Röportaj / Söyleşi
SMDK Başkanı Nasır el Hariri Suriye Gündemi'nin Sorularını Yanıtladı
Öncelikle bizlere SMDK’nın Suriye sahasındaki varlığını ve faaliyetlerini anlatabilir misiniz? SMDK’nın sahayla & halkla bütünleşmek adına attığı adımlar nelerdir? SMDK olarak, özgürleştirilmiş bölgelerde doğrudan doğruya varız. Aynı şekilde Suriye Geçici Hükümeti (SGH) tarafından temsil edilen icra kurumlarımızla da çalışmalar yürütüyoruz. SGH’nin çalışmaları çoğunlukla hizmet ve eğitim sektörüyle ilgilidir. Bununla beraber SGH Savunma Bakanlığı da Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) idaresi hususunda sorumluluklarını yüklenmektedir. Öte yandan Yardım Koordinasyon Birliği (ACU) ise buğday, zeytin ekimi, gıda eksikliği programı ile çevre, içme suyu ve salgın hastalıklarla mücadele gibi meselelerde sağlanan yardım projelerini koordine ederek yerel halkın temel ihtiyaçlarını tespit etmektedir. Son dönemde çabalarımızı, bahsettiğimiz kurumlarımızın daha aktif olmasına yoğunlaştırdık. Çalışma gücümüzü mümkün olan en üst seviyeye çıkarmaya ve Suriyelilere daha iyi hizmet sağlamak için mevcut uzmanlıklardan ve imkanlardan faydalanmaya çalışıyoruz. Siyasi ve idari alanda bir örneklik oluşturmayı ve SMO’yu düzenli bir askeri güç haline getirmeyi hedefliyoruz. Bununla beraber dünyaya Suriye’ye ilişkin sorumluluklarını hatırlatmamız ve Esed rejiminin yıkılmasına dair bütün korku ve endişelerin yersiz olduğunu ortaya koymamız gerekir. Özgürleştirilmiş bölgelerdeki idari çalışmaları SGH çatısı altında birleştirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda SGH’nin güçlendirilmesi için bütün kurumlarımızla üzerimize düşen rolü yerine getirmek için uğraşıyoruz. Suriye’nin geleceği için iyi bir örneklik teşkil edecek bir güvenli bölge oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu bölge, Suriyelilerin siyasi çözüm süreci tamamlanana kadar kendilerini, ailelerini ve geleceklerini emniyet altında hissedecekleri cazip bir bölge olmalıdır. Devrim kurumlarının (SMDK ve icra kurumları) Suriye’de tek muhatap olmasını istiyoruz. Türkiye ve diğer dost ülkelerdeki kardeşlerimizden aldığımız her destek bizim açımızdan memnuniyet verici olacaktır. Anayasa görüşmeleri de bir yandan devam ediyor. Siz Yüksek Müzakere Heyeti Başkanlığı görevinde de bulundunuz, süreci nasıl görüyorsunuz? SMDK’nın siyasi tavrı, müzakereleri desteklemek ve bu müzakerelerde SMH’nin yanında durarak, SMH’ye siyasi ve diplomatik destek sağlamakla şekilleniyor. Ayrıca, uluslararası topluma Suriye’ye ilişkin sorumluluklarını hatırlatmak için çabalıyoruz. Başta Anayasa Komitesi çalışmaları olmak üzere, Esed rejiminin siyasi sürece katılması için uluslararası toplumun rejime baskı kurmasına ihtiyaç duyuyoruz. YPG/PKK’ya bağlı Suriye Demokratik Konseyi, Moskova’yı ziyaret etti, Lavrov ile de görüşme gerçekleştirdi. Rusya’nın bu hamlesini nasıl değerlendirirsiniz? Suriye’de herhangi bir terör örgütüyle yapılan herhangi bir anlaşmayı reddediyoruz. Bu adımların Suriye’deki siyasi çözüm sürecine hiçbir katkısının olmayacağını düşünüyoruz. Siyasi çözüme katkı sunma hedefi güden her adım, terör örgütlerinin Suriye’den çıkarılması ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ile barışının korunmasına yönelik olmalıdır. Söz konusu örgüt, PKK terör örgütüyle doğrudan bağlantılıdır. Suriye halkına yönelik çeşitli insan hakları ihlalleri ve savaş suçları işlemiştir. Buna ek olarak, örgütün Suriye’deki tasarrufları ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne halel getirecek yönelimler içinde olması da bizce kabul edilemezdir. Rusya, Esed rejimini destekleyerek ve rejimin savaş suçlarına ortak olarak, Suriye’deki felaketin doğrudan sorumlusu haline gelmiştir. Zira Rusya’nın Esed rejimine verdiği diplomatik ve askeri destek Suriye’deki bu krizin uzamasına sebep olan başat sebeplerdendir. Bu şu anlama geliyor; Suriye halkına düşmanlık eden ve geleceğinin önünde duran iki taraf söz konusudur. Bu ikisi arasındaki işbirliği her halikuarda olumlu olmazken, Suriye meselesine olumsuz etki edecektir. ABDli Delta Crescent Energy şirketi ile YPG/PKK arasındaki petrol anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ABD’nin Suriye siyaseti nasıl şekillenecek? ABD tarafıyla yaptığımız görüşmelerde, bu konudaki tavrımızı açık ve net olarak kendilerine ilettik. Atılan bu adımdan duyduğumuz endişeyi kendilerine bildirdik. Bu adımın nelere sebep olabileceğini ve Suriye’nin egemenliğinin yanı sıra, uluslararası kanunları da ihlal ettiğini anlattık. Kanun çıkarmak, eğitim sistemini değiştirmek ya da yabancı ülkelerle anlaşma imzalamak gibi egemenliği ilgilendiren bütün meseleler, Suriye’nin öz kaynaklarıyla ilgilidir. Dolayısıyla bu konularda atılan adımların Suriye’nin geleceğini tehdit etmesi kabul edilemezdir. Bahar Kalkanı Harekatı ile birlikte TSK ve SMO İdlib’te önemli görevler üstlendi. Mevcut Moskova mutabakatını ve İdlib’in geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ateşkes kalıcı olabilir mi? Suriye’de gerçek ve kapsamlı bir ateşkes olmasını, ciddi ve fiili müzakerelerin yolunun en kısa sürede açılmasını umuyoruz. Meseleye ciddiyetle yaklaşılması halinde müzakere aşamasına geçmemiz mümkündür. Bundan bütün taraflar sorumludur. Herkes daha önce yapılan bütün ateşkes ve anlaşmaların Esed rejimi ve destekçileri tarafından yeni saldırılar için kullanıldığını biliyor. Rejim ateşkesleri, Suriye halkına silah zoruyla dayatmalar yapmak için kullanıyor. İdlib ve Halep’in kuzeyindeki özgürleştirilmiş bölgeler, Suriye devriminin kaleleridir. Buradaki çatışmalar oldukça farklı oldu ve Esed rejimi, Rusya ve İran’a bağlı mezhepçi militanların beklemediği gibi seyretti. Türkiye’nin bu yılbaşında Bahar Kalkanı operasyonuyla ortaya koyduğu tavır, siyasi çözümü tek seçenek olarak masaya getiren bir denge sağlanmasına sebep oldu. Operasyon, ateşkese ulaşılması noktasında aslan payına sahip olmuştur. Bu ateşkes sayesinde bölgede uzun süredir devam eden bir sükunet hali yaşanmaktadır. Esed rejimi daha önce görülmedik şekilde uzun zamandır kapsamlı saldırılara girişmemektedir. Son olarak, yeni dönem hedefleriniz nelerdir? 2021 yılında bizi nasıl bir Suriye bekliyor? Vakit kazanmak, akan kanı durdurmak ve Suriye’de yıllardır ekonomik, toplumsal, insani ve sağlık alanlarında yaşanan krizi hafifletmek mümkündür. Savaştan başka bir şey görmeyen yeni nesli bu felaketten kurtarmak istiyoruz. Bölgenin geleceği Suriye’de siyasi çözümde acele edilmesine bağlıdır. Bölgesel güçler, çıkarlarının ortak olduğunu ve Esed rejiminin bölge halklarının çıkarlarının önünde engel olduğunu idrak etmelidir. Olayların evrilmesini istediğimiz nokta budur. Suriye içinde ve dışında bütün taraflarla iletişim kurarak yapmak istediğimiz şey budur. Suriye’nin hiçbir parçası ve diğer ülkeler için gerçek bir siyasi çözüme ulaşılmadan olumlu bir gelecek mümkün değildir. Herkes bunun için çabalamalı.Röportajı gerçekleştiren: Kutluhan Görücü
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa Suriye Gündemi'nin Sorularını Yanıtladı
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa, Suriye’de yaşanan son gelişmeleri Fırat Kalkanı Harekatı’nın 4. yılında ülkesindeki değişimi Suriye Gündemi’ne anlattı. Öncelikle bizlere Suriye Geçici Hükümeti’nin (SGH) Suriye sahasındaki varlığını ve faaliyetlerini anlatabilir misiniz?   Suriye Geçici Hükümeti, katil Esed rejimi DEAŞ ve PKK/PYD gibi terör örgütlerinden kurtarılarak muhalefetin kontrolüne geçen bölgelerde (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekat bölgeleri) hizmet vermektedir.   Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumlarıyla işbirliği içinde çalışan SGH, 7 Bakanlık ve bunlara bağlı kurum ve müdürlükler aracılığıyla vatandaşlarımıza hizmet vermektedir.   Kısıtlı imkanlara ve terör örgütlerinin yol açtığı büyük yıkıma rağmen SGH birçok alanda faaliyet göstermektedir. Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı öncülüğünde askeri gruplar Milli Ordu çatısı altında birleştirildi. Bu sayede grupların askeri yapısı düzenli ordu yapısına dönüştü ve bu yapıyla Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekatları icra edildi. Aynı zamanda, sivil ve askeri polis teşkilatları, sivil mahkemeler, terörle mücadele özel harekat birlikleri, emniyet müdürlükleri kuruldu, Tel Abyad sınır kapısı açıldı. Resulayn sınır kapısının açılması adına da çalışmalarımız sürmektedir.   Sağlık alanında, farklı uygulamalar birleştirildi, sağlık çalışanlarına çalışma belgesi verilmeye başlandı.  Covid-19 salgını ile ilgili gelişmeleri anbean takip etmek ve bu bağlamdaki tüm çalışmaları, ilgili tüm makamlar ve Dünya Sağlık Örgütü ile koordine etmek amacıyla Sağlık Bakanlığımızın öncülüğünde kriz masası kuruldu. Bu bağlamda ayrıca, FKH, ZDH ve BPH bölgeleri ile Suriye’nin diğer bölgeleri arasında bulunan tüm geçiş noktaları tamamen kapatıldı.     Öte yandan, vatandaşlarımızın ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla diğer değirmenlerin yanı sıra günlük 45 ton üretim kapasitesiyle El Bab değirmeni açıldı. Tel Abyad ve Suluk bölgelerine elektrik sağlamak için Kantari elektrik santralinde gerekli bakım çalışmaları yapılmış olup, benzer çalışmalar Resulayn bölgesinde de yapılmaktadır. Çobanbey beldesinde ise; içme suyu ulaştırma, meteoroloji merkezi kurma, zeytinyağı analiz, hayvan yetiştirme, sebze ve meyve depolama, fidan yetiştirme gibi birçok proje yürütülmektedir.           Fırat Kalkanı Harekatı’nın 4. yıldönümünü geride bıraktık, değişimi nasıl değerlendirirsiniz?   Kahraman Mehmetçik ve devrimci askeri gruplarımızın omuz omuza vererek icra ettiği FKH, katil rejim ve DEAŞ, PKK/PYD terör örgütlerinden temizlenen bölgeyi savunmasız halkımız için güvenli bölge haline getiren, terör koridoruna neşter vuran bir harekat olarak tarih sayfalarında hak ettiği yeri alacaktır.   Bu uğurda canlarını feda eden tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.   Harekat öncesinde bölgede hayat durmuştu. Ölüm, yıkım, zorla göç, insan hakları ihlalleri, ayrımcılık, etnik temizlik, demografik değişim en ağır şekliyle uygulanıyordu terör örgütleri tarafından. Ancak, Suriyeli ve Türk kardeşlerin yürüttüğü bu harekat sayesinde bölge ilelebet terörden kurtarıldı. Halkımız evlerine geri döndü. Bölge zulüm ve terörden kaçan tüm insanlarımız için güvenli bir yaşam alanı haline geldi ve terör koridoru projesi sonsuza dek yok edildi.   Bölgenin kurtarılmasıyla SGH, Türk kardeşlerimizin desteğiyle yerel meclisler kurarak gerekli ve temel hizmetleri sunmaya başladı. Bugün bölge capcanlı, hayat kokuyor. Hastaneler, okullar, yollar inşa edilerek birçok alanda hayati öneme sahip projeler yürütüldü ve yürütülmeye de devam edilmektedir. Bölgeyi ziyaret etmek, Türkiye ve Milli Ordumuza karşı yürütülen algı operasyonunun foyasını meydana çıkartmaya yeterli olacaktır. Bu vesileyle, terör örgütlerine karşı Türk kardeşlerimizle başlattığımız ortak mücadelemiz, bu örgütleri işgal altında kalan topraklarımızdan söküp atana kadar devam edeceğini vurgulamak isteriz. Zira bunu yapmazsak gelecek kuşaklarımıza huzur, güven ve barış içinde yaşama olanağını sağlamamış oluruz.           Terör örgütlerinin 3 bölgeden de temizlenmesi kontrol sahalarını bitirse de terör eylemlerini durdurmadı. YPG/PKK’nın özellikle sivilleri hedef alan saldırılar karşısında Batılı diplomatların tutumu ne oluyor?   Bilindiği üzere, başta ABD ve Fransa olmak üzere bazı ülkeler PKK/PYD terör örgütüne her türlü askeri, maddi ve teknik desteği sunmaktadır. Bu ülkeler, terör örgütünün kontrol ettiği bölgelerde Suriyelilere karşı işlediği suçları (adam kaçırma, zorunlu askerlik, soygun, adam öldürme, demografik değişim, bomba yüklü araçlarla eylem düzenleme...vs) görmektedirler. Diplomatlarla görüşmelerimizde ve yayınladığımız bildirilerde terör örgütünün bu ihlallerini ve suçlarını dile getirdik ve bu terör örgütünü desteklemelerinden dolayı bu eylemlerin hukuki ve ahlaki sorumluluğunu üstlenmelerini talep ettik.   Örneğin, yalnızca geçtiğimiz temmuz ayında, azılı terör çeteleri, kurtarılmış bölgelere yönelik 22 saldırı düzenleyerek insanlık ve savaş suçları işlemiş, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 36 kişi şehit olmuş, 147 kişiyi yaralanmıştır.               ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile YPG/PKK arasındaki petrol anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?   Bu anlaşma, çok net bir biçimde gayrimeşru ve yok hükmündedir. Söz konusu yeraltı kaynakları Suriye halkının mülküdür. Dolayısıyla hiç kimsenin, bu kaynakları çıkartıp pazarlama veya anlaşma imzalama yetkisi ve hakkı bulunmamaktadır. Bu yetki ve hak sadece Suriye halkının meşru temsilcisine aittir.   ABD’nin bu çeteleri Suriye halkının temsilcisi olarak görmesi hakikaten ilginçtir. ABD bu anlaşma sayesinde Suriye halkının kaynaklarını çalan bu çetelerin işini kolaylaştırmaktadır. Zira anılan şirket, ABD yönetiminin onayı olmadan böyle bir anlaşmayı imzalamaya yeltenemezdi.   Burada, bu anlaşmadan doğacak maddi gelir nereye gidecek ve nasıl harcanacak, göçe zorlanan ve zor şartlarda çadırlarda ve tarlalarda yaşayan vatandaşlarımız bu gelirden nasıl yararlanacak sorularını sormamız lazım.  ABD, bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu söylerken bir taraftan da egemenlik hakkı çerçevesine giren bu denli önemli bir anlaşmayı imzalama hakkını bölücü örgütüne nasıl tanıdığını anlamakta zorlanıyor insan.        Akaydat aşireti ile YPG/PKK ve Uluslararası Koalisyon arasında yaşanan derin ihtilaflara ilişkin görüşünüz nedir? Hükümet olarak bir çağrınız veya iletişiminiz oldu mu?   Suriye’nin işgal altındaki çeşitli bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımıza yönelik tutumumuz açık ve nettir. PKK/PYD terör örgünün işlemeye devam ettiği insanlık suçları yüzünden insani dram tavan yapmış ve mevcut durum patlak vermiştir. Hal böyle devam ederse durum daha da kötüleşecektir. Zira Suriyeliler ne pahasına olursa olsun zulme asla boyun eğmezler.  Akaydat aşiretinin karşılaştığı soruna ilişkin olarak uluslararası taraflarla iletişime geçtik ve kendilerini sorumluluk üstlenmeye çağırdık.    Son olarak, yeni dönem hedefleriniz nelerdir? 2021 yılında bizi nasıl bir Suriye bekliyor, Geçici Hükümet terör örgütlerine karşı yeni adımlar atacak mı?   Birçok plan ve hedefimiz mevcuttur. Kurtarılmış bölgelere saldırı teşebbüslerini ortadan kaldırma ve bölgelerimize sızma eylemlerini önleme yönündeki gayretimiz devam edecektir. Gerek rejim ve destekçi milislerinin, gerek terör örgütü PKK/PYD’nin olası saldırılarına karşı koymak amacıyla daima hazırlıklı olacağız.     Ayrıca, üzerinde çalıştığımız birçok kalkınma projesi var. Bunlar, SGH kurumlarını sahada güçlendirmeye, vatandaşlarımızın refah seviyesini ve yaşam standartlarını iyileştirmeyi amaçlayan kalkınma projelerini hayata geçirmeye yöneliktir.   Terör örgütleriyle mücadele konusunda ise, bizler Türk kardeşlerimizle sürekli istişare ve işbirliği içinde her platformda birlikte hareket etmekteyiz. Suriye’yi bu çetelerden kurtararak vatandaşlarımızın evlerine dönmelerini sağlamaya ve özgür Suriye’yi inşa etmeye kararlıyız.   
Akaydat aşiretinin önde gelen mensuplarından eski general İsmail Askar El-Hifl ile Röportaj
Suriye’nin en büyük Arap aşiretlerinden biri olan Akaydat aşiretinin önde gelen mensuplarından eski general İsmail Askar El-Hifl, bölgede yaşanan son gelişmeleri Suriye Gündemi’ne değerlendirdi.  Suriye gündemi: Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Adım İsmail Askar El-Hifl, Suriye ordusunda eski bir generaldim. Askeri okul yüksek lisans mezunuyum, Çek Cumhuriyeti Brno Askeri Akademisi'nden tank mühendisliği bölümünü iyi derece ile bitirdim.  Akaydat aşiretinden olmakla birlikte kabilemizin ileri gelenlerindendir. Öldürülen Akaydat aşiret lideri kimdir ve neden öldürülmüş olabilir? Şeyh Mutşar El-Hifil, doğu bölgesinde tanınan bir şahsiyettir. Zubyid aşiretinden Akaydat kabilesinden, tolumda vatanperver birisi olarak biliniyordu. Toplumsal bir karşılığı ve kabulü olan bir kişiliği vardı. Toplumda güvenilirliği ile bilinir ve bölge halkı arasında çıkan anlaşmazlıklara ve sorunlara çözüm bulup her zaman iki taraf arasında arabuluculuk yapardı. Esad rejimi, DEAŞ ve SDG gibi Suriye halkının meşru görmediği bu yapılardan uzak durmuş onlarla herhangi bir görüşme yapmamış ve  onlara katılmayı kabul etmemiştir. Bu örgütlerin kendisini taciz etmelerine rağmen bölgeyi terk etmedi.  Akaydat kabilesi, Suriye'deki en büyük Arap kabilelerinden biri ve hatta Deyr El-zoz’un en büyük kabilesidir. Mazlum Abdi, bölgedeki aşiret şeyhleriyle toplantı düzenledi. Abdi, aşiret şeyhlerinden bölgeyi yönetmelerini ve Amerika ile petrol yatırım sözleşmesi için destek vermelerini istedi. Yalnız Şeyh Mutşar, PKK terör örgütüne herhangi bir meşruiyet alanı vermeyi  düşünmediği için görüşmeyi reddetti.  PKK'yı bölgenin zenginlik kaynaklarını çalan, bölgeyi işgal eden, halkını tehcir eden, istilacı ve işgal gücü olarak kabul ettiğini deklare ettikten sonra suikasta maruz kalmıştır.    YPG'nin bölgede kurduğu Deyr Ezzor Askeri Konseyi nedir, ne kadar etkilidir? SDG'nin kurmuş olduğu askeri konsey, bölgenin Arap kabilelerinden kuruldu. Kabile gençleri maddi ihtiyaç ve çıkar amaçlı askeri konseye katılım sağladı. SDG’nin Arap unsurlarını askeri konseye katmalarının diğer nedeniyse,  bölge halkında karşılığı olması ve kendi güvenliğini sağlamasıdır. Böylece SDG'nin kurmuş olduğu askeri konseyin, bölge insanı üzerinde kabul görmesi ile birlikte askeri konsey aracılığıyla kabileleri yönetimine katıldığına dair uluslararası koalisyona da göstermiş olacaktı. Gerçekte ise bu basit nedenlerle askeri konseye bağlı olanlar, pamuk ipliğiyle bağlıdır. Komuta kademesinde yer alanlar, çıkarcı ve toplumsal itibari olmayan kişilerdir.  SDG, aşiret şeyhi  Mutşar’e  suikast düzenledikten sonra ve  Esad rejimiyle işbirliği yaptığında Arap askeri unsurların çoğu  silahlarıyla SGD'nin kurmuş olduğu askeri konseyin saflarından kaçtığı ve ailelerine döndüğü görülmüştür. YPG'ye karşı gösterilerin amacı nedir? YPG, katil, savaş sucu işlemiş bir çetedir. Bölge halkına karşı katliamlar düzenledi, evlerini yıktı, birçok kişiyi kaçırıp ortadan kaldırdı.  Birçoğunu tutuklayıp, toplumun sembolü olan isimlere suikast düzenledi. Bölgenin zenginlik kaynağı petrol ve diğer servetini kontrolü altına alıp kendi aralarında paylaştırıp bölge halkını mahrum bıraktı. Halk, PKK’nın bölücü projesine karşı çıktığında ise DEAŞ yaftasıyla bastırıp herkese karşı baskı ve terör politikası uygulamıştır. SDG, bölge halkın İslami inancını değiştirmek, inançsızlığı yaygınlaştırarak, toplumun ahlakını yozlaştırma amaçlı eğitim müfredatını değiştirmiştir. Öğrencilerin tarih ders kitaplarında Suriye topraklarının Kürdistan ülkesi olduğuna dair dersler veriliyor. Bölücü, YPG'nin bu uygulamalarına karşı çıkan bölge insanların gösteri, protesto düzenlemeleri en doğal haklarıdır.   Bu canavarca uygulamalarla artan YPG terörizmidir. İster İran ister PKK, ister Rus olsun, işgal ve terörizmin her türlüsünü reddediyoruz. Akaydat Aşiretinin SMO'da birlikleri var mıdır? Özgür Suriye Milli Ordusu, devrimin ve Suriye halkının ordusudur. Doğu bölgede ve Daraa'dan El-Bukamal'a uzanan Akaydat kabilesinden çok sayıda kişi SMO'ya katılım sağlamış ve onlarla temas halindedir. Gençlerimiz, terör unsurlarına karşı verdiği mücadelede bir kısmı şehit oldu ve bir kısmı yaralandı. Evet, büyük bir kısmı Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Fırat Kalkanı operasyonlarında şehit olmuştur. Tel Abyad ve Rasülayan’da  sivil polis olarak çalışan subayların çoğu ve bunların arasında Afrin, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde doğulu savaşçıların çoğunluğu Akaydat kabilesindendir. Deyr Ezzor'un geleceğini nasıl görüyorsunuz? Deyr Ezzor şehrinin nüfusunun tamamı, Sünni mezhebi ve Arap ırkından oluşmaktadır.  Azınlıklar ve diğer toplumsal unsurların bulunmadığın tek özelliğe sahip şehirdir. Kürt nüfusu, Deyr Ezzor şehrinde bulunmamaktır,  sakinleri vatansever ve tutarlı toplumsal bir yapıya sahiptir. PKK, Rusya ve İran, Deyr Ezzor’dan Sünni Arap unsurları söküp, demografik yapıyı değiştirerek bölgeyi sömürmeyi hedeflemektedir.  Suriye petrolün en çok bulunduğu şehir olmasının yanında su ve insan kaynağının olduğu zengin bir kenttir Deyr Ezzor.  Bu nedenle İran, rejim, PKK, ve Ruslara neye mal olursa olsun bedeli ne olursa olsun Deyr Ezzor’u işkal etmeye devam edecekler. Bölgenin iç dinamikleri, bölgeyi yönetebilme yeteneğine sahip,  halkın çıkarlarını koruyacak ve dost ülkelerin menfaatlerini gözetecek  askeri ve siyasi yeterliliğe sahiptir. Dost Türk devleti aracılığıyla, Uluslararası koalisyondan,  Deyr Ezzor şehirde barış ve huzurun yeniden kazanılması için yönetimin halka teslim edilmesini ve bölgeden Kandil çetelerinin ve paralı askerleri kovulmasını talep ediyoruz. Deyr Ezzor işkal altında,  binlerce kişi yerinden edilerek demografik değişim gerçekleşmesiyle birlikte ayını zamanda bölge soykırım altındadır.  Bizim, Allah’tan ve Türkiye dışında kurtuluşumuzun umudu yoktur. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı? Bizim sesimizi dünyaya durduğunuz için Suriye Gündemine teşekkür ederiz.  
Suriye Milli Ordusu 1. Kolordu Komutanı Muataz Reslan ile Röportaj
Suriye Milli Ordusu (SMO) 1. Kolordu Komutanı Muataz Reslan, Suriye’deki askeri ve politik durumu Suriye Gündemi’ne değerlendirdi. Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Muataz Reslan hakkında detaylı bilgi için Suriye Gündemi tarafından hazırlanan biyografiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: Muataz Reslan  Sizi tanıyabilir miyiz?İsmim Muataz Reslan, Birinci Kolordu’nun komutanıyım. Daha önce pilottum. 2012’de rejim ordusundan ayrılarak Devrimci Özgür Suriye Ordusu’na katıldım. 2012’den şimdiye kadar Suriye’den hiç ayrılmayarak rejim ile savaştım. Benim için ayrı bir şeref olan da DEAŞ ve YPG’ye karşı savaşmış olmam. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatlarına katıldım. SMO’nun hedefleri nedir ve Suriye’nin geleceğinde kendilerini nerede görüyorlar?SMO, Esed rejimin, diktatörün zulmüne karşı çıkan halkın bir uzantısı, SMO’nun hedefi özgürlük, adalet ve eşitlik gibi sloganlarımıza ulaşıncaya kadar rejime ve diğer terör örgütlerine karşı savaşmaya devam edeceğiz. Suriye’de bir barış olursa SMO’ya ne olacak?Şuan Suriye’de bizim de en çok istediğimiz barışın ve huzurun Suriye’ye yerleşmesi ve en öncelikli hedefimiz Beşar Esed rejiminin sona ermesidir. İktidarı devam ettikçe hiç bir şekilde barış olamaz. Bu yaşadığımız serüvenden dolayı Beşar Esed’i Suriye toplumunu kabul edeceğini kesinlikle düşünmüyorum. Esed bir savaş suçlusu olarak yüzbinlerce insanın işkence ile ölmesine ve milyondan fazla insanın ortadan kaybolmasına sebep olan bir kişidir. Savaş uçakları ile uluslararası hukuka göre yasak olan birçok silahı halka karşı kullandı. Bundan dolayı bizim en küçük hedefimiz Esad’ın Suriye’den çekilmesi veya yönetimi tamamen bırakmasıdır. Bunu askeri olarak gerçekleştirebileceğinize inanıyor musunuz?Bizim hedefimiz bir zalim ve diktatör bir rejim var. Bu rejimi yıkmak için barışçıl ve siyasi yolları ile askeri yolları kullanacağız. SMO’nun sahadaki mevcudiyeti ne kadar büyük ve önümüzdeki dönemde operasyon yapmayı öngörüyor mu?Biz şuan Suriye meselesinin barışçıl yollarla çözülmesini temenni ediyoruz ama biz SMO olarak silah ve ekipman olarak savaşa hazırız. Bizim asıl hedefimiz bu zafere ulaşmaktır. Bu zafere ulaşana kadar her yönüyle mücadeleye devam edeceğiz. UÖC’nin SMO’ya katıldığı ilan edilmişti, an itibariyle UÖC’nin SMO’ya katılma süreci ne durumdadır?UÖC bizimle birlikte. 6 ay önce SMO’ya katıldılar ve sahadaki tüm devrimci gruplar bir çatı altında toplandı. Şuan sahadaki şartlardan dolayı SMO’yu düzenli ve hiyerarşik bir yapıya dahil olmadı. Operasyondan operasyona koştuğumuz için bir türlü istenilen yapıyı tamamen kuramadık. Askeri gruplar kendilerinin SMO’ya bağlı olduklarını ilan ettiklerinden itibaren sürekli çatışmalar yaşandı ve bundan dolayı şuana kadar ciddi bir çalışma yapılmadı. Bazı iddialara göre HTŞ kendisini lağvedip SMO’ya katılacağı söylendi. Bu iddialar hakkında ne diyorsunuz?Benim görüşüme göre onlar kendilerini lağvetmeyecek ve onlar bölgedeki varlıklarını devam ettirecektir. Yok, hiçbir şekilde onlarla görüşmemiz, diyaloğumuz veya buluşmamız gerçekleşmedi. Türkiye’deki Suriye mültecilerin savaşmadığına yönelik eleştiriler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?Şuan ben Türkiye’de kalan buradan sizin aracılığınızla Suriyeli mültecilere bir mesaj vermek istiyorum. Suriye’ye dönün, özgürleştirilmiş bölgelere dönün. Herkes kendi kapasitesine göre çalışsın, isteyenler bize katılsın ve böylelikle ülkemizi beraber özgürleştirelim. İkinci mesajım da Türkiye halkına ve eleştiri yapan insanlara olacak. Her Suriyelinin arkasında acı ve dramatik bir hikayesi var. Bu acı hikayeyi unutmasınlar. İnsanlar ailelerinden kardeşlerini anne ve babalarını kaybettikleri için kaçmak zorunda kaldılar. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ve Suriye politikası hakkındaki görüşünüz nedir?Bizim Suriye’deki varlığımız ve hayatta kalmamız Türkiye sayesinde devam ediyor. Şuan en son yapılan Bahar Kalkanı Harekatı ile ilgili değerlendirme yapacağım. Rusya büyük bir devlettir ve uluslararası bir güçtür. Türkiye’nin bize vermiş olduğu destekle bizim onlara karşı verdiğimiz mücadele adeta bir destandır. Türkiye’ye müteşekkiriz, onların desteği olmasaydı İdlib olmayacaktı. İdlib İranlı Şii milislerin ve rejim milislerin eline geçecekti. Türkiye’nin onlara vermiş olduğu hezimet tüm İslam dünyası için önemli bir mesaj oldu. İnşaAllah bu darbe Esed’i bitirecek bir vurucu darbeydi ve Esed’i bitirecek vuruşun bir ön hazırlığı oldu. Türkiye’nin yapmış olduğu en son operasyon ile Suriye halkının “Muhammedi” ordu olarak bildiği Türk ordusuna güveniyor. Türkiye bölgeyi koruyacağını tüm dünyaya mesaj olarak verdi. İdlib’ten BPH bölgesine geçecek olursak, son dönemde SMO’nun özellikle Rasulayn bölgesinde demografik değişim yapıldığı ve SMO savaşçıların aileleri bölgeye taşındığı iddia ediliyor. Bunun hakkında ne diyorsunuz?BPH bölgesinde sizin de daha önce verileriniz var ve bu veriler bize gösteriyor ki 80%’i Arap’tır. Irkçı bir tablo çizilmeye çalışılsa da bölge insanı Arap’tır. Özellikle Tel Abyad Kürt olarak gösterilmeye çalışılsa da, o bölge de Arap’tır. Eğer biz şuan aileleri getirecek olursak, sadece o bölgenin insanların ailelerini getirecek oluruz. Biz bölgenin halkını geri dönmesini istiyoruz. Bölge halkı geri döndüğünde onun Arap, Türkmen veya Kürt olup olmadığını sormayız ve bizim kimsenin etnik aidiyeti ile sorunumuz yoktur. Otobüsler ile Rasulayn’a gidenler kim?Rasulayn’ın köylerinde sadece bölgenin insanı yaşıyor, ancak Rasulayn şehrinde bölgede görev yapan ve bölge insanlarından olan kişilerin aileleri en son otobüsler ile bölgeye taşındı. Sayıları da çok az. SMO’nun içerisinde zaman zaman yasadışı faaliyetlerin yaşandığı aktarılıyor. SMO bunları engellemek için ne yapıyor?Yasadışı faaliyetlerin ve iç çatışmaların yaşanmadığını söyleyemem ama bunların sayısı çok az. Ancak bize karşı düşman olanların basın gücü güçlü olduğundan, olayı alıp büyütüp sunuyorlar. Biz SMO olarak bunları önlemeye çalışıyoruz. Öncelikle “Manevi Rehberlik” ofisimiz ile SMO’daki tüm askerlere değerler eğitimi veriyoruz. Fakat bir suçun işlenilmesi durumuna karşı, Askeri Polis Teşkilatı’nı ve Askeri Yargı’yı kurduk. SMO’dan birisi suç işlediği takdirde polis gözaltına alıyor ve suçlu Askeri Yargı’daki hukuki süreç sonucunda gerekli olan cezayı alıyor.
Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Lideri Abdulkerim Aga ile Röportaj
“Önce İsrail’in sonra Esed rejiminin zulmüne maruz kaldık” Suriye Türkmenlerinin hak ve çıkarlarını korumak amacıyla kurulan Suriye Demokratik Türkmen Hareketi’nin lideri Abdulkerim Aga, Golan Türkmenlerinin yaşadığı sıkıntılardan Bahar Kalkanı harekatına kadar birçok konuyu Suriye Gündemi’ne değerlendirdi. Golan Türkmenlerin olan Aga, 1954’de şuan İsrail işgalinde olan Kadriye köyünde dünyaya geldiğini işgal sırasında Aşiret lideri olan babası Faiz Aga öncülüğünde İsrail’e karşı topraklarını koruyabilmek adına mücadele ettikleri anlattı. O dönem bölgede 30 Türkmen köyü bulunduğu belirten Aga, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail 1967’de Golan Tepelerini işgal ettikten sonra Türkmen ve Arap köylerini boşaltı. O zaman Suriye’de 250 bin kadar nüfusumuz vardı. Golan’da kimse kalmadı. Bizi Şam’a kovdu. Şam’da ilk okulu, liseyi ve üniversiteyi okudum. Makine mühendisi olduktan sonra 13 yıl çeşitli şirketlerde çalıştım. 1992’de Türkiye’ye geldim. Türkiye’de çeşitli mühendislik firmalarında çalıştım. Suudi Arabistan’da makine mühendisi olarak 1994’den 1998’e kadar çalıştım. Rakka tarafına döndüm. Süleyman Şah türbesinin restorasyon çalışmalarında da görev yaptım.” Suriye iç savaşı başladıktan sonra Golan Türkmenlerinin büyük bir çoğunluğunun Türkiye’ye göçtüğünü ifade eden Aga, “Şam’da rejim bizim mahalleleri yıktı, dağıttı. Orada kalan Türkmenler de Şam’ın çevrelerinde yaşıyorlar. Ekonomik şartları da çok kötü. O insanlar şimdi çok ızdırap çekiyorlar. Türkiye’ye gelenler Osmaniye Antakya Gaziantep’e yerleşti Bir bölümü de Avrupa’ya gitti. “Önce İsrail’in sonra Esed rejiminin zulmüne maruz kaldık.” diye konuştu. “Biz Türkmenler, Türkiye’nin uzantısıyız” Suriye’de çatışmalar başladıktan sonra Suriye’ye döndüğünü dile getiren Aga, şunları ifade etti: “Suriye’de 3.5 milyon Türkmen olmasına rağmen, muhalifler hep bizi görmezden geldi. Konuştukları zaman Araplar Kürtler Çerkezler derlerdi ama Türkmenlerin adını dile getirmezlerdi. Ben de orada sorardım ‘Niye Türkmen’leri gündeme getirmezsiniz?” diye. Biz 2012 Mart’ta Suriye Demokratik Türkmen Hareketi adında bir örgüt kurduk. Türkmenlerin hakkını savunmak için kurduk. Suriye Ulusal Konseyi’nde o dönem bizim Türkmenler’den kimse yoktu. Muhalifleri temsil eden bir kuruluştu. Koalisyon kuruldu o dönem bizim arkadaşlardan 3 üye verdik. Muhalefetin sözlüğünde Türkmenlerin adı anılmaya başladı. Biz Türkmenler, Türkiye’nin uzantısıyız. Muhalefet, Türkiye’den lojistik destek almalarına rağmen bizi gözardı ettiler. Suriyeli muhalif Araplardan izin almadan bir yere gidemezdik. Türkmenlere ‘bizim çocuklar’ dedikleri için bize yeterli önemi vermediler. Araplara Kürtlere başka gruplara daha çok önem verdiler. Uzun süre Türkmenler olarak muhalefetin içinde güçlü değildik. Türkmenler, Araplara Kürtlere referans olacakken, diğer gruplar Türkmenlere referans oluyordu.” Aga, İran’ın mezhepçi politikalar izleyerek Hizbullah’ı bölgeye getirdiğini belirterek, “Türkiye istese bölgede Lübnan’da bir sürü Türk vardır. Türkiye bunlara önem vermesi lazım. Filistin’de bir sürü Türk var ancak kimsenin haberi yoktur. İsrail’in içinde Türkler vardır. Orada yaşayan Türkler için okul açılması lazım. Irak’ta olsun Filistin Lübnan’daki Türkler için okul açılmalı dillerinin yok olması önlemeli.” değerlendirmesinde bulundu. “Biz Türklüğümüze önem verirsek dünyaya barış ve insanlık getiririz” İsrail lobisinin dünyada çok güçlü olduğunun altını çizen Aga, şunları söyledi: “İsrail, bu işi çok iyi yapıyor. Gittikleri ülkede bir Yahudi varsa destek veriyor, yetiştiriyor, para veriyor onu iş adamı yapıyor. Daha sonra kendisinin mümessili olarak atıyor o ülkeye. Biz Türklüğümüze önem verirsek dünyaya barış ve insanlık getiririz. Biz insana insanca bakan bir toplumuz. Bin sene yönetmişiz Ortadoğu’yu kimsenin diline dinine karışmamışız. Her insanın hayatına saygılı olduk. Dünya’nın yeniden Türklere ihtiyacı var. Bakın Suriye’de 1 milyon kişi ölüyor. Türkiye’den başka kimse elini uzatmıyor. Dünya, sanki uzayda olan bir hadise olarak yaklaşıyor. İdlib’e kimse elini uzatmıyor. ‘Durdurun bu katliamı’ kimse demiyor. Bakın Maarat El Numan’da 80 bin nüfus vardı. Rejim yıktı orayı şehri yok etti. Kimse de demedi ‘Bu milleti niye öldürüyorsun?’ Dünya’nın bizim adaletimize ihtiyacı var.” Abdulkerim Aga, Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Başkanı olarak kısıtlı imkanlarla hala hareketi ayakta tutmaya çalıştığını Suriye meselesi üzerine çalışmalar yaptığını, Türkiye ve Avrupa’da Türkmenlerini sesini duyurmak için çeşitli programlara katıldığını bildirdi.“İmkanlarımız kısıtlı, kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz.” diye konuşan Ağa, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye’de Türkmenlerin varlığını devam ettirmek için, toplantılara katılıyoruz. Bazı muhalifler bizim görüşlerimizi alıyor. Başka oluşumlar dünyayı dolaşıyor. Amerika’ya Avrupa’ya gidiyor konuşuyor. Uluslararası kuruluşlar bizim için “Bunlar Türkiye’nin sözünden çıkmazlar, bunların görüşünü almaya da gerek yok” şeklinde yaklaşımları oluyor. Suriye’de Kürtler Fransa’yla ABD ile görüştü. Ama bu devletler Türkmenleri yok sayıyor. Muhatap almıyor. Biz 3.5 milyon Türkmeniz, Türkmenler, istedikleri hakkı alamıyorlar. Suriye Türkmenleri bir meclis kurdu. Bu mecliste Türkmenlerin ileri gelin insanları var. Suriye Türkmen Meclisinin yanında diğer Türkmen hareketleri de muhatap alınmalı. Biz burada büyük bir toplumuz. Geldik Türkiye’ye dil öğreniyoruz köklerimizi öğreniyoruz. Devlet kurumlarından biz pozitif ayrımcılık istiyoruz. Biz demiyoruz ki ‘Araplara ve Kürtlere bir şey yapılmasın’ ancak Türkmenlere daha özen gösterilmesini talep ediyoruz.” Bahar Kalkanı Harekatıyla rejim ve Rusya’nın olası katliamlarının önüne geçildiğini vurgulayan Aga, Türkiye’nin bölgede var olmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirtti. Bu harekatla birlikte yoğun bir göç hareketliliğinin engellendiğini ifade eden Aga, bölgedeki Türkmen, Arap ve Kürtlerin Türkiye’ye minnettar olduğunu kaydetti.
Bağımsız Kürt Meclisi Kurucu Başkanı Nebih Musa Taha Ebu Salih ile Röportaj
Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben, Nebih Musa Taha Ebu Salih. Halep Kürtlerinden, lise mezunu bir çiftçiyim. Azez bölgesinden Kürt Didi aşiretine mensubum ve aynı zamanda bu aşiretin lideriyim. Aşiretimizin nüfusu 40-45 bin arasındadır. Bunun yanında Suriye’nin geneline yönelik kurulan Suriye Kürt Aşiretleri Topluluğu Başkanı ve Bağımsız Kürt Meclisi Kurucu Başkanı’yım. Bağımsız Kürt Meclisi nedir? Bağımsız Kürt Meclisi, Kürt halkının isteği doğrultusunda 2020’nin ilk gününde kuruldu. Meclisimiz sadece özgürleştirilmiş bölgelerde bulunuyor. Özgürleştirilmiş bölgelerde diğer halklara baktığımız zaman Kürt halkına sunduğumuz hizmetleri ve imkânları hissetmedikleri inancı ile Bağımsız Kürt Meclisini kurma gereksinimi duyduk. Genel olarak şu ana kadar Kürtlere yönelik kurulan organizasyonlar ve STK’lar sadece Kürt halkı üzerinden pazarlık yapıyor. Dokuz yıl boyunca birçok Kürt oluşum, rejime yakın olmalarından ötürü Kürt halkına fayda sağlayamadı. Bu gibi kuruluşlar ve partiler sadece kendilerini destekleyen devletlerin ajandalarını ve emirleri uyguluyorlar. Kürt halkı ile herhangi bir bağları bulunmamaktadır. Buna binaen biz de Bağımsız Kürt Meclisinin gerekli olduğunun inancını taşıyarak, Kürt halkının isteklerini önceleyerek ve onların talepleri doğrultusunda bu meclisi kurduk. Biz aynı zamanda dünyaya şu mesajı vermek istedik; Kürtlerin geneli PKK sempatizanı değildir. Kürtler vatansever bir halktır. PKK Kürtleri temsil edemez. Kürtlerin haklı taleplerini ifade etmek üzere bizler de güçlü bir şekilde varız. Bizler Suriyeli Kürtlerin çıkarlarını savunan ve gözeten bir oluşumuz. Tabi bizim ilk ve en önemli hedefimiz PKK/YPG ve SDG gibi Kürtleri temsil ettiğini iddia eden kişilere karşı mücadele etmektir. SDG örtüsü altında varlıklarını gösteren bu gibi partilere karşı mücadele ediyoruz. Söz konusu yapılar gibi ayrılıkçı hedefleri olan bütün gruplara karşı savaşımız devam edecektir. Bizler Afrin’in özgürleştirilmesinde rol aldık ve savaştık. Şu an bizim askeri grubumuz var ve bu askeri grubumuz SMO’nun bileşenlerinden birisi. Bizim Türkiye’deki kardeşlerimizle aramızda çok güçlü bir bağ bulunmaktadır. Bu doğrultuda bir ofis oluşturduk ve şu an sürekli Türk kardeşlerimiz ile bu ofis üzerinden iletişim halindeyiz. Özellikle Afrin’in özgürleştirilmesinde ZDH’de ve BPH’de Türk kardeşlerimiz bize öncülük ederek çok özel imkânlar sundular. Türk kardeşlerimiz bizim topraklarımızda şehit verdi, bizler de bu topraklarda şehit verdik. Bizim şehitlerimizin kanları birbirine karıştı. PKK ve tüm bölücü terör örgütlerine seslenmek istiyorum; bizim Türk kardeşlerimiz ile çok güçlü ve kopmaz bir bağımız mevcuttur. Biz burada herkesle şunu paylaşıyoruz; PKK bir terör örgütüdür. Vatanperver Kürtler olarak bizim PKK ile savaşmamız farzdır. Ayrıca şunu da vurgulamak isteriz ki Türkiye’nin düşmanı bizim de düşmanımızdır. Ortak noktamız PKK’nın terör örgütü olduğudur. Türkiye Devleti ve hükumetiyle iyi bir ilişki içerisindeyiz. Bağımsız Kürt Meclisi nerelerde bulunmaktadır, kaç kişidir ve bahsettiğiniz Kürt askeri yapılanma Hamza Tümeni’ne bağlı Kürt Şahinler Tugayı mıdır? Hamza Tümeni’ne bağlı Kürt Şahinler Tugayı. Meclisin kurucu üyeleri 41 kişi. Hepsi eğitim seviyesi yüksek Kürtlerden oluşuyor. Önümüzdeki günlerde kurucu üye ve yönetim kadrosu ile bir kongre gerçekleştireceğiz ve binlerce kişinin katılmasını bekliyoruz. Meclisimiz daha yeni ve sürekli gelişiyor. Verdiğim sayı meclisin kurulması için gerekli olan kurucu komisyon. İnşallah ileride bizim, buradaki tüm halklar ile Araplar, Türkmen ve bütün etnik gruplarla kardeş olduğumuzu gösteren ve herkesin katıldığı bir kongre gerçekleştirerek bütün dünyaya kardeşliğimizi göstereceğiz. PKK’nın ideolojisi Arap halklarını ve Türkiye’yi sürekli Kürtlere ve Kürt halkına düşman olarak gösteriyor ve bunun propagandasını yapıyor. Biz kongremizde bizim kardeş olduğumuzu ilan edeceğiz ve bu mesajı tüm dünyaya vereceğiz. PKK toplumlarımızın arasına sürekli kin ve düşmanlık tohumlarını ekmektedir. PKK’ya yakın bazı oluşumlar ve partiler de aynı düşünceyi dillendiriyorlar. PKK dünyanın her neresinde olursa olsun sürekli aynı düşünceyi ve ideolojiyi taşıyor; kin, nefret ve düşmanlık tohumlarını toplumlarımızın arasına ekmeye çalışıyor. Bağımsız Kürt Meclisi’nin ambleminde üç bayrak bulunuyor. Özgür Suriye bayrağı, Türk bayrağı ve Kürdistan bayrağı var. Neden böyle bir seçimde bulundunuz? Bu bayraklar halkları temsil ediyor. Kürt, Arap ve Türk halkının kardeşliğini sembolize ediyor. Barzani ile yakınlığı veya ilişkileri var mı? Bizim Barzani dahil hiçbir kişi veya oluşumla ilişkimiz bulunmamaktadır. Biraz önce ifade ettiğim gibi amblemimizdeki bayraklar milletleri temsil ediyor. Kürdistan bayrağı sadece bir kişiyi temsil etmiyor. Kürt halkını temsil ediyor. Bu tablo bölgedeki halkların kardeşliğini temsil ediyor. ENKS ile ilişkileri nedir? ENKS ile ilişkimiz yoktur. Bizim hiçbir parti ile ilişkimiz yoktur. Barzani ve ENKS hakkındaki görüşleriniz nedir? Biz Suriyeli Kürtler olarak kendimizi temsil ediyoruz. Irak’tan veya dışarıdan gelen herhangi bir Kürt bizi temsil edemez. Temmo ile ilişkileri nedir? Bizim aramızda bir dostluk var, o dostluk dışında hiçbir siyasi bağımız yok. Hatta siyasi olarak onunla uyuşmadığımız birçok nokta mevcut. Bağımsız Kürt Meclisi’nin hedefi nedir? Örneğin SMDK’ya katılmayı düşünüyorlar mı? Birinci hedefimiz Suriye’nin bütünlüğü. İkincisi beraber huzur ve barış içerisinde yaşamak. Suriye’deki Kürtlerin ve bütün halkların barış ve huzur içerisinde yaşamasından başka hiçbir siyasi amaç gütmüyoruz. Bizim tek hedefimiz burada barış içerisinde bir yaşamı mümkün kılmaktır. Biraz önce bahsetmiş olduğunuz ENKS ve SMDK gerçek manada Suriye halkına hizmet edemediler. Bizim, Türkiye’deki kardeşlerimizin tecrübelerinden de faydalanarak ortaya koyduğumuz bir duruşumuz mevcut. Afrin’deki Kürtlerin durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazı kişisel bazı hak ihlalleri oluyor. Onu da herhangi bir gruba veya topluluğa atfetmeden münferit suçlar olarak değerlendiriyoruz. Münferit olarak gerçekleşen bu suçları ne Türklere, Suriyelilere, Araplara veya Türkmenlere mal etmiyoruz. O suç sadece o kişiyi bağlar. Afrin bölgesinde ne kadar Kürt yaşıyor, bölgedeki Kürtler bölgeyi terk etti mi? Bölgedeki nüfusun yarısından fazlası Kürtlerdir. Şu an biz, evlerini bırakıp PKK’nın işgalindeki bölgelere gidenlerle iletişim kuruyoruz ve tekrar evlerine gelmelerini talep ediyoruz ve yardımcı olmaya çalışıyoruz ama maalesef PKK onların evlerine dönmelerine müsaade etmiyor. YPG Kürtlerin Afrin’e dönüşü nasıl engelliyor? SMO Afrin’e geldiğinde bu insanlar savaş ortamından dolayı diğer bölgelere gittiler. Geri dönmek istediklerinde ise PKK bunlara izin vermedi. PKK bu insanları siyasi bir koz olarak kullanıyor. Medya’da sürekli Kürt halkının evlerine geri dönmelerine izin verilmediği pompalanıyor ama aslında kendileri engelliyor. Böylelikle Türkiye’ye karşı bu aileleri siyasi bir koz ve propaganda aracı olarak kullanıyor. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Ben buradan özellikle bu mesajımı iletmenizi istiyorum. Türkiye devletine, hükümetine ve halkına çok teşekkür etmek istiyorum. Kendi adıma ve temsil ettiğim meclis adına Türkiye’ye teşekkür ederim. Biz sizinle biriz. Bizim ve sizin kanlarımız Suriye topraklarında birleşti. İki halkın güvenliği ve huzuru için beraber şehit verdik. Suriye’nin özgürlüğü için şehit olan tüm Kürtlere, Araplara, Türkmenlere, Türklere ve herkese saygımı ifade etmek istiyorum. Kürt, Arap ve Türk halkları el ele dayanışmak istiyor.
Interview with Kinan al Nahhas
This interview was conducted by Ömer Özkizilcik Kinan al Nahhas is an independent member of the Syrian opposition, close to the armed groups in Idlib, and former member of the Leadership Council of the National Liberation Front. What do you think about the agreement? Actually, we don’t know the details of the agreement yet, we hope to have a more detailed understanding soon. It’s clear that they stopped the bombing of Idlib. It is a problem for us not knowing the details, at the least the part that affects us in Idlib and Aleppo. A lot of the people are worried about the details. We have 1 million refugees and they won’t go back to their homes to stay under the regime’s control. Until we know the details, we can’t know the benefits or the risks and threats of this agreement. The Turkish government announced several times that they demand the withdrawal of the regime to the frontlines of the Sochi agreement. After they announced the latest agreement, no one talked about it anymore. This is an issue that needs clarification. Are the security corridor and the joint patrols implementable? This is the second point that raised concerns. The agreement talks about the M4 but didn’t mention the M5 highway which is under regime control. There will be a security corridor for the M4 but there is no mention of the M5 road. It will be difficult for Syrians in Idlib to welcome Russian patrols and the idea of a security corridor only on the M4, which the M5 was captured by the Russians and the regime despite the Sochi agreement, there must be a balance and the Sochi agreement in regards to the demarcations has to be respected. At the moment we have a security corridor for M4 but nothing for M5. What will the armed groups in Idlib do in regards to the agreement? There is great coordination between Turkey and the revolutionary armed groups, and they will come to an agreement but all this will be closely linked to the future of our lands and if the Sochi agreement will be respected or not. Recovering the M5 is a necessity for us, and our Turkish partners perfectly understand that and take it into account. What is the position of HTS? I think HTS is in a sticky situation. They are the major responsible for the last loss in the battle against the regime and I think they are not in a situation to negotiate or impose conditions. They are currently trying to find a way out, but they made it very difficult due to their actions. People in Syria see them as the main responsible party for weakening the revolutionary armed groups and by providing excuses to Russia to bomb Idlib. So they don’t have any allies left in Syria, and the vast majority of the population is against them. But they need a way out, and they are trying to change their narrative. Turkey can play a big role in deciding the fate of HTS, in a way that minimizes the damage. Do you see HTS dissolving itself soon? I hope that but I don’t think they will do it now. It is difficult for them to do it after what they have done in the recent 3-4 years but, but if this was to happen, it will have to be as part of a Syrian led initiative to dissolve and absorb HTS. We have to take into account that the group is not keen on the ideology anymore. Does HTS fear revenge? Maybe in some cases duo the elevated number of injustices and crimes they have committed against Syrians, but this isn’t the reason why they rejected offers in the past to dissolve. Their priority is control and power. Do you think the current ceasefire is a fragile or a lasting one? Turkey is trying its best to make it a real ceasefire, but the problem is Russia. Russia never respected any ceasefire agreement before, in fact, they didn’t respect any agreement at all. The information that we have about the agreement does not reflect any details about how it will be monitored and protected, and it leaves the door open for attacks from the Russian side. I think it is very possible that a confrontation might happen soon due to the actions of the regime, Russia and Iran. Turkey and we should be ready for that. After the Turkish drone strikes why could the regime recapture Saraqip? The Turkish attack was very effective, and shocked the regime; for the first time since the beginning of the revolution the regime had to face airstrikes, and we all realized how weak they are. In just 3 days the regime lost control over its command structure in the battlefronts but they have received heavy help from Hezbollah and Iranian militias on the ground, and the Russian air cover. We know that Hezbollah has sent 500 elite forces, the Radwan forces, only to Saraqip. Meanwhile, Russia continued its airstrikes against the armed groups. Therefore we have seen the retake by the Russian and the militias. We are talking about two different types of attacks. The Turks were attacking with drones; the Russians used Sukhoi, tanks, and everything. Why was the armed Syrian opposition so weak? It is not correct to say they were weak. What we have seen last month was the ninth month of continuous battle. Our groups remained steadfast at the frontlines for several months. After losing the fronts we had many military and human difficulties. The Syrian revolution is the only army in the world that consists only of volunteers. The majority of these volunteers have their families close to the frontline. A lot of them were forced to leave the front to save their families and went back to the war. We are fighting against the regime, Russia and Iran and sectarian groups from Lebanon, Iraq and elsewhere simultaneously. What we have seen the last month is not one month but the last month of a long battle. If we look from a different point of view, the regime army was severely shaken and damaged after 3 days of drone strikes. We sustained 8 years of airstrikes from the regime and later Russia. The resistance of the Syrian people is a true miracle. What should be done in Idlib? Idlib cannot be seen in isolation from the Syrian conflict as a whole. The problem is not only Idlib, but it’s also the regime and the future of the entire country. For Idlib, and in the short term, we need to achieve the ceasefire but according to the demarcations before the last wave of attack, and create the necessary conditions for the return of displaced people to their homes in Idlib. This should be the first step before any discussion about reactivating the political track or the opening of the M4 and M5 highways. We need to think about the people and their security first. We also need to be aware that Russia is and has always been keen on achieving a military victory rather than a negotiated solution, and they will continue in their efforts until they see sufficient resilience and strength from our side, Turkey and the Syrian revolution. Turkey must see that their real strategically in this war are the Syrian rebels and opposition, and we should work on making this alliance stronger and more effective.
Kenan el Nahhas ile Röportaj: İdlib’te ateşkes kalıcı mı? Ömer Özkizilcik  
Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Kenan el Nahhas Suriye muhalefetinin özellikle İdlib’teki askeri gruplara yakın bağımsız bir üyesidir. Önceden Ulusal Özgürleştime Cephesi’nin yönetim kadrosunda yer alan Nahhas, Suriye Gündemine özel açıklamalarda bulundu. Anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz? Aslında biz anlaşmanın detaylarını bilmiyoruz ve anlaşmanın detaylarını yakında öğrenmeyi ümit ediyoruz. Şuan için mutlak olan İdlib’e yönelik bombardımanın durmuş olması. Bizim için anlaşmanın detaylarını, en azından İdlib ve Halep ile alakalı bizi doğrudan ilgilendiren kısımları bilmemek bir sorun. Birçok insan anlaşmanın detayları noktasında endişelidir. An itibariyle 1 milyon yeni mültecimiz var ve bu insanlar rejim kontrolündeki bölgelerde olan evlerine geri dönemeyecek. Detayları öğrenene kadar, bu anlaşmanın avantajlı yönlerini, riskli ve tehlikeli kısımlarını bilemeyiz. Türk hükümeti birçok kez rejimin Soçi sınırlarına geri dönmesini talep etti. Ancak anlaşmanın imzalanması ile beraber artık kimse bunun hakkında konuşmuyor. Bizim için bu meselenin aydınlığa kavuşturulması lazım. “Güvenlik kuşağı” ve “ortak devriye” maddeleri sahada uygulanabilir mi? Bu endişe uyandıran ikinci konudur. Anlaşma M4 hakkında konuşuyor ama rejimin kontrolünde olan M5 otoyolundan bahsetmiyor. M4 için bir güvenlik kuşağı oluşturulacak ama M5 yolu hakkında hiçbir ibare yok. İdlib bölgesinde Rus devriyelerini olumlu karşılamak zor olacaktır, özellikle güvenlik kuşağının sadece M4 otoyolu için uygulandığı bir denklemde. Soçi anlaşmasına rağmen M5’i ele geçiren Rusya ve rejime karşı bir denge oluşturulmalı ve Soçi sınırlarına saygı gösterilmelidir. Şuan M4 için güvenlik kuşağı var ama M5 için hiçbir şey yok. İdlib’teki silahlı gruplar anlaşma bağlamında ne yapacaklar? Türkiye ve devrimci askeri gruplar arasında çok iyi bir koordinasyon var ve mutlaka iki taraf bir anlaşmaya varacaktır ama bu durum Soçi sınırlarına saygı gösterilip gösterilmemesi ile doğrudan bağlantılı olacaktır. M5’in tekrar kontrol altına alınması bizim için bir zarurettir ve Türk ortaklarımız bunu tam manasıyla anlamaktadır ve değerlendirmektedir. HTŞ’nin tutumu nedir? Bence HTŞ zor bir durumda. Rejime karşı yapılan en son savaştaki kayıpların birincil sorumluları onlardır ve öyle düşünüyorum ki şuan müzakere edebilecek veya şart koşabilecek bir konumda değiller. Şuan kendilerine bir çıkış yolu arıyorlar ama yaptıklarıyla kendilerini zor duruma soktular. Suriye’deki insanlar onları devrimci grupları zayıflatan ve Rusya’ya İdlib’i bombalamak noktasında bahane sunan en önemli yapı olarak görüyorlar. Bundan dolayı Suriye’de müttefiklerinin kalması ve halkın büyük çoğunluğu onlara karşıdır. Bir çıkar yolu arayışı içerisindeler ve bu bağlamda algıyı değiştirmeye çalışıyorlar. Türkiye HTŞ’nin kaderini belirlemek ve bunu en az maliyet ile yapmak için çok büyük bir rol oynayabilir. HTŞ’nin yakında kendisini lağvedeceğini mi düşünüyorsunuz? Bunu umuyorum ama şuan yapacaklarını zannetmiyorum. Son 3-4 sene içerisinde yaptıklarından sonra bunu yapmaları onlar için oldukça zor olacaktır, fakat bunu yaparsalar bu süreç Suriyelilerin kontrolünde olan bir inisiyatif bağlamında HTŞ’nin lağvedilmesi ve absorbe edilmesi ile olacaktır. Bu bağlamda örgütün artık eskisi gibi ideolojisinde ısrarcı olmadığını da değerlendirmek gerekir. HTŞ kendisine yönelik intikamdan mı endişe ediyor? Belki bazı durumlarda Suriyelilere karşı yapmış oldukları cürümler ve suçlardan dolayı böyle olabilir ama bu onların daha önceden kendilerini lağvetme taleplerini ret etme sebepleri değildi. Onların önceliği bölgeyi kontrol etmek ve güç sahibi olmaktır. Şuan yürüklükte olan ateşkesi kırılgan mı yoksa kalıcı olarak mı görüyorsunuz? Türkiye ateşkesin kalıcı olması için elinden geleni yapıyor ama sorun Rusya. Rusya hiçbir zaman ateşkes anlaşmalarına riayet etmedi, hatta genel olarak hiçbir anlaşmaya sadık kalmadı. Anlaşma hakkında elimizde olan bilgiler ateşkesin nasıl gözlemleneceği ve nasıl korunacağı hakkında detaylar içermiyor ve Rusya tarafının saldırı yapması için açık kapı bırakıyor. Ben yakında rejimin, Rusya’nın ve İran’ın tutumları dolayısıyla yeni bir saldırının olmasını bekliyorum. Türkiye ve biz buna hazırlıklı olmalıyız. Türk SİHA operasyonları sonrasında Esed rejimi neden Serakip’i tekrar kontrol altına alabildi? Türk saldırıları çok etkiliydi ve rejim güçlerini şok etti. Devrimin başlangıcından beri ilk defa rejim hava saldırıları ile karşı karşıya kaldı ve biz hepimiz rejimin aslında ne kadar güçsüz olduğunu gördük. Rejim sadece 3 gün içerisinde cephelerdeki emir-komuta zincirini kaybetti, fakat Hizbullah ve İran’ın desteği ile yoğun Rus hava desteği aldılar. Biz Hizbullah’ın 500 özel kuvvet, Rıdvan güçlerini Serakip’e gönderdiğini biliyoruz. Aynı zamanda Rusya askeri gruplara karşı hava saldırılarına devam etti. O yüzden Serakip’in Rusya ve milisler tarafından tekrar geri alındığını gördük. Biz bu bağlamda iki farklı saldırı biçiminden bahsediyoruz. Türkler SİHA’lar ile saldırdılar, Ruslar da Sukhoi tank ve her şeyi kullandılar. Suriye muhalefeti neden rejim karşısında bu kadar güçsüz kaldı? Bizim güçsüz kaldığımızı söylemek doğru değil. Geçen ay gördüğümüz aslında dokuz aydır devam eden bir çatışmanın son ayı idi. Bizim gruplar aylarca dayandılar. Ancak ön cephenin düşmesi ile askeri ve insani zorluklar yaşadık. Suriye devrimi dünya üzerinde sadece gönüllülerden oluşan tek ordudur. Bu gönüllülerin çoğunluğun aileleri cephelere yakın noktalarda yaşıyorlar. Birçoğu ailelerini korumak adına cepheyi terk edip sonra tekrar savaşa dönmek durumunda kaldılar. Biz rejime, Rusya’ya, İran’a Lübnan’a Irak ve dünyanın farklı yerlerinden gelen mezhepçi gruplara karşı aynı anda savaşıyoruz. Farklı bir açıdan bakacak olursak, rejim 3 günlük SİHA saldırıları ile çok ciddi anlamda sarsıldı. Biz ise 8 senedir rejim ve Rus hava saldırılarına rağmen ayakta duruyoruz. Suriye halkının direnişi aslında tam manasıyla bir mucizedir. Sizce İdlib bağlamında ne yapılmalıdır? İdlib Suriye savaşından ayrı olarak değerlendirilemez. Sorun sadece İdlib değil, rejim ve tüm ülkenin geleceğidir. İdlib ve kısa vaade de ateşkesi saplamalıyız ama bu son saldırı öncesi sınır hatlarında olmalıdır ve İdlib’teki insanların evlerine geri dönebilmesi için gerekli şartları oluşturmalıdır. Bu ilk adım olmalıdır. M4 ve M5’in açılması ve siyasal sürecin aktifleştirilmesinden önce gelmelidir. Biz önce insanları ve onların güvenliğini düşünmeliyiz. Ayrıca Rusya’nın her zaman askeri çözümden yana olduğunu ve siyasi çözümü engellemek için bu yönde bizim ve Türkiye’nin gücünü ve kararlılığını göresiye kadar devam edeceklerinin farkında olmalıyız. Türkiye bu savaştaki gerçek stratejik kazanımının Suriyeli muhaliflerle beraber olduğunu görmeli ve biz aramızdaki ittifakı güçlendirmek ve daha etkin kılmak için beraber çalışmalıyız.
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa ile Röportaj
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa, hükümet çalışmalarına ilişkin Suriye Gündemine önemli açıklamalarda bulundu. Suriye Geçici Hükümetinin son zamanlarda yerel ve uluslararası düzeyde yaptığı faaliyetler hakkında bilgi verebilir misiniz? Malumunuz üzere Suriye Geçici Hükümetin yeni kadrosu sadece 6 ay gibi kısa bir sürede güvenoyu kazanmıştır. Hükümet bildirgesinde verilen vaatlerin yerine getirilmesi için özverili bir şekilde çalışan hükümet kabinesinin çalışmaları bu süreçte çok yoğun bir şekilde gelişmiştir. Üzerimize düşen görevlerin ve başa çıktığımız zorlukların hacmine nazaran çok kısıtlı imkanlarla yola çıktık. Yerel düzeyde en önemli icraatlarımızdan birisi Suriye Milli Ordusunu birleştirmek ve kolordu teşkilatlarını yeniden düzenlemek oldu. Hakeza bu düzenlemeler ardından hazır ve düzenli yeni teşkilatıyla ordumuz ve Türk kardeşlerimizin desteği ile ‘’Barış Pınarı’’ ve ‘’Bahar Kalkanı’’ gibi iki büyük harekata katılmıştır. Yaptığımız icraatlar kapsamında; mesleki ve bilimsel kriterlere uygun sivil ve askeri polis merkezleri, mahkemeler, Eğitim ve İyileştirme Akademisi, Terörle Mücadele ve Hızlı Müdahale birimi, Milli Güvenlik idaresi kurulup ve Tel Abyad sınır kapısı tekrardan faaliyete sokulmuştur. Hakeza sağlık çalışmalarının bütün yönleriyle düzlenmesi çalışmaları kapsamında sağlık ruhsatlarının ve uzmanlık belgelerinin düzenlenmesi sağladık, son zamanlarda dünyayı sarsan tehlikeli COVİD-19 virüsüyle mücadele dairesi kurup, virüsün yayılamasın engellemek için birtakım tedbirler alındı. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birden fazla uluslararası kuruluşla virüsle mücadelede destek alınması ve çalışmaların koordine edilmesi için görüştük. Eğitim alanında Yüksek Öğretim Kurulunun kurduk. Rejimin vahşi askeri operasyonlarının neticesinde zorunlu göç mağdurları olan çocukların eğitimden kopmamalarını sağlamak için ücretsiz takviye eğitimi sunduk. Ayrıca 2020 yılı eğitim öğretim dönemi genel sınavlar hazırlık çalışmalarına da devam etmekteyiz. Suriye kuzeyinde ikamet eden vatandaşlarımızın gıda barınak ve güvenliklerini sağlamak için, El-Bab ilçesine bağlı Bizaa merkezde günlük 45 ton un üretim kapasitesine sahip bir un değirmenin açılışını ve zorunlu göç mağduru vatandaşlarımıza barınak sağlamak için kamp alanı inşaatı yapılması için arazi tahsis ettik. İlaveten Tel Abyad ve Sülük ilçelerine elektrik hizmeti götürülmesi için ‘”Al Kantari” elektrik trafo istasyonun bakımı yapıldı. Rasulayın ilçe merkezi ve kırsalına elektrik verilmesi için Tişrin barajında bulunan “Al Mabruke” üretim istasyonun çalıştırılması için gerekli adımları attık. Al Rai merkeze içme suyu verilmesi için su şebekesi yapımı çalışmalarını da başlattık. Hava durumu tespit ve zeytinyağı test laboratuvarı projelerini uygulamaya koyduk. Hayvan kaynakları üretim iyileştirilmesi soğutmalı sebze meyve depolama ünitesi inşaatı, fidanlık yapılması ve birden fazla tarım ürünüyle ilgili projeleri başlattık. Uluslararası çevrelerde, çeşitli düzeylerde Türk kardeşlerimizle periyodik bir şekilde görüşmelerimiz devam etmektedir. Hakeza ABD, Avustralya, İngiltere ve diğer ülkelerle birden fazla yabancı ülke temsilcileriyle görüşmeler yaptık. İnsani yardım kuruluşları ve uluslararası heyetlerle sürekli koordinasyon halindeyiz. Yakın geçmişte kardeş Katar Devletine ziyarette bulunduk, oradaki resmi mercilerle Suriye halkının meselelerini ve ızdırabının hafifletilmesi için atılabilecek adımları istişare ettik. Genel olarak zikrettiğim icraatlarımızın tamamı,  kurumsal yapılandırmanın tamamlanması, rejim ve müttefiklerimizin üzerimize açtığı soykırım savaşının Suriye halkı üzerindeki kötü etkilerinin hafifletilmesini hedefleyen stratejimiz kapsamında olmuştur.   Suriye Milli Ordusunun Bahar Kalkanı harekatındaki rolü ve ateşkes sürecini nasıl yönettiğiniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Suriye Milli Ordusu mensupları, her zaman bildiğimiz gibi kahramanca ve cesurca çocukları ve kadınları korumak için, gaddar rejimin unsularından, Iraklı, Lübnanlı, İranlı mezhepsel mislilerden aralarında Rus askeri şirketlerinde bulunduğu farklı uyruklarda paralı askerlerden oluşan büyük sayıda düşmana karşı hiç tereddütsüz mücadeleye koşmuştur. Suriye Milli Ordusu mensubu askerlerimiz, “sivil seyreltme” taktiği uygulayan Rusya’nın, aralıksız bir şekilde seyir eden Rus hava ve deniz kuvvetlerinin bombardımanı altında savaşmıştır. Bu soruya cevaba, Halep ve İdlib kırsallarına düzenlen bu son vahşi saldırının boyutunu anlatarak başlamamın sebebi düşmanın bu bağlamda hazırlıklarının ve hedeflerinin boyutuna dikkatinizi çekmek istememdir. Özgürleştirilmiş bölgelerin müdafaasında kilit rol oynayan Suriye Milli Ordusu, düşmana çok sayıda can ve araç-gereç zayiatı verdirmiştir. Çocukların ve kadınların korunması, bölgenin işgalini ve orta çağlarda yaşanan gibi toplu katliamların yaşanmasını engellemek adına, bu savaş boyunca Milli Ordu mensuplarımız Türk kardeşlerimizle birlikte omuz omuza mücadele verip kutsal kanlarını akıtmışlar böylece iki kan Suriye toprağına birleşmiştir. 5 Mart’ta imzalanan ateşkes anlaşmasını birden fazla açıdan değerlendiriyoruz. Birincisi, Türk kardeşlerimiz bütün yönetmeleri kullanarak Suriyeli sivillerin can güvenliğinin sağlanması ve özgürleştirilmiş bölgelerin korunması için ne kadar hassasiyet ve önem gösterdiklerinin tamamen farkındayız. Sadece siyaset ve diplomasi kanallıya değil aynı zamanda gerektiğinde askeri kanallarla da gerekli müdahaleleri yapacağının en somut örneği ‘Bahar Kalkanı Harekatı’ olmuştur. Türkiye’nin bu süreç içinde uğradı baskıların ve uluslararası tarafların Türkiye’yi nasıl yalnız bıraktığını ve hatta işbirlikçi bir tavır sergilediğinin farkındayız, nitekim bütün dünyanın göz önünde 9 yıldır kıyıma uğrayan Suriye halkına destek olamayan, NATO üyesi olan müttefik Türkiye’ye dahi bazı sözel açıklamalardan öteye gitmeyen gerçekçi bir destek vermediler. Öte yandan, özgürleştirilmiş bölgelerde hayata dair bütün temelleri hedef alan sürekli hava bombardımandan dolayı halkımızın günlük olarak çektikleri acı, ızdırap, zorunlu göç, şiddetli soğuk altına barınak ve gıda yokluğu ve başka bir sürü trajedi yaşanmakta olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Ateşkes anlaşmanın en önemli şartı olan Soçi anlaşmasının çerçevesinde zorunlu göç ettirilen sivillerin güvenli bir şekilde bölgelerine geri dönemleri olmuştur. Bütün dünyanın bildiği gibi biz de biliyoruz ki geçen yıllarda olduğu gibi göçe maruz kalan Suriyeliler rejim milislerinin bulunduğu bölgelere geri dönmek istemiyorlar. Bütün bunlar ateşkesin tarafımızca kabul edilmesine sebep olmuştur. Ancak Rus tarafının herhangi bir anlaşamaya veya mutabakata bağlı kalmayacaklarında da eminiz zira onları alıkoyan hiçbir ahlaki anlayış, siyasi taahhüt veya uluslararası mekanizma olmadığını biliyoruz. Ancak güç dengesinin değişimi onların hesaplarını yeniden yapmaya ve davranışlarını değiştirmeye ittiğini de herkes biliyor. Dolayısıyla bir elimiz hizmet götürmeye çalışırken diğer elimiz de tetikte hazır beklemekte. Sürekli Türk kardeşlerimizle koordine ediyoruz. Saf ve işleri gevşek tutan bekleyişle değil sabırlı bir şekilde tetikte hazır olarak Suriye rejiminin durdurulmasını ve ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasını bekliyoruz. Nitekim biz hiçbir zaman kan akıtılması ve savaş çıkartılması taraftarı olmadık. Altyapı ve sosyal yapı acısından Barış Pınarı harekatı bölgesindeki durum nedir? Barış Pınarı harekatı başarılıyla sonuçlanmasından hemen ardından bölgenin altyapı durumunu değerlendirmek amacıyla kapsamlı bir tarama yaptık. Maalesef ortaya çıkan sonuç dehşet vericiydi. PYD terör örgütünün çeteleri, terörü yayma amacıyla altyapıya büyük çapta tahribat verip birçok kamu binasını ve anayolu mayın tuzaklarıyla döşemişti. Bölgenin terör çetelerinden arındırılmasından hemen sonra aziz vatanımızın o parçasında hayatın normalleştirilmesi için hızlı bir şekilde hükümetimiz enkaz ve savaş kalıntıları temizleme, yol açma, başta sivil ve askeri polis, yerel idare ve yargı gibi devlet kurumların yapılandırılması ve Tel Abayda sınır kapısının tekrardan faaliyet sokulması çalışmalarına başladı. İkinci aşamada uyguladığımız etkin yönetişim ve ortak planlama ilkelerine göre sahada yaptığımız araştırmalara, vatandaşlarla düzenlediğimiz görüşmemelere dayanan önceden hazırlanan ve geliştirilen çalışma planına göre tarım, tahıl, elektrik, kamu hizmetleri, altyapı restorasyonu gibi birden fazla kurum ve müdürlüğü aşamalı olarak yapılandırılmasını sağladık. Tabi süreçte her zaman olduğu gibi yine Türk devleti tüm kurumlarıyla görevlerimiz yerine getirebilmemiz için gerekli tüm destekleri sağladı bu vesile ile tekrardan Türkiye’ye teşekkürlerimi sunarım. Hakeza modern hastanelerin inşaatların ve birçok okulun restorasyonunu yaptılar. Yoğun çalışmalarımıza rağmen açıkçası henüz bölgenin hizmet ve düzen açısından istediğimiz ve arzuladığımız seviyeye geldiğini söyleyemem. Hala yapılacak çok işimiz var altyapı onarımı çok büyük bütçelere ihtiyacı var. Örneğin çok sayıda okul halen hizmet dışı, aynı şekilde elektrik ve su şebekesi kötü durumda, bölge alanın büyük olması ve daha önce anlattığım terör örgütü tarafından sistematik bir şekilde çok büyük çapta tahribata uğramış olmasından dolayı çalışmaların tamamlanması için büyük imkanlara ve uzun zamana ihtiyacımız var. Sosyal yapı aynı altyapıda olduğu gibi PYD terör çetelerin işgali süresinde gecen karanlık günlerden nasibini almıştır. Öyle ki bölge, derin toplumsal sarsıntılara maruz kalmıştır. Terör örgütü yerel toplumun dokusunu değiştirmeye toplum arasında fitne tohumları ekmeye, vatandaşlık ilkesini vurmaya çalışmış ve yerel toplumlara yönelik zorunlu göç politikası uygulamıştır. Hakeza örgüt kendi emellerine hizmet eden projeler uygulamıştır. Zorunlu askerlik politikası uygulayan örgüt kadın ve çocukları da zorunlu bir şekilde örgütleyip militanlaştırmaya çalışmıştır. Bütün bunlar bölgenin toplumsal yapısının negatif bir şekilde etkilemiştir. Ancak emin bir şekilde bölgenin durumu iyi bir derecede pozitife doğru değiştiğini söyleyebilirim. Zira farklı etnik kökenlerden Kürt, Türkmen ve Araplardan oluşan bölgelerinden zorunlu bir şekilde göç ettirilen yerellerin büyük kısmı evlerine geri dönmüş ve halen bölgeye yönelik geri dönüş devam etmektedir. Barış Pınarı harekatının başarıyla sonuçlanmasından sonra bölge, Suriye’nin bütün köşelerinden gelen Suriyelilere güvenli bir sığınma alanı haline gelmiştir. Nitekim başka bölgelerde yaşanan çatışmalardan dolayı zorunlu bir şekilde göç eden insanlarımız bu bölgeye sığınmıştır. Burada asıl önemli olan vurgulanması gereken mesele, kadim medeniyetlerin temsilcisi asil Suriye halkının sahip olduğu yüksek ahlaki değerler toplumsal düzeyde yaşanan zorlukların ve sıkıntıların etkisinin daha az olmasına neden olmuştur. AB ve Yunanistan’ının Suriyeli mültecilere yönelik davranışlarının nasıl değerlendiriyorsunuz?Üzülerek belirtmeliyim ki, genel olarak Avrupa’nın duruşu ve özellikle de Avrupa’ya kalkan olan Yunanistan’ının duruşu, ölümden kaçan insanlara karşı uygulamış oldukları merhametsizce ve acımasızca davranışlar açıkça uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Şu gerçeği her zaman ve uzun süreden beri söylüyorduk, Avrupa Birliği, eğer yeni mülteci dalgası istemiyorsa Suriye dosyası ile ilgili gerekli ahlaki sorumluluğu alması ve olumlu adımlar atması gerekmektedir. Türkiye’nin, BM’ye 4 yıldan bu yana ”Güvenli Bölge” çağrısı yapmaktadır. Bizim de umudumuz sevdalısı olduğumuz ülkede güvenli bir şekilde yaşayabilmemiz için Suriye’nin kuzeyinde Esed ve Rus çetelerinin roket ve varil bombalarından temizlenmiş bir güvenli bölge kurulmasıdır. Lakin BM’nin ”Güvenli Bölge” için yardım elini uzatmaması ve bu suç örgütünün sivilleri katletmesine seyirci kalması nedeniyle Suriyelilerin önünde tek bir seçenek kalmıştır. O da ailelerinin ve çocuklarının hayattaki mukaddes hakkı için başka bir yerde yeni bir  hayat kurmaktır. Mülteci konusunda en büyük yükü Türkiye’ye bırakmak kesinlikle etik değildir. Türkiye bu konuda elinden gelenin fazlasını yapmakta fakat BM’nin bu durumu umursamadığı ya da görmezden geldiği görülmektedir. Suriyeliler tekrar deniz yolculuğuna yöneldiler arkalarında vatanlarını bırakarak zulümden, ölümden, umutsuzluktan, kesin bir çözümün olmayışından kısacası yarın belirsizliğinden kaçıyorlar. Bu zorlu umut yolculuğuna bu yüzden katlanıyor Suriyeliler. Yunanistan çok çeşitli ihlalleri acımasızca işlemiştir. Gerçek mermi kullanımı, insan onurunu aşağılayan işkenceler, elbiselerin ve bagajların çalınması, sert koşullarda gözaltı, cinsel saldırı, zorla tahliye edilme dahil olmak üzere çeşitli yollarla kasten öldürmeye teşebbüs etmiştir Tüm bunlar bize şu soruyu sordurmaktadır. Tüm bu davranışlar Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkenin askeri ve emniyet güçlerinin davranışı mı, yoksa faşist sağcı gruplar bu resmi elbiseleri mi giymişler? Öyle görünüyor ki, alınan karar, kullanılacak yöntem ne kadar gaddarca olursa olsun, ölümden kaçan Suriyelilerin geçişi engellemeye yöneliktir. Bu eylemler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa Birliği Temel Hakları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolünde korunan sığınma hakkını ihlal etmektedir. Suriyeli sivillere ve sığınmacılara yapılan saldırıların durdurulması için buradan tüm merkezlere, hukuki komisyonlara, sivil toplum örgütlerine, Mülteciler Yüksek Komiserliğine ve Avrupa’daki bağımsız medya örgütlerine çağrıda bulunmak istiyorum. Acıların dinmesi için, sivillerin katledilmesine önlemek için, çocuklar denizlerde boğulmasın diye sesinizi yükseltin katil Esed rejimine baskıları arttırın ve bu vahşeti sona erdirin. Siyasi çözümü uygulayın ve katilleri yargılayın.
Halid Hoca ile Röportaj
Halid Hoca ile Röportaj Röportajı gerçekleştiren: Kutluhan Görücü ve Ömer Özkizilcik Türkmen asıllı olan Halid Hoca, 1965 Şam doğumludur. 1979 yılında babası Salih Hoca’nın Hafız Esed döneminde hapse atılmasına müteakip Halid Hoca da 15 yaşında hapse atıldı. Çıktıktan sonra Libya’ya amcasının yanına giden Hoca, liseyi Libya’da üniversite eğitimini ise İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde Tıp Fakültesinde aldı. Üniversitenin ardından Türkiye’de doktorluk yapan Hoca, 2011 yılından sonra Suriye muhalefeti içerisinde yer aldı. Hoca, 2015 yılında SMDK başkanlığına seçildi.  Mart 2016’da ise görevinden ayrıldı. Soru: Özellikle size son dönemdeki siyasi gelişmeleri sormak istiyoruz. ABD’nin çekilme kararını siz nasıl değerlendiriyorsunuz ve Fırat’ın doğusu ile ilgili nasıl beklentileriniz var? Cevap: İlk önce Suriye rejimi özellikle kuzeyde otoritesini kaybettikten sonra ABD muhalefete destek vereceğini açıklamıştı ve hatırlıyorsanız ABD liderliğinde Suriye Dostları grubu oluşturulmuştu. Ancak ABD maalesef bu şemsiyeyi kullanarak muhalefete destek vermek yerine kuzeyde alternatif bir yapı kurmaya başladı. O daha sonra Demokratik Suriye Güçleri adı altında bir askeri yapıya dönüştü ve siyasi yapıyı da resmen PYD’nin liderliğine devretmişti. O yüzden 2011 yılı sonlarından beri, Türkiye’deki çözüm sürecini de kullanarak, Türkiye’den Suriye’ye geçen PKK unsurlarından da yaralanarak oradaki YPG’yi oluşturdu ve o yapıya ciddi bir yatırım yaparak muhalefete yardım adı altında oradaki kantoner yapıyı destekledi. Bu yüzden Trump’ın çekilme kararını ben şahsen ABD’nin ya oradaki yapıyı Ruslara devredecek ya Esad’la bir şekilde anlaşarak kurduğu kantoner yapıyı koruyarak devam ettirecek Ya da Pentagon’un oradaki yapıyı koruyarak kendi askeri varlığını sürdürmesi yoluna gideceği şeklinde okudum. Nitekim Pentagon’un isteği de daha ağır basmış görünüyorki çekilmenin yavaş olacağı Trump tarafından açıklanmış oldu. Bu da dediğim gibi aslında direkt bir çekilme değil . ABD, PKK uzantısı olan YPG’yi koruyacak bir şekilde siyasi bir anlaşma olduğu zaman, yaptığı yatırımı değerlendirerek masada güçlü olmak istiyor.   Soru: Yani siz Türkiye’nin operasyon yaparak bu varlığı dağıtamayacağını çünkü ABD’nin engel olacağı şeklinde mi değerlendiriyorsunuz ya da ABD, Rusya veya rejim bir şekilde anlaşarak bu SDG’yi Esad rejiminin bir parçası mı yapacak? Cevap: Hayır şimdi şöyle, Türkiye de aslında Suriye sahasına tek başına bir aktör olarak girmedi, bu şekilde de nüfuz alanını genişletmek istemiyor. Büyük oyuncularla yani Rusya’yla ya da ABD’yle anlaşarak devam etmek istiyor. Sonuçta kendi müttefiklerinin iradesine rağmen Türkiye orada bir operasyon yapmak istemiyor. Müttefiklerle anlaşarak bir şekilde ikna ederek terörist yapıyı ortadan kaldırmak istiyor. Burada Türkiye için önem teşkil eden iki yapı var. Hem PKK ve uzantısı olan YPG hem de Daeş ve diğer el-Kaide unsurları. Hepsi Türkiye için önemli bir tehdit . Fakat bunu tek başına çözme yoluna gireceğini düşünmüyorum.   Soru: Peki bu bağlamda Trump’ın DAEŞ’le mücadeleyi Türkiye’nin devralacağını açıklamış olmasını nasıl görüyorsunuz? Geri adım mı söz konusu Cevap: Hayır, unutmayalım ki DAEŞ’e karşı mücadeledeki koalisyonda Türkiye’nin lojistik bir destekle katılımı vardı. Nitekim el-Bab’a da o kapsamda girdi. Bu yüzden Türkiye için, burada DAEŞ’e karşı mücadeledeki koalisyonda hiç olmadığını söyleyemeyiz. Baştan beri vardı ve Lojistik destek de veriyordu. Yalnız şu anda dediğim gibi Türkiye’nin hassasiyetleri söz konusu çünkü açık bir pozisyon var. ABD’nin müttefik saydığı yapı Türkiye’nin terörist saydığı bir yapı. YPG veya PKK… Ve ABD de bunuların müttefik olduklarını dile getirmekten çekinmiyor, sürekli söylüyorlar bunu . Suriye muhalefetine de söylüyorlardı. Türkiye’ye karşı da aynı retoriği dile getiriyorlar. Türkiye burada ABD’yi biraz daha zorlayarak DAEŞ’e karşı mücadelede bu yapıyı kullanmak yerine Türkiye’nin bu konudaki kazandığı tecrübeye güvenilmesi savını dile getiriyor. Ve nitekim Trump buna ikna olmuştu . Zaten Trump Suriye’de çok daha fazla kalmak istemiyor. Hatırlıyorsanız 2017’nin Eylül ayında Ruslarla Vietnam’da vardığı anlaşmaya göre Suriye’deki siyasi çözüm anayasal reform yaparak ve daha sonra seçimlere giderek olabileceği dile getirildi . Suriye’deki çözümü o şekilde gördüler ve ondan sonra Trump çekilmeyi Suriye’den düşündüğünü birkaç defa dile getirmişti ancak Pentagon şimdi olduğu gibi her seferinde engel oldu.   Soru: Peki, anayasa komisyonu demişken, geçen Cenevre’de Türk Rus Ve İran heyetleri anayasa komisyonunun bu sene başında çalışmalara başlayacağını ifade etti. Oradaki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür sıkıntılar var? Ya da neler doğru ya da yanlış gidiyor? Bu sene içerisinde bir gelişme bekliyor musunuz? Cevap: Benim şimdi şahsi kanaatim bu anaysa komisyonu meselesi tamamen Rusya’nın güdümünde olan bir yaklaşım. Putin başından beri Suriye’de hiçbir şekilde ne rejim değişikliği ne de anayasal değişiklik istiyor. Burada, Astana sürecinin başında da Astana’ya katılan muhaliflerin, ÖSO temsilcilerine sunulan değişiklikler de Moskova’nın ön gördüğü değişikliklerdi. Ön gördüğü değişiklik de şu: 2012 anayasasını yani Beşar Esad yönetiminde gerçekleşen 2012 anayasayı muhalefetin de katılımıyla reforme ederek tekrar yeni anayasa olarak sunulmasını istiyor. Bu anayasaya göre Putin Beşar Esad’ın da seçimlere katılabileceğini söylüyor. Putin’in öngördüğü şey bu. Astana sürecinde gösterdiği yaklaşım da bu. Amerikalılar ile müzakere ettiğinde gösterdiği yaklaşım da bu. Bu yüzden ben açıkçası bu Amerika ve Rusya anlaşmasına göre varılan sonucun Suriye’ye istikrar getireceğini düşünmüyorum. Nitekim bunun öncesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkan kararlar var. 2118 sayılı karar ve daha sonrasında ona dayanan 2254 sayılı karar, rejim değişikliğini öngörüyor. Yani eğer Suriye’de bir istikrar gerçekleştirmek istiyorsak önce bir geçiş dönemi olması gerekiyor. Geçiş döneminden sonra taraflar masaya oturur ve gerekli olan, geçiş adaleti , ulusal Barış , anayasa değişikliği, yeniden inşa, teröre karşı mücadele ve seçim gibi önemli ve öncelikli olan dosyalarda müzakere ile anlaşmaya varırlar. Ama Putin’in yaptığı; istikrar içim en öncelikli dosya olan siyasal geçiş dosyasının üstünden atlayarak ve diğer öncelikli dosyaları bir kenara iterek anayasa değişikliğinden başlamak ve bu şekilde devam etmektir . Şu anda anayasa komitesinde de bir sıkıntı var. Yani Rejim kendi adamlarının anayasa komitesinde ağırlıklı olmasını ve başkanlık yapmasını istiyor. Rusya da buna ses çıkarmıyor, Birleşmiş Milletler ise buna engel oluyor. BM sunulan listeyi şu ana kadar kabul etmedi. Bu yüzden şu anda anayasa komitesinin isimleri açıklanmadı. 2018’in sonunda, de Mistura kendi raporunu Guterres’e sunarken bu sıkıntıyı dile getirdi. 2019’da şu an Geir Pedersen adında yeni bir BM temsilcisi var. De Mistura’nın bıraktığı yerden mi devam edecek yoksa farklı bir yaklaşım mı gösterip tekrar Cenevre Süreci’nin durduğu yerden mi başlayacak onu göreceğiz.   Soru: Peki, bu bağlamda siz siyasal geçişi vurguladınız ama şu an bilfiil olarak özellikle BAE olsun Bahreyn olsun bir de Arap Birliği konuşulmaya başlandı. Esad rejimi ile diplomatik ilişkileri tekrar kurduklarını görüyoruz. Burada siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve geçiş sürecinin hala Esadsız olabileceğini mümkün görüyor musunuz? Cevap: Şöyle ki aslında karşı devrim ekseni dediğimiz eksen Sisi’nin iktidara darbeyle gelmesiyle beraber çok net belirdi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve bu üç ülkeyle beraber Ürdün nispeten var Bahreyn ise Suudi Arabistan’ın uydusu olarak tavır alıyor. Ama bu üç ülkede hem Suriye Dostlar Grubu’nun çekirdeğinde de mevcut olan hem de devrim karşıtı ve rejim değişikliği istemeyen ülkelerdir . Hem Suriye muhalefetine destek vereleri hem de rejim değişikliğine karşı olmaları oksimoron bir durumdu . 2014 yılından sonra bu çok net şekilde belirdi ve bunların rejime doğru yanaştığını bizler de gördük. Bu yüzden şu an tekrar rejimi Arap Birliği’ne kazandırma çabaları, BAE, Ürdün, Suudların tavrını garip görmüyoruz. Çünkü çok net şekilde şu an Sudan’da olan halk hareketlenmelerinin karşısında da aynı eksenleri görüyoruz. Bu yüzden şu an Ortadoğu’daki değişikliği çok iyi görmek lazım. Uzun vadeli görmek lazım. Esad konusuna gelince de aynı şekilde bu diktatör rejimlerle istikrar gelmeyeceğini bilememiz gerekiyor. Bu rejimler kaldığı sürece ancak kaotik ortam devam eder. Halk ile bu rejimler arasındaki ip kopmuş durumda. Yemen’deki, Libya’daki kaotik ortam kalsın diyenler yine bu karşı devrim eksenini oluşturan rejimlerdir. Libya’da meşru hükümete karşı Hafter’i desteklediler, Yemen’de ilk başta Husileri müslüman kardeşlere yakınlığı ile bilinen Islah hareketine karşı desteklediler, sonra Husilere karşı devrik Başkan Ali Abdullah Salih’i desteklediler şimdi de Islah hareketine tekrar sığındılar . Şu anda Tunus’ta da aynı şeyleri görüyoruz. Yeter ki halkın arzuladığı onurlu yaşama ve özgürlükçü, demokratik ortam oluşmasın. Çünkü bu domino etkisi devam edecek sıra kendilerine geleceğini biliyorlar. Olay bu kadar basit. Sorunuzun cevabına gelince bunu farklı bir yaklaşımla cevaplamak istiyorum. Esad’lı bir Suriye mevcut kaotik ortamı ve uluslararası oyuncuların müdahalesine açık parçalanmış bir Suriye’nin devamı demektir .   Soru: Peki, siz şimdi devrim karşıtı koalisyondan uzun uzun bahsettiniz ama yüksek müzakere heyeti Riyad’da oluşturuldu. Bunun ikisini nasıl beraber görmek gerekiyor? Cevap: Aslında muhalefetin Türkiye’de başlayıp Riyad’da bitmesinin de uzun bir hikayesi var. Biliyorsunuz Muhalefet biliyorsunuz Türkiye’de oluştu ve tamamen milli çizgideydi. Suriye Dostları Grubu’nun çekirdeğinde olan ülkeler(Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve Mısır) sürekli müdahale ederek muhalefete şekil vermeye başladılar, başka bir tabir ile sulandırdılar. Türkiye ve Katar’ın desteğinden çekip kendilerine doğru çekmeye başardılar. Buna da Rusya, ABD, AB gibi uluslararası oyuncular da müdahil oldu.Yüksek Müzakere Heyeti şeklinde bir yapı kurup böylece merkezi Türkiye’den Riyad’a çekmiş oldular. Yüksek Müzakere heyeti şu an sulandırılmış halde göreve devam ediyor. Türkiye’de kalan Suriye Ulasal Koalisyonu ise pasifleştirildi .YMH oluşturulduğunda ilk başta %70 civarında devrimci askerler ve siyasilerden oluşan , Cenevre çizgisini ve geçiş sürecini öncelikli gören bir muhalefet ilken şimdi Rusya, BAE, Mısır gibi ülkelerin müdahalesiyle çok farklı bir şekil almış durumda . Durum böyle olunca ben de dahil birçok siyasi figür çekildi. Birçok siyasi figür artık muhalefetin farklı bir yol aldığını düşünüyor, devrimin öncelik gördüğü dosyaları karşı devrimci eksenin isteği üzerine hasıraltı edildiğini ve şu an Rusya’nın güdümünde olan bir muhalefet olduğunu görüyoruz.   Soru: Bu bağlamda Astana sürecine olumlu yaklaşmıyorsunuz. Basına verdiğiniz demeçlerden bir devrimci hareketin çok demokratik olduğunu ve devrim sürecinin bu şekilde manipüle edildiğini söylüyorsunuz. Devrimin elit bir kadrosu olması gerektiğini ve bunun hem sahada hem siyasi alanda olması gerektiğini söylüyorsunuz. Sizce Suriye muhalefetinde bir devrim eliti oluşsaydı bugünkü tablo değişir miydi ve Astana sürecine de bu bakımda değinebilir misiniz? Cevap: Benim başkanlığım döneminde ben şunu dile getirmiştim. Devrim üç ayak üzerinde durur. İlki askeri mücadeledir. Çünkü artık askeri bir mücadele başlamış Özgür Suriye Ordusu diye bir ordu oluşturulmuş Suriye Halkı Dostları tarafından tanınmış bir ordu vardı. İkincisi de Suriye Ulusal Koalisyonuydu. 120 ülke tarafından tanınmış , ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin dâhil birçok ülkeye koalisyon tarafından resmi ziyaretler gerçekleştirildi ve koalisyon yetkilileri dışişleri bakanı nezdinde, ulusal güvenlik danışmanı nezdinde ve devlet başkanı nezdinde karşılandı . O yüzden tanınmış ve meşru bir muhalefet karşımızdaydı. Üçüncü olarak halk ayağı vardı. STK’lardan oluşan veya kucaklayıcı zemin dediğimiz kurtarılmış bölgelerdeki halk kitlesi bu muhalefete destek veriyordu. Benim o zamanki projem muhalefetin bu üç ayak üzerinde birbirleriyle koordineli bir şekilde çalışmasıydı. Elitlerin, ÖSO, siyasi hareket ve kucaklayıcı zeminin bir arada olması gerektiğini savunuyorduk ve çalışmalarımızı bu şekilde yürüttük. Ancak Astana süreci farklı yön aldı. Astana Süreci’nde aslında Putin’in amacı şuydu: Siyasileri bir kenara iterek direkt sahadaki askeri grupların liderleriyle görüşüp içerde alan kazanmaktı ve bunun için birçok enstrüman kullandı. Bazen destek ,bazen tehdite başvurdu. Bölgeleri kuşatıp bombardımana tuttu. Sonuçta bir şekilde askeri liderleri masaya getirebildi ve siyasileri tedricen uzaklaştırdı. Askerler maalesef siyaseti bilmedikleri teker teker bölgelerinden oldular. Güneyden kuzeye doğru, Şam dâhil göç ettiler. Topraklarını teslim ettiler. Şu anda Astana Süreci’nin geldiği nokta Putin’in istediği nokta. İlk başta ön gördüğü Suriye’deki değişim anayasal bir değişimdir. İktidar kalır, rejim kalır, anayasa reformu yapılarak Esad’ın meşruiyetini tekrar kazandırarak Esad’ı seçimlere tekrar sokmak amacıydı. Rusya bunu büyük oyuncularla veya Türkiye gibi bölgesel oyuncularla bir pazarlık aracı olarak da kullanıyor. Türkiye , baştan beri Suriye muhalefetinin meşru taleplerine destek veriyor.Her ne kadar Astana sürecinde Rusya ile beraber hareket etse de sayın cumhurbaşkanı Esad noktasındaki ısrarını sürekli dile getiriyor. Esad’lı bir Suriye olmaz. Bazen bunu İngilizler de dile getiriyor.  Ama Amerikalılar uzaktan izliyor çok fazla bu durumla ilgileniyor gibi gözükmüyorlar. Daha önce yine bir çekilme kararı söz konusu olmuştu ve YPG’liler ABD’nin da müsaadesiyle hemen Şam’a anlaşmaya gitmişlerdi. Bu durum çok Amerikalıların umurunda değil ancak Türkiye’yi ilgilendiriyor. Türkiye kesinlikle güney komşusu Suriye halkının istikrarlı olmasını istiyor. Suriye halkına hem siyasi hem insani hem askeri olarak destek verdi ve bu desteğini sürdürüyor. Türkiye’nin bu noktada çok zorlu bir görevi var. Hem işgalci olan Rusya’yı ikna ederek muhalefete alan açmak istiyor hem de Amerikalılar ile anlaşmaya vararak terör örgütlerini sınırları üzerinden yok etmek istiyor. Fakat dediğim gibi asıl oyunu Ruslar ve Amerikalılar kuruyor.   Soru: Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Cevap: Yoktur, çok teşekkür ediyorum.