında başlattık. Kamplara ziyaretlere gittiğimizde bu konuda çok güzel geri dönüşler aldık ancak %100 bir geri dönüş olması mümkün değil. Çünkü burada iş veya eğitim nedeni ile Türkiye’de kalan insanlarımız var. Ama bizim ana hedefimiz vatana dönüş. Orada biz sayı olarak tarih boyunca basit bir varlığımız olmamıştır. Biz Suriye’nin medeniyetini inşa eden bir toplumuz, Suriye’nin her köşesinde bir Türkmen’in izi var. Ayrıca bizim ecdadımızın ve şehitlerimizin kanı var. Biz Suriye’yi kimseye bırakmayacağız. Suriye Türkmen Meclisi, şuan da Suriye’nin içerisine taşındı, artık Çobanbey’de de bir ofisimiz var. Şuan bölgede 8 sivil toplum örgütümüz ve 3 kültür merkezimiz var. Ayrıca dil kursları başlattık Türkçe öğretimi için. Humus Türkmenleri de tehcir edilerek bu bölgelere geldi, onlarla bağlantınız nasıl ve durumları nedir? Aslında bizim onlarla iletişimimiz kuşatma altında oldukları zamandan beri var. Oradan çıkışlarına çok üzüldük, uluslararası durum onları bu noktaya getirdi ve çoğunlukla Zeytin Dalı bölgesinde yer alıyorlar ve bizim onlarla çok yakın bağlantılarımız var. Sürekli olarak ziyaret ediyoruz, gidip geliyoruz. Türkiye’nin ve Türkiye’de STK’ların desteği ile onları makul bir durumda tutmak istiyoruz ancak onları memnun edecek tek şey onların vatanlarına geri dönmesidir. İnşallah vatandan ayrılmaları çok uzun sürmez. Suriye’de genel bir çözümün bulunması ile bu insanlar vatanlarına geri dönerler. Sizin açınızdan genel bir çözüm neleri kapsamalıdır ve Suriye Türkmen Meclisi olarak yapılması gereken maddeleriniz var mı? Aslında Suriyeliler demokrasi ve hukukun uygulanması için ayaklandı. Eğer demokratik geçiş yaşanmaz ise bu devrim amacına ulaşmamış olur. Biz Suriye’nin kurucu unsuru olarak anayasada yer almak istiyoruz. Bazı insanlar vatandaşlık yeterli olur gözüyle bakıyor ancak biz anayasada belirgin bir şekilde yer almak istiyoruz. Siz Suriye’de ayrılıkçı bir gündem taşımıyorsunuz, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve özgür bir Suriye devletini savunuyorsunuz. Peki, bu devlet içerisinde Suriye Türkmenlerinin anadilde eğitim hakkının anayasada yer almasını istiyor musunuz? Bu yönde beklentiniz var mı? Aslında sürekli olarak bize kültürel haklarınızı alırsanız yeterli olur şeklinde denildi. Ancak biz bir toplumun bütün haklarını istiyoruz sadece kültürel haklarımızı değil. Suriye’nin önemli kararlarında bir payımızın olmasını isteriz, siyasi haklarımızı da istiyoruz. Dil meselesi, artık çok demokratik ve ilkesel bir konu. Tartışılmayacak bir şey dil hakkı. Biz fazlasını değil, sadece haklarımızı istiyoruz ve bunları elde etmek için siyasi ve uluslararası alanda mücadele ederiz, sahada da önemli bir varlığımız var. Tabi Allah’a şükür bizim Türkiye’miz var. Anayasa konusu açılmışken, İstanbul zirvesinde anayasa sürecinin başlatılması konusunda kararlar alınmıştı. Anayasa komisyonundaki süreç nasıl işliyor, siz Suriye Türkmen Meclisi olarak yer alıyor musunuz? Bizim anayasa konusunda farklı bir görüşümüz var. BM Güvenlik Konseyi kararına göre, yani 2254 nolu karara göre, siyasi geçiş olur ve sonra anayasa yazılır. Ancak uluslararası güçler, anayasa ile başlayalım diyor. Bu durum bizim için çok doğru değil, uluslararası ittifak olduğu için biz evet diyoruz. Ancak biz anayasa meselesinin zamanlamasını doğru bulmuyoruz. Diyelim ki, anayasa yazıldı, bu anayasayı Beşar Esed mi onaylayacak? Esed ile bir geçiş süreci olamaz.  Sizin Esed’in kişiliği ile mi sorununuz var yoksa burada Baas rejimi ve sistemi ile mi? Baas rejimi içerisinden Esed’e bir alternatif çıkması durumunda siz bunu kabullenir misiniz? Tekrar söylüyorum,  biz demokratik bir sistem istiyoruz. Esed gitsin isim olarak, Baas kalırsa aynı diktatörlük sistemine geçmiş oluruz. Esed’in şuanda kontrolü dahi yok, Ruslardan veya İranlılardan talimat alıyor. Ayrıca şuan Suriye’nin %40-45’i Esed’in elinde değil. Fırat’ın doğusunu da düşünürsek. Baas’ın iktidarda kaldığı bir noktada, Siz Türkiye’nin Morek’ten Fırat’ın doğusuna kadar olan bölgede de-facto bir ‘Özgür Suriye’ devleti modeli ortaya koymasına nasıl bakarsınız? Sadece ilk adım olarak bunu kabul edebiliriz ancak biz tüm Suriye’yi kapsayan bir gelecek düşünüyoruz. Ama burada çok mantıklı, güzel bir şey başlayabilir. Aslında bu süreçte başladı, Menbiçliler biz Afrin ve Cerablus modeli istiyoruz diyorlar. İdlib, inanın ki her bölgeden daha istekli. İlerleyen zamanlarda Hama’da der, Humus’da der. Yavaş yavaş Suriye’nin her yeri özgürleşmiş olur, tabi Türkiye’nin desteği ile. Bakın ben size anahtar bir şey söyleyeyim; Türkiye’nin desteği olmadan Suriye devrimi sıfır, her yönüyle sıfır. SMDK, İstanbul’da. İdlib, Afrin veya Cerablus’ta 4-4.5 milyon insan, Türkiye’de ise 3.5-4 milyon, Türkiye’nin denetiminde yaşıyor. Suriye halkının yarısına yakın insan Türkiye’nin gözetimi altında. Bazı insanlar Türkiye, Suriye’nin geleceğinde nerede olacak diyor. Türkiye şuanda hem sahada var hem masada var. Artık Suriye, Türkiye’siz bir şey değil. Siyasetten farklı toplumsal bir soru olarak, Türkmenler Türkiye’nin öncelediği bir toplum olduğu için diğer Suriyeli unsurlarla bir gerilim veya sürtüşme var mı? Hayır yok, az önce dediğim gibi Türkiye herkese eşit baktı. Yardımlar gelirken Suriye’ye herkese eşit dağıtıldı. Bizim bu konuda da katkımız oldu, biz yardımlar geldiğinde diğer unsurlara öncelik tanıdık. Çünkü bizim oradaki projemiz bütün insanlar yaşasın ki, bizde yaşayalım. Orada yüzlerce yıl komşuluk yaptığımız insanlar var, bunu kimse bozamaz. Biz, insana önem veren bir anlayışa sahibiz. Suriye’deki selefi akımların Suriye Türkmenlerine bir etkisi olmuş mudur? Olmuş ise Suriye Türkmenleri bundan nasıl etkilenmiştir? Biz İslam dinini tarih boyunca benimsemişiz, taşımışız ve yaymışız. Bu nedenle Suriye Türkmenlerinin üzerinde böyle bir etki hemen hemen yok diyebilirim. Biz Nusra’ya ve DAEŞ’e hiç kaymadık. Suriye’de bu konuda en sağlam toplum Türkmenler diyebilirim. Biz şuanda bunlara karşı savaşı verdik ve kazandık, şimdi bir fikir savaşı vereceğiz ve bu insanlara örnek olmak, bizim değerlerimizi bu insanlarla paylaşmak istiyoruz. Şuan da Menbiç’te Türkiye ve ABD bir devriye faaliyeti yürütüyor ve şartlar oluştuğunda sizin geri dönüş için bir çalışmanız var mı? Ayrıca Süleyman Şah Türbesinin eski yerine taşınmasında veya Fırat’ın doğusuna muhtemel bir operasyonda Türkmen birlikler burada yer alacak mı? Aslında ben bununla başlamak istiyordum. Süleyman Şah Türbesinin eski yerine taşınması şart ve türbeyi Türkmenler olarak biz koruyacağız. Fırat’ın doğusuna kesinlikle geçilmesi gerekir çünkü orada birçok yerde teröristler yuva kurmuş durumda, sınır boyunca. Bunların temizlenmesi gerekir. Şuanda Fırat’ın doğusunda YPG’ye artık büyük bir nefret ve ayaklanma var. Menbiç konusunda bizim farklı bir bakışımız var. Menbiç’i Menbiçliler yönetmeli. Ancak burada bir kardeşe ihtiyaçları olacak, o da Türkiye. Menbiç’in ahalisi Fırat Kalkanı modelini istiyor. Amerika’yı istemiyoruz. Ben bunu açık bir şekilde söyleyeceğim, bizim şehrimize PYD’yi getiren, işgal ettiren Amerikanlar. Biz Menbiçliler olarak Menbiç’in yönetimini, güvenliğini çok iyi bir şekilde yaparız ama bunda da Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız olacak. Ara ve son soru olarak muhtemel Tel Abyad operasyonu için ne düşünüyorsunuz? Biz buna bu şekilde alıştık, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dedikleri gerçekleşiyor. Sayın Erdoğan’da bu bölgelerde terör kalmayacak dedi. Bence bu operasyonlar Kandil’e kadar gitmeli, yılanın başı ezilmeli. Afrin’de olduğu gibi, burada da olur, hatta daha kolay olur. Nasıl insanlar Afrin’den PYD’yi kovdu ise buralardan da kovarlar.
Ulusal Özgürleştirme Cephesi Siyasi Büro Üyesi Hussam Tarsha ile Röportaj
Ulusal Özgürleştirme Cephesi Siyasi Büro Üyesi Hussam Tarsha ile Röportaj M. Hussam Tarsha (Abu Omar): Ulusal Özgürleştirme Cephesi Siyasi Büro üyesi ve Ahrar uş Şam Dış İlişkiler Direktörü Röportaj: Ömer Özkizilcik 1) Soçi Mutabakatı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Cevap: Mutabakat milletin devrimini temsil eden tüm kurumlarca ve Suriye’nin kuzeyindeki tüm insanlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Rusya’nın silahsızlandırışmış bölgedeki herhangi bir varlığını kabul etmeyeceğimizi açıkça gösterdik. Türk kardeşlerimiz itirazlarımızı anlayışla karşıladılar. Biz bu bağlamda Türkiye’nin gayretlerini destekliyoruz.  Biz bu mutabakatın kalıcı bir anlaşma olmasını ve Birleşmiş Milletler’in 2455 sayılı kararı bağlamında bir siyasal geçiş sürecine doğru evrilmesini istiyoruz. Böylelikle anayasa komitesinin çalışmaları da güvence altına alınmış olur, Suriye halkının arzuladığı siyasal geçiş süreci için yol haritası belirlenmiş olur ve Suriye’deki diktatörlük rejimi bitmiş olur. 2) Soçi Mutabakatı’ndan beri İdlib’te neler değiştir? Cevap: Devrimci hareketlerin çalışmaları noktasında, askeri hazırlıklar ve çalışmalar bağlamında hiç Bir şey değişmedi. Rusya’nın geçmişte verdiği sözlere ve yaptığı anlaşmalara sadık kalmamasından dolayı kahraman Suriye halkı Rus tarafına karşı güven duymuyor. Birçok bölge, özellikle Hama kırsalındaki cephe hattına yakın köylere birçok sivil geri döndü. Suriye Cevap Koordinasyonluğu’n raporlarında görebilirsiniz. Bu bağlamda medyadan da detayları görebilirsiniz. 3) Silahsızlandırılmış bölge için temel endişeleriniz nedir? Uygulayacak mısınız?  Cevap: Temel endişelerimiz üç ana konuya dairdir: Birincisi: Rejim’in doğrudan veya dolaylı olarak Rus desteği ile anlaşmaya ihanet etmesi. Bunu engellemek için Türkiye’deki kardeşlerimizin varlığı ve güvenceleri önemlidir. İkincisi: Bazı detaylar üzerinde görüşmeler ve tartışmalar devam ediyor, fakat mutabakatın esasını ilgilendiren konular değil. Biz bu anlaşmayı destekliyoruz ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kimliğinde Türk liderliğine Türkiye’nin, Özgür Suriye’nin ve halkının menfaatleri için gösterdikleri büyük gayretlerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Üçüncüsü: Rusların endişeleri bu anlaşmanın geçici olduğunu gösteriyor. Diğer gerilimi azaltma bölgelerin Rusya ve rejim tarafından ele geçirilmesi hala aklımızda bulunuyor. 4) Rejim tarafında Soçi Mutabakatı bağlamında herhangi bir gelişme var mı? Cevap: Rejim bu anlaşmayı geçici bir anlaşma olarak değerlendirmek istiyor ve bölgeyi ele geçirmesinin sadece zaman meselesi olduğuna inanıyor! Rejim’in Soçi Mutabakatı’ndan beri yapmış olduğu tüm ateşkeş ihlallerini raporlıyoruz. 5) Türkiye’nin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Cevap: Türkiye’nin rolü vaz geçilmezdir ve devrimci Suriye halkın amaçlarına ulaşabilmesi için bir kutup olarak etki etmektedir. Tüm devrimci güçler Türkiye’nin özel durumu konusunda mutabakata sahiptirler ve Türkiye’ye müttefiktirler. Allah’tan sonra Suriye halkının en büyük ve en önemli müttefiği olan Türkiye ile ilişkileri devam ettirmek ülkemizin ve halkımızın menfaatinedir. Biz ilham verici Türk liderliğini beğeniyor ve Suriye için daha fazla destek vermesini dört gözle bekliyoruz.
Özel Röportaj: Ahrar uş Şam Medya İlişkileri Sorumlusu Omran Muhammed
Özel Röportaj: Ahrar uş Şam Medya İlişkileri Sorumlusu Omran Muhammed Omran Muhammad Ahrar uş Şam’ın siyasi bürosunda görev almaktadır ve medya ilişkileri sorumlusudur. Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Q: Ahrar uş Şam’ın Rastan cebinde güçlü bir varlığı bulunduğu bilinmekteydi. O bölgeden tahliye edilen Ahrar uş Şam mensuplarına ne oldu? A: Sadece Rastan cebi değil. Bütün kuzey Humus kırsalı. Bölgedeki savaşçıların yarısı ve cephe hatların yarısı Ahrar uş Şam tarafından kontrol edilmekteydi. Tahliye edilen savaşçılar şuan kuzey Suriye’deki bütün özgürleştirilmiş bölgelerde bulunmaktadırlar. İdlib’te, Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerinde bulunuyorlar. Q: Ahrar uş Şam ve Rastan cebindeki bazı diğer gruplar siyasi koruma elde edebilmek için Milli Orduya bağlı 4. Tugay’ı kurdular. Fakat bölge yinede Rusya, İran ve Esed rejimi tarafından saldırıya uğradı ve bölge tamamen rejime teslim edildi. 4. Tugay’ı kurma hamlesi neden istenilen korumayı sağlıyamadı?  A: 4. Tugay siyasi koruma elde etmek için kurulmadı. Kurulma sebebi devrimin bulunduğu aşama ve durumuna cevaptır. Devrim sürekli olarak evrilmektedir. Son gelişmeler doğrultusunda ve bölgedeki direnişi güçlendirmek için 4. Tugay’ı kurmuştuk. Diğer bir sebep ise, bu kuruluşun Suriye İslam Alimleri Birliği’nin çağrısıdır, çünkü alimler grupların safları ve gayretlerini Milli Ordu bünyesi altında birleştirmelerini istemişti. Bölgede yaşanan ise Rusya, İran ve rejimin Astana’ya rağmen ‘scoerched earth’ stratejilerinde ısrar edip bölgeyi bombardımana tutmalarıydı. Rusya bizi ve bölgedeki halkı Guta’ya benzer bir sonuç ile tehdit etti. Aslında biz teslim olmadık. Guta bölgesindeki gibi direnmemiz mümkün değildi, çünkü Kuzey Humus kırsalının altyapısı ve coğrafi şartları ile Guta’nınkisi birbirinden çok farklı. Guta, Harasta ve Duma şehirlerdir. Fakat Kuzey Humus kırsalı köylerden oluşmaktadır. Böyle bölgelerde direnemezsiniz. Yukarıda izah etmeye çalıştığım sebepler bölgenin halkı için de ayan beyan ortadaydı ve onlar bizden bu duruma son vermemizi ve Guta benzeri bir sonucu engellememizi istediler. Ayrıca biz güçlerimizi Milli Ordu gibi uluslararası kamuoyu tarafından kabul edilen bir çatı altında toplamak istiyoruz ki Rusya, İran ve diğer düşman devletlerin bölgelerimize saldırmak için bahaneleri azalsın. Q: Ahrar uş Şam Nureddin Zengi Hareketi ile beraber Cephe Tahrir Suriye adı altında yeni bir birlik kurdu. Bu birlik gerçekte nedir? Cephe Tahrir Suriye’nin amaçları nedir?  A: Aslında gerçekleşen birleşmeden ziyade bir ortak cephedir. Belki ileride gerçek bir birleşmeye doğru evrilecektir fakat bunun için daha birkaç adım atılması gerekmektedir. Ayrıca bu devrimci karargahları birleştirmeye yönelik bir gayrettir. Belki grupların hakim olduğu şu anki durumdan tek bir ordunun hakim olduğu bir duruma doğru evrilmesi içindir. Cephe Tahrir Suriye’nin amacı kontrl ettiği bölgelerde tek bir sistemin oluşturulmasıdır. Ondan sonra özgürleştirilmiş bölgeler için devrimci kişilerden oluşan bir yönetimin kurulması hedeflenmektedir. Q: Cephe Tahrir Suriye ile Heyet Tahrir uş Şam arasında geniş çaplı çatışmalar yaşandı. Şuan İdlib’teki durum nedir? Bölge bu çatışmadan nasıl etkilendi? Sizce Heyet Tahrir uş Şam çatışma sonrasında zayıfladı mı?  A: İdlib’teki durum neredeyse tamamen durgunlaşmıştır. Nasıl etkilendik… Aslında tüm bölge genel manada zayıfladı. Kimin haklı ve kimin haksız olduğu fark etmeksizin silahların ve mühimmatların doğrusu olan ran’a, Rusya’ya ve rejime karşı kullanmak yerine bir iç savaşta kendi kendimize karşı kullanmış olmamız aslında büyük bir zafiyettir. Q: Birçok Suriyeli muhalif grup Ulusal Özgürleştirme Cephesini kurdu. Ulusal Özgürleştirme Cephesinin sizce amacı nedir? Sizin yeni kurulan çatı yapılanmaya karşı fikriniz nedir? Yeni kurulan yapılanma Heyet Tahrir uş Şam’ı zayıflatmak için mi kuruldu?  A: Ulusal Özgürleştirme Cephesi’ni kuran gruparın arasında en önemlisi Feylak uş Şam’dır ve Feylak uş Şam iyi bir gruptur. Yeni yapılanmanın lideri bir üst düzey komutandır. Yapılanmanın olumlu sonuçları olacağını düşünüyoruz. Yeni yapılanmanın kurulma sebepleri arasında Heyet Tahrir uş Şam’ı zayıflatma yoktur. Sebebi özgürleştirilmiş bölgelerdeki grupların gayretlerini birleştirmektir. Q: Huraşiddin ve Ensar el Tevhid grupların kurulması arkasındaki sebepler nedir? Sizin onlara karşı görüşünüz nedir?  A: HTŞ içindeki bazı üye ya da kişiler, HTŞ’nin Türkiye ile ilişkileri teslim olmak olarak değerlendiriyor ve onun gibi bir çok konu ve problem karşısındaki  politika değişikliklerini göz önünde bulunduruyorlar. HTŞ’den ayrıldılar ve farklı bir şey oluşturdular. Ayrıca onlar aşırıcılardır ve El-Kaide’den ayrı yürümeyi reddediyorlar. Bu sebeplerden ötürü bu ayrılık oluştu. Benim görüşüme göre daha fazla kan dökülmemesi, özgür bölgelerde insanların uluslararası toplum tarafından yakılmaması için bu oluşumların tamamen ortadan kalkması gerekiyor. Gerekli olan şey devrimin ilk zamanlarındaki gibi  hürriyet, özgürlük ve demokrasi gibi devrim ve ulusal hedeflere hizmet eden devrimci ve ulusal oluşumlardır. Q: ABD Heyet Tahrir uş Şam’ı terörist organizyon olarak ilan ettiğini resmi olarak duyurdu. Sizin bu konu hakkındaki örüşünüz nedir ve bu Idlib ve Suriye politikalarını nasıl etkiler? A:  ABD’nin yaptığı karşısında bizim duruşumuz ve düşüncemiz, Allah şahit, HTŞ’nin kendini fesh etmesi ve bu ismi elimine etmesi için çok kez tavsiyede bulunduk fakat onlardan olumlu bir karşılık alamadık. Bu sınıflandırmanın tüm bölgeyi siyaha boyamanın ilk aşaması olduğunu ve bu bölgeyi ağır bombardıman dalgasına ve bölgenin ağır bir şekilde yakılmasına açık hale getirdiğini biliyoruz. Q: Doğu Guta’nın, Rastan cebi ve Şam’ın güneyinin kaybedilmesi göz önüne alındığında, Astana süreci başarısız bir girişim olarak görülebilir mi? A: Astana görüşmelerini bir hata olarak görmek doğru değil. Bu görüşmeleri, sizi riske atan, özgür bölgelerden kalan bir adım ya da girişim olarak görmelisiniz. Bu görüşmeler başladığında, İran, Türkiye ve Rusya savaşı bitirmek ve ateşkes ilan etmek istediler çünkü tüm bu ülkelerin, savaşın bitiminden çıkarları var. Bu Astana’nın asıl sebebiydi. Guta ve Kuzey Hama’nın gibi bölgelerin düşüşünün asıl nedeni muhalifler ve Türkiye gibi dost bölgelerden uzak olduklarıdır. Bu nedenle ele geçirilmesi zor değildi.
Röportaj Serisi İdlib Devrimci Halk Komitesi Eski Başkanı Dr. Maamun Sayed İsa
Dr. Maamun Sayed İsa İdlib Devrimci Halk Komitesi’nın eski başkanıdır. İdlib Entelektüelleri Muhalifler Topluluğunun kurucu üyesidir. Rejim güçlerinin İdlib’i Suriye savaşın ilk yıllarında ele geçirmesinden önce İdlib’teki kurtarma faaliyetleri için İdlib Kurtarma Gençler Ekibinin kurmuştur. Şuan İnsani yardım faaliyetlerinde bulunan Ataa Derneğinde çalışmaktadır. Dernekte bünyesi altında yapılan tıbbi projelerin özgürleştirilmiş bölgelere yönelik tıbbi yardım desteğini koordine etmektedir. Aynı zamanda siyaset ve kamplardan yaşayan insanlar hakkında araştırmaları bulunmaktadır Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik   Suriye devrimin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye devrimi, Arap baharının devrimlerinden sonra olan bir devrim. Ben o barışçıl gösterilere katılmıştım. Barışçıl göstericileri rejim kuvvetlerine zeytin dalları ve gülleri veriyorlardı ve ben ona şahittim. O gülleri ve zeytin dalları verdikleri esnada göstericiler “halk ve ordu bir eldir” sloganları atıyorlardı. Fakat bu ordu, göstericilere,  verilen zeytin dallar ve güllere karşılık olarak ateş açtı. Sonra şehirleri, köyleri, orada yaşayan ahalinin başlarına patlattı ve bombaladı. Onlar kimyasal silahlar başta olmak üzere tüm öldürücü silahları kullandılar. Ben gösterilere katıldığımda “silah olmasın sınıfçılık, ırkçılık, şiddet olmasın” diye atılan sloganlara şahittim. Fakat devrim daha sonra rejimin zulmü ve ırkçılığı yüzünden silahlı bir devrime dönüştü. Rejimin, özgürlük ve iyi bir hayat yaşanmasını talep eden göstericilere açtığı ateşlere şahittim. Ve hapishanede olduğum sürede hapishanelerde uğradıkları zulme ve en şiddetli işkencelere de şahittim. 2011 yılında Esed, Nisanda bize çıkacağını söylediği zaman İdlib ahalisiyle birlikte Esed’in konuşmasını izliyordum. Suriye, iyiye ilerleyeceğini ve göstericilerin kendi oğulları gibi olduklarını söylüyordu fakat kendi kuvvetlerine (ordusuna ve polisine) ateş açmalarına gerektiğine ilişkin talimat veriyordu. İnsan kendi oğullarına ateş açar mı? Suriye devriminin ilk yılında Esed Ofisi Müdürüyle görüşen İdlib İlinin büyük adamları temsil eden heyetine katılmıştım. Ve General Husam Sukar’a şunu dedik: bizim gerçek isteklerimiz var. Biz rejime ve orduya karşı silah kaldırmak istemiyoruz  Onlar bizim oğullarımız ve bizim onlara dikkat etmemiz lazım. Rejim ordusu, İdlib ilindeki Zaviye dağına girerse o ve onun askerleri de öldürülecektir. İdlib ilinde sınırlı bir şekilde ortaya çıkan silahın, Mastuma, Utustrad, Şam, Doğu Şam, Maara el-Numan’a açılan ateşe bir karşılık/cevap/yanıt olduğunu açıkladı. Ve buna şehitlerimiz vardı. General Sukar bize tehditlerimizi ciddiye almadığını ve dağlarda savaşmak için yeterince eğitim almış kuvvetlerinin olduğunu söyledi. Esed’le görüşmek istediğimizi isteyince de kabul etmedi. Sonra da İlin (İdlib) kuvvetleri, barışçıl gösterileri engellemek için ile girdi. Şii olan Fua ahalisiyle müzakere eden bir heyetle gittim. Onların Esed ile birleşmedikleri ve tarafsızlık politikasını takip ettikleri sürece koruyacağımıza dair bir anlaşma imzaladık. Fakat ertesi gün sabah o anlaşmayı yırttılar. İran’dan, İdlib’te yıllardır Dürzi nüfusunun ağırlıklı bir köye bir kurşun bile atılmamamsı ve rejim ile birleşmeleri gerektiğine ilişkin talimat verildikten sonra ve o bölgede huzur ve istikrar olduğunu gördükten sonra anlaşmayı yırttılar. Biz ve Batı Batı bizi kandırdı. Obama, Esed’in gitmesi gerektiğini söyledi. Hama’daki gösterilere katılan göstericiler, Batının devrimi desteklediğini anladı. Ancak Batı, bu devrimi yalnız bıraktı ve milyonlarca Suriyeliyi öldürmesine, göç ettirilmesine ve tutuklamasına izin verdi. Batı biz hayal kırıklığına uğrattı. Batı, kendi prensiplerinden saydığı Özgürlüğü ve demokrasiyi talep eden devrimini desteklemektense Suriye Devrimin sahasını kendi çıkarları için kullandı. Batı, Suriye sahasına birbirleriyle savaşmak ve medeniyetlerini yıkmak ve bitirmek için batının düşmanlarını getirdiler. Sonra da yıktıklarını yeniden yapılandırmalarından istifade etmek için getirdiler. Çünkü onlar Rejim’in modern devirde olmayan vahşi yaptığına sessiz kaldılar. Bu bizim tahayyül ettiklerimizdir. Bunu detaylı konuşmak için söz uzar. Özgürleştirilmiş Bölgelerin Geleceği Beklenen Senaryolar olumlu senaryolar: 1) Türkiye’nin Devreye Girmesi Senaryosu Bu senaryo çok iyi görünüyor. Özellikle Rejimin ve yandaşlarının kurtarılmış bölgelere basacağından hissedilen korkular azaldıktan sonra iyi görünüyor. Türkiye’nin devreye girmesi, bahsedeceğimiz üç zor senaryonun gerçekleşmesini engelleyecek. Biz Türkiye’nin devreye girmesi gecikmemeli. Bize göre o yapılması gereken bir şey. Sadece rejimin ve yandaşlarının, İdlib’e baskısını engellemek veya kaybolan güvenliğin tekrar dönmesi, hizmetlerin sağlanması, alt yapının hazırlanması veya kalkınmayı başlatılması için değil de bizim amacımız tarih, din ve medeniyet boyunca süren Türk-Suriye ilişkilerinin dönmesidir. Biz bununla ilgili Türk hükümetiyle bu konuyu takip edecek kişiye önerilerimizi sunacağız. 2) Rejimin ve yandaşlarının kurtarılmış bölgeleri basması Rejimin İdlib’i basacağına dair tehditlerinden sonra herkes korkttu. O korkudan sonra da bu senaryo ortaya çıktı. Fakat bu senaryo, Güney Suriye ile ilgili yaptığı anlaşmayı bozduktan sonra gerçekçi oldu. Ben bu senaryonun gerçekleştirilmesinden hissedilen korkuyu olumlu görüyorum. Çünkü herkes Türkiye’nin devreye girmesini büyük bir oranda kabul edecek. Çünkü onu rejimin, İdlib’i basmasından daha iyi görecekler. Ayrıca bu senaryo,Türk ordusunun demokrasi veya kafirlik hükmü sürdürmesi bahanesiyle Türkiye’nin devreye girmesine karşı çıkan dilleri (kişileri) susturacak. Veya rejimin, Türkiye’nin devreye girmesini işgal olarak nitelendirmesine de son verecektir. Beklenen zor senaryolar: 3) İdlib’e düzenlenecek saldırılar İdlib’in Rusya’dan uçaklarla ve mermerlerle stratejik saldırısına uğramasından korkular vardır. 4) Gruplar arasında çatışma Şam Kurtarma Heyeti ile diğer gruplar arasında bir çatışma olacağı bekleniyor. Özellikle Birleşmiş Milletlere bağlı olan Osha’nın beklentilerine göre, binlerce kişi kuzey sınırlarına doğru göç edecek. Dolayısıyla Türk yetkililer, kurtarılmış bölgelerdeki Suriyelileri kötü şeyler olmayacağına dair tatmin etmesi lazım.   Suriye muhalefetinin bu duruma düşmesinin sebepleri sizce nedir? a) Siyasi Muhalefet Eskiden ulusalcı meclisi vardı. Şimdi de ulusalcı koalisyon, devrimin siyasi temsilcisidir. Fakat bu teşkilatlar Türkiye veya batıda çalışıyordu. Fakat bu muhalefetler, toplantı, basın açıklamaları ve tv görüşmelerinden başka bir şey yapmıyor. Ve bu muhaliflerin çoğunun tecrübeleri veya siyaset anlayışlarına sahip değiller. Ayrıca çoğu Suriye’yi onlarca senedir tanımıyor ve bilmiyor. Dolayısıyla muhalefetin değişikliklere uğraması gerekiyor. Bunu daha sonra detaylı olarak anlatacağız. Bize göre, Müzakere komisyonu, Türk hükümetinin istemediği yola gidiyor. Yani o Esed’e teslim olmayı tercih ediyor. Ve o Esed’in gözetimi altında anayasa ve seçimler gerçekleştirerek Suriye devriminin isteklerini kısaltmak istiyor. Onu rejim devletinin hükmü sürdürülmesine devam etmesi için öyle yapmak istiyor. b) Askeri Muhalefet İslami Gruplar 2011 yılında İdlib Entelektüeller Muhalefeti Topluluğundaydık. O zaman o yılın ikinci döneminde siyah bayraklar ortaya çıktı. Bazıları, Suriye devriminin geleceği için tehlikede olduğumuzu söyledi. Fakat bizim siyasi tecrübelerimizin eksikliğinden dolayı ve devrimin İslamlaştırılmasının tehlikeli olduğundan farkına varmadığımız için sonra ortaya çıkan komployu anlamak zor oldu. Fakat onu erken anlasaydık bile Suriye devriminin siyasi ve askeri bir liderliğin olmaması bunu gerektirirdi. Rejim, yüzlerce hatta binlerce kişiyi radikalizmleştirerek Siydaniyya üniversitesinden mezun etti. Bana Siydaniye hapishanesinde tutuklanan bir kişi, rejimin binlerce radikal kişiyi serbest bıraktığını söyledi. Çünkü rejim, devrimin islamlaştıracağına yönelik oynayacağı rolü çok iyi biliyordu. Dolayısıyla tüm dünya bu devrimi terör bahanesiyle karşı çıkacak ve savaşacak. Rejim de bu planı yapmayı çok başardı. İslam örgütleri, Özgür Ordusuyla çatışmaya girdi. Fakat onların arasında anlaşmasızlıklar olmaktansa onları birbirlerine bağlayan ortakları araması lazımdı. Çünkü o İran, Rusya ve rejim gibi güçlüklerle karşı karşıya geliyor ve onların arasında farklılıklar olmasına rağmen onların askeri stratejileri birebirdir. Bu gruplar, İslam projesine çok zarar verdi. Çünkü Fetih ordusu, Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve Ahrar uş Şam gibi gruplar kurtarılmış bölgeleri çok kötü yönettiler. İslam adına yönetti fakat biz gerçek anlamda yoksulluk, zulüm, kaos, güvensizlik, insanların ve devletin paralarını çalmaktan başka bir şey görmedik.  Biz gerçek İslam prensiplerini görmedik fakat sadece sigara içme yasağı, kadınların giysileri ve karışıklık meselerine odaklanmalarını gördük. Özgür Suriye Ordusu Özgür Suriye Ordusunun teşkilatının önderliği rekabeti Kurtarılmış bölgeleri yönettikleri esnada aştıkları noktalar vardı. Hatta bundan dolayı İslami grupların onlarla yolsuzlukla mücadele bahanesiyle mücadele etmelerine sebep oldu. Onlara destek veren ülkelere tabi olmak/bağlı kalmaları ve dolayısıyla onların kararları o ülkelere bağlıydı. Genel olarak askeri grupların performansı çok kötüydü. Gizli anlaşmalara uyarak yönettikleri bölgeleri rejime verdi/teslim etti.  Çünkü onların yönettikleri bölgeden çekildikleri zaman onlara bölgede rol oynayacaklarına dair sözler veriliyor. Bölgeden çekildikten ve rejime silahlarını, topraklarını teslim ettikten sonra da anlaşmalar bozuluyor ve onlar dışarı atılıyor. Sonra onlar halkıyla savaşmak için askerliğe gidiyor. Buna da Guta, Şam ve Dera’da şahit olduk.   Türkiye’nin Suriye’deki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye Suriye’de neyi doğru neyi yanlış yapmaktadır? Belli ki Türkiye tavrı, sadece Suriye’de değil tüm dünya’ya insani ve ahlaki prensipleri kapsayan bir siyaset uyguluyor. Ve bu stratejilerinden temel bir prensiptir. Türkiye, Esed’i acil ve pratik bir reformların yapılması için siyasi ve diplomasi çabaları harcadı. Ama çok büyük bir çaba ve siyasi, diplomasi turlarından sonra Esed, Türkiye’nin öğütlerini ciddiye almadığı ortaya çıktı. Esed, kulağını ise uçurum kenarına götüren İran’a verdi. Türkiye hep ve hala insani olan Suriye devrimini destekledi. Onun yaptığı ise Arap ülkelerinden görmediğimiz gurur verici ve insani bir tavırdır. Türkiye, milyonlarca göçmeni karşılayıp sağlık, eğitim, iş fırsatları gibi imkanlar sağladı. Ayrıca kampları desteklemekte rol oynadı ve yardım örgütlerinin çalışmasına izin verdi. Türkiye, terörist İB ve İD gibi örgütlerin yönetiminde olan Kuzey Halep’te birçok Suriye toprağının kurtarılmasına rol oynadı. Onu şimdi de geliştirmeye çalışıyor. Afrin’i de kan dökmeden terör örgütlerinden kurtardı. Türkiye, şimdi de Suriye’deki çatışmaya son vermek için siyasi bir çözüm arıyor. Suriye Dosyasının karmaşık olduğundan dolayı birçok kişi onun siyasi performansını beğenmiyor. Özellikle muhalefetin yönetiminde olan topraklarının kaybedilmesi, birçok kişi onun performansını beğenmemesine neden oldu. Türkiye hata yaptığı konular Krizin başladığından beri ortak ulusalcı bir orduyu teşkil etmek için askeri teşkilatlarına yeterince baskı yapmadı. Türk hükümeti, Ulusal koalisyona (SMDK) karşı sıkı bir tavır almadı. O koalisyon, Suriyelilerin gözünde gerçekleri ortaya çıktı. Yıllar önce çözülmesi lazımdı. Ve onun yerine de Suriye muhalefetini temsil eden gerçek bir siyasi koalisyonun oluşması lazımdı. Türkiye’ye göç edenlerden tüm alanlardan istifade etmedi. Çoğu batıya ve körfez ülkelerine göç etti. Aslında onlardan Türkiye’de ekonomi kalkınmasında yararlanabilirdi. Geçen senelerde Türkiye’nin, Suriye toplumun oluşumuna ve muhalefete dair bilgi eksikliği vardı. Dolayısıyla Suriye durumunu olumsuz bir şekilde etkiledi. Ama bence bu, Suriye devriminin gerçek etkenleri ile iletişim kurmadığından kaynaklanıyor. Türkiye’de tüm alanlarda Suriye tarafından kurulmuş olan kuruluşlar ve STKleri kontrol eden veya teftiş eden bir takip sistemi yapılmadı. Dolayısıyla yolsuzluklara ve masraflara yol açıldı. Göçmenler, yoksul ve göçmenlere yardım amacıyla tahsis edilen paralardan mahrum edildiler. Biz Türkiye’nin, Suriye’deki olayları tırmanladırılmasının durdurulmasına ilişkin imzaladığı antlaşmanın sonuçları açıklanana kadar önyargılı davranamayız. Not Aslında bu olumsuzluklar, Türkiye’nin 15 Temmuz darbesi öncesindeki Suriye meselesiyle ilgilenen uluslararası örgüt veya koalisyona bağlı olduğundan kaynaklanıyordu. O uluslararası örgütün liderlerinde, Erdoğan’da bulduğumuz ahlaki değerleri bulamadık. Ayrıca bu olumsuzluklara yol açan başka bir unsur da, askeri ve siyasi durumlarını temsil edip Türk hükümetiyle iletişim kuran insanlardan kaynaklanıyor. Çünkü o temsilci kişiler, Türk hükümetine öneride bulunmaktansa kendi çıkarlarına bakıyorlardı.   Sizce Türkiye Suriye’de ne yapmalıdır? Tavsiyeleriniz olacak olursa bunlar ne olur? 1)  Suriyeliler Danışmanlık Meclisi Suriyeliler Danışmanlık Meclisinin Kurulması lazım. Onun temel amacı ise kurtarılmış bölgelerin yönetimi için Yüksek Meclisin kurulmasıdır. O meclis, kurtarılmış bölgelerin parlamentosu gibi olacak. Şunlara göre kurulması gerekiyor: Meclisin adı: kurtarılmış bölge idaresinin yüksek meclisi Meclise başvuru şartları: yeteneklere sahip, emanete sahip çıkan (emaneti koruyan veya parayı çalmayan insan için bir terim kullandı), yardım etme faaliyetlerinde bulunmuş bir insan Seçim yöntemi: kendisini direk seçmemiz lazım. Çünkü adayı direk seçersek o zaman meclis meşru olacak. Meclisin Oluşumu: siyasi meclis- yerli meclis- Türkiye’deki Suriyelileri temsil eden meclis Seçimler şu üç bölümden oluşur: Köylerden başlayarak büyük şehirler olan İdlib ve el-Bab gibi kurtarılmış bölgelerde yerli bir meclisin seçilmesi lazım. Nitekim her kurtarılmış bölgenin bir yerli meclisi olacaktır.  O kurtarılmış bölgelerdeki yerli meclisler, yüksek meclisin hizmet işleri sorumlusu olacak. Kurtarılmış bölgeleri siyasi meclisi için üyeler seçilir. O seçimler, bölgelerden başlayacak ve büyük şehirlerde de yapılacak. O seçimlere, gerek Türkiye’de gerek dünyanın her yerinde ikamet edip siyaset tecrübesi olanlar katılacak. Mecliste illerin payının dağılımı hakkında istişare edilecek. Türkiye’deki Suriyeli mülteciler için Türkiye’nin büyük şehirlerinden temsilciler seçilecek. Seçilecek temsilciler ise kurtarılmış bölgeler yönetimi yüksek meclisinde olacaklar. 2) SMDK’nın yeniden yapılandırılması Ulusal Koalisyonun’daki (SMDK) tüm üyeleri istifa ettirmek ve onun yerine de yeni bir meclis gelir. Sonra da yurt dışındaki tüm kuruluşları ve büyük elçilikleri teslim edilir. Onu yapmak için ulusal koalisyonundan temiz ve iyi olan üyelerden yardım alabiliriz. O yeni kurulacak meclis (Kurtarılan bölgeler idare yüksek meclisi), Suriye kurtarma hükumeti ve geçici hükumetine son verecek ve elindeki kuruluşları devralacak. 3) Suriye’deki kurtarılmış bölgeler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geleceği Kurtarılmış bölgeler yönetimi meclisi, Türkiye ile o ilişkinin geleceğini belirlemek için müzakereye girebilir. Zaten Türkiye, adalet, saygı, işbirliği ve ortak çıkarlar prensiplerini benimseyen bir ülkedir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var. O da kurtarılmış bölgeler ile rejim bölgelerin geleceği ile ilgili meseleye dikkat edilmesi lazım. Kurtarılmış bölgeler yönetim meclisi, Suriyelilerin müstakbel siyasi eğilimleri ve 2245 kanunu başta olmak üzere uluslararası kanunları hakkında görüşlerini belirleyecek. 4) Askeri Durum Farz edelim ki Kuzeyde durumları tırmanlandırmama ile ilgili yapılan anlaşma bozulmadı ve İdlib ve kurtarılmış bölgeler daimi istikrarda yaşayacaklar. Ama bu olursa, o zaman Türkiye, buna dair söz vermesi lazım (yani garantili olması lazım demek istiyor). Şimdiki mevcut olan grupların çözülmesi lazım ve askerlerin sonsuza kadar sivil işlerden uzaklaştırılması lazım. Ayrıca uluslararası istenen askerler haricinde tüm askeri gruplar şu üç sınıfa bölünebilir: Askeri sınıfı Ağır silah taşıyabilir. O sınıf, rejim veya Rusya,  yapılan anlaşmayı bozmaya veya kurtarılmış bölgeleri basmaya çalışırsa, ona karşı çok direnecek ve güçlü olacak. Güvenlik sınıfı Kurtarılmış bölgelerdeki güvenliği sağlayacak. Yedek sınıfı Herhangi bir tehlike gelirse askeri sınıfına katılabilecek sınıftır. Fakat normal işlerini yapmaya devam edecek ve yapılması gereken bölgenin kalkınması ile ilgili çabalara katkı sunacak. 5) Kalkınma Şimdiden itibaren Morek’ten Menbic’e kadar kalkınma operasyonun başlatılması lazım. Bununla ilgili de kalkınmanın sağlanması için bir plan yaptım ve onu ekte ekledim.
Röportaj Serisi: Festakim Kema Umirt Siyasi Büro Üyesi İzzeddin Selam
İzzeddin Selam Festakim Kema Umirt ÖSO grubunun siyasi büro başkanı olarak görev almaktadır. İzzeddin Selam aynı zamanda “Ulusal Eylem Buluşması” yapısının da bir üyesidir. Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Suriye devrimin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye devrimini en zor dönemlerini yaşamaktadır ve büyük bir belirsizlik hakimdir Fakat yeni bir hareketlenme başlayacaktır ve devrimi 2011’deki normale geri döndürüp hak mücadelesini zalimlere karşı sürdürecektir. Bunun için devrimi bozan grupları elimine edecektir. Devrimin temel amacı Suriyeyi özgürlüğüne kavuşturup Suriyeyi diktatörlükten kurtarmaktır. Devrim içerisinde büyüyen yeni nesil bu mücadeleyi sürdürecektir. Fakat şimdiki metotlardan farklı metotları kullanarak. Suriye muhalefetinin bu duruma düşmesinin sebepleri sizce nedir? Benim fikrime göre şu anki Suriye muhalefeti Suriye halkını temsil edememektedir. Halk ve devrim için destekten fazla köstekdir ve birçok kesim Suriye muhalefetini dışa bağımlılığı dolayısıyla ret etmektedir. Suriye muhalefetinin ulusal ajandası olmaması ve büyük hatalar içerine girmiş olması halkın desteğini kaybetmesine sebebiyet vermiştir. Türkiye’nin Suriye’deki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye Suriye’de neyi doğru neyi yanlış yapmaktadır? Türkiye’nin Suriye’deki rolü hakkında benim şahsi fikrim ikiye ayrılmaktadır. Fakat Türkiye hükumetine ve halkına Suriyelilere karşı yaptıkları insani yardımdan dolayı öncelikle teşekkür etmek isterim. İnsani açıdan bizim Türkiye ile güçlü bağlarımız bulunmaktadır. Akraba ilişkileri ve ortak tarihimiz bizi birbirimize bağlamaktadır. İki taraf arasındaki kardeşlik ve ticaret ilişkileri bilinmektedir ve daha fazla izahat edilmesine gerek yoktur. Siyasi açıdan ise Türkiye yanlış grupları destekleyerek Suriye devrimine birçok açıdan zarar vermiştir. Bunları özetleyecek olursak: Türkiye’nin halk tarafından sevilmeyen ihvan hareketi tarafından yönetilen İslamcı gruplara destek vermesi. Zamanında 80’li yıllarda Hafez el Esed ihvan hareketini bahane olarak kullanarak Suriyeyi yıkmıştı. Şimdi ise yine benzer bir şekilde ihvan hareketi yüzünden Suriye’de cihad bayrağı dalgalandı ve bu durum uluslararası toplumun ve Suriye halkının Suriye devriminden desteğini çekmesine sebebiyet vermiştir. Devrim terör olarak nitelendirildi. Türkiye’nin Suriyelilere bazı kararları dikta etmesi yanlıştır. Türkiye bizim stratejik müttefikimiz ve Türkiye seküler, demokratik ve insan haklarına değer veren bir ülke olmasına rağmen Suriye’de tam ters hareketleri desteklemiştir. Halen neden böyle yaptığını anlamakta güçlük çekiyorum. Askeri açıdan ise radikal unsurların öne çıkması devrim güçlerini zayıflatmıştır. Devrim güçleri bir halk hareketi olarak ortaya çıkmış ve varlığını öyle devam ettirmiştir. Eğer devrim güçleri bir düzenli ordu kurmuş olsalardı, o zaman devrim ordusu ile rejim ordusu birbirleriyle savaşıyor olacaktı ve iki ordunun varlığı Suriye’nin bölünmesine yol açacaktı. Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde asayişin tam manasıyla sağlanamamış olması Türkiye’nin eksik kaldığı noktalardan birisidir. Türkiye’nin doğru yaptığı şeyler ise: Türkiye Suriyelilerin yanında durması ve onların özgürlüklerine kavuşması için diktatörlüğe karşı desteklemiş olması çok önemlidir. Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı ile birlikte Suriyelilerin bombardımandan uzak rahat ve huzur içerisinde yaşayabilecekleri bir alan oluşturmuş olduğu için Türkiye’ye müteşekkiriz. Aşırılıkçı ve ayrılıkçı PKK terör örgütü ile mücadelede bulunması ve bunu devrimci silahlı gruplar ile beraber gerçekleştirmiş olması büyük bir kazanımdır. Sizce Türkiye Suriye’de ne yapmalıdır? Tavsiyeleriniz olacak olursa bunlar ne olur? Türkiye ihvan hareketine olan desteğini sonlandırmalıdır ve gerçek Suriye devrimini ve Suriye halkını destekleyen kişileri ve kurumları desteklemelidir. Suriye halkı dindar olsa da bu onların ihvan hareketini destekledikleri anlamına gelmemektedir. İdlib bölgesinde radikal unsurlara karşı devrimci güçler desteklenmelidir. Türkiye Suriyelilerin düşmanı ve Suriyelileri öldüren Rusya ve İran ile beraber hareket etmemelidir. Türkiye Suriye’de çok fazla kırsal alanda yaşayan kesim ile irtibat kurmaktadır. Suriye’nin temel taşını ise şehirliler oluşturmaktadır. Özellikle Halep şehri Suriye’nin ekonomik motorudur. Türkiye kırsaldaki kesimlerden çok şehirde yaşayan kesimler ile ortak hareket etmeye çalışmalıdır. Suriye’de kırsal ve şehir arasındaki uçurum çok büyüktür. Toplayacak olursak, ben Türkiye’ye sadece sevgi, saygı ve hürmet beslemekteyim ve Türkiye’nin ekonomik gelişimini destekliyorum. Fakat Türkiye’nin Rusya ve İran ile beraber hareket etmesine endişeli bakıyorum. Not: Görüşlerim sadece beni temsil etmektedir ve hiçbir temsiliyeti yoktur.  
Röportaj Serisi: Muhammed Caber Aliyan - İdlib Özgür Mühendisler Sendikası Müsteşarı
Röportaj Serisi: Muhammed Caber Aliyan – İdlib Özgür Mühendisler Sendikası Müsteşarı 1960 doğumlu olan mühendis Muhammed Caber Aliyan, Özgür Mühendisler Sendikası’nın İdlib şubesinin müsteşarı olarak görev almaktadır. Kendisi İdlip’te ikamet etmektedir. 1986’da Halep üniversitesinde mühendislik fakültesi mezunudur. Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Suriye devrimin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Asayiş açısından: Maalesef özgürleştirilmiş bölgelerin çoğunda asayiş sorunu bulunmakta, çünkü sivil idare, uzmanlaşmış polis ve sivil hukuk yok. Siyasi açıdan: Bugüne kadar muhalefetin ve muhalefetin içinde barınan tüm renkler işlerini organize edip Suriye devrimini ve Suriye halkını temsil edebilecek bir program, bir yönelge veya milli proje ilan edemediler. Askeri açıdan: Hiç bir ilerleme kat edilemedi, çünkü zalim Rus ve İran güçleri ile beraber hareket eden zalim rejim ve hırsızlar ‘scorched earth’ stratejisini uyguladı. Sebep oldukları yıkım, katliamlar, insanların ve toplulukların zorla göç ettirilmesine ilaveten uygulanan demografik değişim devrimin askeri anlamda gerileyip kazanç ve ilerleme elde edebilmesini engelledi. Suriye muhalefetinin bu duruma düşmesinin sebepleri sizce nedir? Bugüne kadar muhalefetin bazı sivil idare istisnaları haricinde özgürleştirilmiş bölgeler için ulusal bir proje veya ulusal bir vizyon sunamamış olması, devrimin şu anki konumuna düşürmüştür. Türkiye’nin Suriye’deki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye Suriye’de neyi doğru neyi yanlış yapmaktadır? Arap devletlerin çoğunluğu Suriye halkını yüzüstü bırakırken, Türkiye devleti ve Türk halkı Suriye’nin halkının yanında yer aldı ve büyük fedakarlıklar gösterdi. Türkiye’nin Suriye’de yaptığı doğru hamlelerin arasında DAEŞ gibi terör örgütlerine karşı mücadelesindeki kararlılığı, Suriyeli mültecileri kendi ülkesinde ağırlaması ve onları kamplarda barındırarak her türlü lojistik desteği vermesi ve Suriye’nin kuzey sınırını güvence altına alarak kendi ulusal güvenliğini koruması gelmektedir. Fakat Türkiye’nin yetersiz kaldığı noktalarda bulunmaktadır. Örneğin askeri muhalefeti birleştirmek ve desteklemek konusunda yetersiz kalmıştır. Ayrıca bazı yanlış kararlar sonucunda gerçek ve güvenilir devrimci kuruluşlar yerine yanlış ve düzenbaz devrimci kuruluşlarla hareket etmesi yanlıştır. Son olarak Türkiye’nin kuzey Suriye’deki terör örgütlerine karşı yeterince kararlı olmaması ve onları elimine edip bu krize son vermemiş olması ayrı bir hatadır. Sizce Türkiye Suriye’de ne yapmalıdır? Tavsiyeleriniz olacak olursa bunlar ne olur? Türkiye’ye tavsiyelerim: – İçerideki STK’lar ve sendikalar bağlantısıyla ilişkileri geliştirmek.– İçeride bulunan heyetler, kurullar, siyasi yapılar ve milli entelektüellerle işbirligi yapmak.– Dost Türk ordusu desteğiyle özgürleştirilmiş bölgeleri idare etmek için vizyon oluşturmak için bazı siyasi askeri ve iktisadı uzmanlarla desteklemek