Analiz
ABD Üssüne İHA Saldırısı
Çarşamba akşamı önce yerel kaynaklardan sosyal medyaya geçen daha sonra ABDli yetkililerce teyit edilen bilgiye göre Suriye’nin çöl bölgesinde bulunan ABD askeri karakolu Tanf’a yönelik bir iha saldırısı gerçekleşti.[1] Al-Monitor’e konuşan yerel kaynaklara göre patlama sesleri yerel saat ile 7 gibi duyuldu. Üs bölgesinde ABD askeri unsurlarına ek olarak ABD kontrolündeki yerel silahlı milis grup Magavir el-Savra’ya bağlı militanlar bulunmaktadır. ABD askeri yetkilileri herhangi bir askeri kayıp rapor etmezken Magavir el-Savra’dan ise bu saldırıya dair herhangi bir açıklama şimdilik gelmedi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ilerleyen saatlerde yaptığı açıklamada Tanf bölgesini hedef alan saldırıyı “kasten ve planlı” olarak tanımlamıştır.[2] ABD askeri yetkililerinden gelen ilk ifadelere göre saldırıda ihalara ek olarak dolaylı ateş gücünün (roketler ve havanlar bu kategoride sayılmaktadır) kullanılmış olma ihtimali bulunmaktadır. Al-Monitor’e konuşan yerel kaynaklar ise bölgedeki Rukban mülteci kampındaki görgü tanıklarının Tanf’taki üssü hedef alarak ateş açan iki hava aracını gördüklerini iddia etmekteler. [3]CENTCOM meşru müdafaa haklarının saklı olduğunu ve kendilerinin belirlediği zaman ve konumda cevap verileceğini vurgulayarak ABD’nin bu saldırıyı görmezden gelmeyeceğinin ve hamlenin yakın zamanda gelebileceğinin sinyalini vermiştir. Saldırıyı üstlenen bir grup olmasa da hem ABD hem de uluslararası kamuoyu nezdinde bölgedeki İran destekli milis güçler olağan şüpheli durumunda. Tanf’taki ABD askeri mevcudiyeti Tahran’ın bölgedeki nüfuzu için orta vadede bir Tahran tarafından bir tehdit olarak görülmekte. Ki bunu destekler nitelikte ABD eylemleri de son 1 yıl içerisinde bölgede yaşandı. ABD Başkanı Joe Biden’ın emriyle Şubat ve Haziran aylarında Irak-Suriye sınırı civarındaki İran destekli milis güçlere ait hedefler ABD hava güçlerince hedef alınmıştı. Bir önceki ABD Başkanı Trump döneminde Kasım Süleymani suikasti ile zirveye çıkan gerilim aynı seviyede devam etmese de bir nevi Obama yönetiminin devamı olarak görülen Biden yönetiminin İran destekli milisleri Suriye içerisinde hedef alan bir siyaset izlemesi bölgedeki Tahran-Washington geriliminin kısa vadede önüne geçilmesinin zorluğunu göstermektedir. ABD’nin İran destekli milisleri belli aralıklarla vurması, buna ek olarak İsrail’in de ABD’ye göre daha yoğun bir şekilde Rejim hedeflerini vurması İran’ın söz konusu milis unsurlar üzerinden Tanf’da bir cevap vermiş olması ihtimalini güçlendiriyor. Bölgede Tanf dışındaki ABD askeri ve istihbari noktaları da dönem dönem küçük çaplı iha saldırılarına hedef olurken bu saldırıların Deyrezzor ve çevresindeki İran destekli milis unsurlar veyahut sınırın hemen Irak tarafındaki İran destekli milislerce yapılmış olması hem coğrafi şartlar hem de ABD/İsrail saldırılarında seçilen hedefler bağlamında olasıdır. Çöl bölgesinde halihazırda iki seneden fazla süredir Daeş hücreleriyle savaşan rejim ve İran destekli milisler bu çatışmalarda önemli kayıplar vermekteler. Bu kayıpları bahane göstererek Deyrezzor ve çevresinde her geçen gün daha da fazla konuşlanan ve nüfuzunu arttıran bu unsurlar aynı zamanda ABD ve İsrail için de daha açık hedefler konumuna gelmektedirler. ABD açıklamasında geçen cevabın bu kez Deyrezzor’da ve daha büyük çaplı olması ihtimali güçlenmektedir. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.al-monitor.com/originals/2021/10/us-base-syria-hit-suspected-drone-attack , Erişim Tarihi: 21 Ekim 2021. [2] https://www.al-monitor.com/originals/2021/10/us-base-syria-hit-suspected-drone-attack , Erişim Tarihi: 21 Ekim 2021. [3] Magavir el-Savra yetkilileri ise birden fazla iha iddiasını yalanlamaktalar. Bknz: https://twitter.com/PRMgal1/status/1450920479649419268  Buna karşılık İran yanlısı al-Mayadeen ise saldırıda birden fazla iha ve çok sayıda roket kullanıldığını iddia etmekte. Bknz: https://www.almayadeen.net/news/politics/%D9%85%D8%B5%D8%A7%D8%AF%D8%B1-%D9%84%D9%84%D9%85%D9%8A%D8%A7%D8%AF%D9%8A%D9%86%3A-%D8%AA%D8%B9%D8%B1%D8%B6-%D8%A7%D9%84%D9%82%D8%A7%D8%B9%D8%AF%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A3%D9%85%D9%8A%D8%B1%D9%83%D9%8A%D8%A9-%D9%81%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D8%AA%D9%86%D9%81-%D9%84%D9%82%D8%B5%D9%81-%D8%A8%D9%80-%D8%B7%D8%A7%D8%A6%D8%B1
Esed’den Interpol’e İlk Talep İddiası
Muhalif haber kaynaklarının iddiasına göre Esed rejimi Interpol ile yeniden ilişkiler kurmaya başlamasının hemen ardından kurumdan ilk talebini ses getirecek bir isme tutuklama emri talebiyle gerçekleştirdi. İddiaya göre Esed rejimi Lübnan Kuvvetleri Partisi Lideri Samir Caca ile alakalı Interpol’den bir tutuklama kararı talebinde bulundu.[1] Rejim yetkililerinin hazırladığı tutuklama emrinde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Caca Lübnan’daki Suriye vatandaşlarına saldırı suçlamasına hedef olurken bu suçlamaya somut örnek olarak Caca’ya bağlı güçlerin Esed rejiminin düzenlediği Cumhurbaşkanlığı seçimi oylaması için Suriye büyükelçiliğine giden Suriyelilere saldırması gösterildi. Caca’nın yüzleştiği diğer suçlamalar ise doğrudan Suriye iç savaşı ile alakalı oldu. “Rejimi alaşağı etmek” amacıyla “terörist örgütler” ile iletişim kurmak, komplolar kurmak, rejim ve ona bağlı güvenlik güçlerinin hedef alınması için “teröristlere” silah kaçakçılığı yoluyla silah ve mali destek sağlamak ve ayrıca “teröristlerin” Suriye’ye giriş ve çıkışlarına aracı olmak suçları Esed rejimi tarafından Caca için düzenlenen tutuklama emrinde yer bulmuştur.[2] Suçlamalara arasında yer alan seçim günü Suriyelilere saldırılması hadisesi öncelikle sosyal medyada başlayan çağrıların ardından Esed destekçilerinin Lübnanlı bazı grupların saldırıları sonucu darp edilmesi şeklinde gerçekleşmişti.  Bu hadise rejim destekçisi Suriyeliler tarafından organize bir saldırı olarak nitelendirilirken Muhalif haber sitesi el-Hal’e göre ise pek çok Lübnanlı Lübnan şehirlerinde Esed rejimini destekleyen sloganlar atılmasını provokatif eylemler olarak görmüştü. Bunun sebebi ise uzun yıllar süren Lübnan İç Savaşı esnası ve sonrasında toplamda 20 seneye yakın bölgede işgalci olarak bulunan Esed rejimi ordusunun bölge halkına karşı işlediği suçlar ve hak ihlallerine dair hatıralar olarak gösterilmekte. Esed rejimi ve müttefiki Hizbullah ile Lübnan İç Savaşı yıllarından bu yana kötü ilişkilere sahip olan Lübnan Maruni siyasi figürlerinin bilhassa Lübnan içerisindeki Suriyelilere karşı hasmane tutumları bilinmekte. Esed rejiminin ülkedeki yıkıcı geçmişi ve Hıristiyan unsurlarla yaşadıklarının üzerine ülke ekonomisinin git gide kötüleşen durumunun beslediği mülteci karşıtı eğilimler eklenince özellikle Esed karşıtlarını hedef alan söz konusu eylem için küçük grupları harekete geçirmek zor olmamıştır. Rejimin Interpol’den Caca ile alakalı bir talebi olduğu iddiası henüz teyit edilmese de bu iddianın ortaya çıkışı zamanlama olarak da tesadüfi değildir. Syrian Observer iddianın zamanlamasını geçen hafta Beyrut’ta gerçekleşen çatışmalar üzerinden okumuştur. Geçen hafta Beyrut’ta gerçekleşen sokak protestoları bir anda Hizbullah ve Emel mensubu göstericilerine ateş açılmasına ve sonucunda can kayıplarının olmasına yol açmıştı. Şii gruplar bölgedeki Hıristiyan unsurları suçlarken hemen bu olay üzerine böylesi bir iddianın dillendirilmesi de tesadüften bağımsız okunabilir. Interpol’ün Esed rejimiyle yeniden işbirliğinin başlamasına yönelik bu hamlesi rejimin meşruiyet sağlama çabalarına büyük katkı sağlarken aynı zamanda rejimin merkezinde olduğu pek çok benzer iddianın da ilerideki günlerde gündeme gelmesine yol açabilir. Ömer Behram Özdemir [1] https://syrianobserver.com/news/70617/syria-asks-interpol-to-arrest-samir-geagea.html , Erişim Tarihi: 20 Ekim 2021. [2] https://syrianobserver.com/news/70617/syria-asks-interpol-to-arrest-samir-geagea.html , Erişim Tarihi: 20 Ekim 2021.
Rıfat Esed’in Dönüşü
Suriye Baas rejiminin bir dönemler iki numarası olan, eski lider Hafız Esed’in kardeşi mevcut rejim lideri Beşar Esed’in amcası Rıfat Esed uzun yılların ardından Beşar Esed’in izniyle Suriye’ye döndü.[1] Habere dair ilk dedikodular rejim yanlısı haber kaynakları vasıtasıyla sızdırılırken Rıfat Esed’in geri dönüşü Suriye’de ikamet eden aile bireyleriyle birlikte yer aldığı fotoların sosyal medya hesaplarından yayınlanması ile teyit edildi.[2] Baas rejiminin Esed ailesi kontrolüne geçtiği 1970li yılların başından 1980lerin ortalarına kadar Hafız Esed’in sağ kolu olarak görev yapan Rıfat Esed o dönem komutası altında olan Saraya el-Difaa birlikleriyle rejimin bir numaralı koruyucusu rolündeydi. Hama katliamındaki katkısıyla onlarca yıldır “Hama Kasabı” olarak nitelen ve savaş suç suçlamalarına maruz kalan Rıfat Esed kardeşi Hafız’a karşı başarısız bir darbe girişimi sebebiyle 1980lerin ikinci yarısında görevlerinden uzaklaştırılarak ülke dışına sürülmüştü. 1990lı yıllarda sembolik bir görev verilen Rıfat Esed böylece bu dönemde rejim ile ilişkilerini tamamen koparmadan sürdürebilmişti. Hafız Esed’in ölümü sonrası iktidarda hak iddia eden ve Beşar Esed’in Baas rejimindeki liderliğini protesto eden Rıfat Esed o günlerden itibaren Fransa’da ikamet etmişti. 2020 yılında Rıfat Esed Fransız yargı makamları tarafından yürütülen soruşturma ve buna müteakip açılan dava sonucu vergi kaçakçılığı ve Suriye kamu fonlarının zimmete geçirilmesi gibi suçlamalardan 4 sene hapis cezası ve mal varlığına el koyulması yönünde hüküm yedi. Esed’in hakkındaki bu hüküm 2021 itibariyle üst mahkemeler tarafından da onaylandı. 84 yaşındaki Rıfat Esed’in hakkındaki karar sebebiyle olası bir “tutuklanma” ihtimalini bertaraf etmek için Suriye’ye döndüğü iddia edilmekte. Hakkındaki hapis cezasının haricinde yüzlerce milyon dolarlık gayrimenkulü ve nakdine el konulması amca Esed’in geri dönüş yolları aramasının yegane sebebi olabilir. Rejim yanlısı medya Beşar Esed’in bu süreçteki rolünü “amcasının olası bir hapis serüvenini geri dönüş izniyle engelleyen” lider olarak vitrine koyarlarken Rıfat Esed’in dönüşünün herhangi bir siyasi çıktısı olmayacağını da belirtmekteler. Hem sağlık sorunları hem de Fransız yargısıyla yaşadığı sorunlar sebebiyle bir süredir geri dönüş için Şam ile temasta olan Rıfat Esed’in sorunsuz bir şekilde Fransa’dan Suriye’ye dönüşü Fransız makamlarının rejim yanlısı ve muhalif unsurlara yaklaşımına dair şüpheleri güçlendirdi. Ceyş’ül İslam eski sözcüsü Islam Alluş’un Fransa’daki tutukluk durumu ve hakkında işkenceye uğradığına dair iddialar göz önüne alınınca yargı yoluyla hapis cezası aldığı kesinleşen Rıfat Esed’in sorunsuz şekilde Fransa’dan ayrılarak Suriye’ye geçebilmesi Fransız yönetiminin Esed ile yakınlaşmak isteyen aktörler arasında olabileceği ihtimalini destekler niteliktedir. Islam Alluş’un akıbeti ve Paris’in Şam ile orta vadede ilişkilerinin izleyeceği rota Rıfat Esed hadisesinin okunmasını da kolaylaştıracaktır.   [1] https://www.middleeasteye.net/news/syria-rifaat-assad-president-allows-exiled-uncle-return , Erişim Tarihi: 10 Ekim 2021. [2] https://twitter.com/ibrahimhamidi/status/1447090765784666114 , Erişim Tarihi: 10 Ekim 2021.
İran Halep’te Kök Salıyor
İran Rusya’ya karşı geride düştüğü nüfuz yarışında 4.Zırhlı Tümen üzerinden yerini tekrar güçlendirmeye çalışırken aynı zamanda askeri tesisler üzerinden de Suriye’deki varlığını tahkim etmenin peşinde. Enab Baladi’ye göre bu stratejide Halep ve kırsalındaki İran askeri üsleri büyük önem taşımakta.[1] Sitenin haberine göre güney Suriye’deki bir kısım birliğini çekerek kuzey konuşlandırmaya başlayan İran bu süreçte bölgedeki askeri üslerinin sayısını da arttırmakta. Bu üslerde İran Devrim Muhafızları unsurlarının yanı sıra Hizbullah ve Harekat Nuceba gibi güçlü İran destekli milis unsurlar da konuşlanmaktadır. Halep’te Halep Uluslararası Havaalanı ve Neyreb Askeri Havaalanı’da güçlü bir askeri varlığa sahip olan Tahran Enab Baladi’nin iddiasına göre şehrin doğu kırsalına doğru bir nüfuz genişletme amacına sahip. Bölgedeki Rus güçlerinin de desteği ile yine Halep’te bulunan Kuveyris Havaalanı’ndaki yol ve pistlerin yenilenmesi Tahran tarafından sağlanırken böylece Kuveyris de İran mevcudiyetinin güçlendirildiği bir üs haline geldi. Lakin pistlerin yenilenmesinde gösterilen işbirliği havaalanındaki sınırların ve rol paylaşımının belirlenmesinde gösterilmedi. Muhalif kaynaklara göre Kuveyris’te  Rus ve İran güçleri arasında rol paylaşımına dair bir mutabakat yok. Bu sebeple de tarafları havaalanı içerisinde bir duvar ayırmakta. Yine aynı kaynaklar duvarın Batı yakasında görev yapan İran unsurlarının bu alanı Harekat Nuceba, Hizbullah ve Fatımiyyun Tugayları milislerince kontrol edilen bir hapishane olarak kullandıklarını iddia etmekte. Duvarın öteki tarafında ise Rus askeri unsurlar ve Rusya destekli Kaplan Güçleri unsurları bulunmakta. Havaalanı halihazırda asli işlevinden ziyade İran’ın milislerine ev sahipliği ve bölgeye intikal eden İran silah ve mühimmatlarına depo vazifesi görmekte. Türk Hava Kuvvetleri’nin 2020’de hedef aldığı bölge o günkü saldırılar sonucu havaalanı vazifesi göremeyecek duruma gelmişti.[2] Son inşa çalışmaları havaalanında kısmi bir düzelme anlamına gelse de hem Rus hem de İranlılar tarafından üs ve depo olarak kullanılmakta. Özellikle Şam ve güneyindeki bölgelerde yaşanan İsrail hava saldırılarının Tahran’ı belli başlı silah ve mühimmatlarını Halep’teki üslere çekmeye zorladığı düşünülmekte. Bu üsler özelinde havaalanları da ilk sırada yer almaktadır. Yine doğu Halep’te Tell Hasel bölgesinde İranlı üst düzey askeri uzmanların Rejim unsurlarının da bulunduğu yeni bir askeri üssün idaresinde bulundukları sitenin iddiaları arasındadır. Halep’te uzun yıllar boyunca rejim adına savaşan İran ve İran destekli milisler şehrin rejim eline geçmesinin ardından da bölgedeki varlıklarını güçlendirmeye devam ediyorlar. Hem başta Yerel Savunma Güçleri milisleri olmak üzere  paramiliter yapılanmalar yoluyla hem de tesisler yoluyla gücünü tahkim eden İran’ın bölgedeki varlığının Türkiye açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu ise göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Hem Afrin’de hem de İdlib’de son 4 senede çok defa İran destekli milislerle karşı karşıya gelen Ankara aynı zamanda Irak’ta da askeri üslerinin İran destekli unsurlarca tehdit ve tacizlerine maruz kaldı. Bu sebeple Halep’te kökleşen bir İran askeri varlığının orta ve uzun vadede Ankara’nın müdahil olabileceği yeni krizlere yol açması da şaşırtıcı olmayacaktır.   Ömer Behram Özdemir [1] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/10/irans-network-of-influence-increasing-at-eastern-aleppo-countrys-airports/ , Erişim Tarihi: 7 Ekim 2021. [2] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/tsk-esed-rejiminin-neyrab-askeri-havaalanini-kullanilamaz-hale-getirdi/1750842 , Erişim Tarihi: 6 Ekim 2021.
Soçi’nin Ardından
29 Eylül’de Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleşen Putin-Erdoğan zirvesi kamuoyuna yansıyan net beyanlar olmadan sona erdi. Liderlerden Putin görüşmeyi “yararlı ve önemli” olarak ifade ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “verimli” olarak niteledi.[1] Liderler görüşmeye yönelik net sinyaller vermezken diplomatik kanallardan görüşmeye dair daha fazla ifade sızdı. Kremlin sözcüsü Peskov tarafların bu görüşmede “İdlib’deki anlaşmalara dair bağlılıklarını yinelediklerini” vurgularken [2] Middle East Eye’a konuşan  üst düzey Türk yetkililer ise tarafların İdlib’deki statükonun devamına yönelik anlaştıklarını ifade etti.[3] Soçi’ye gelene kadarki süreçte İdlib’de Rus hava saldırıları ve rejim topçuları tacizlerini sıklaştırırken taraflardan karşılıklı açıklamalar gelmişti. Rejim Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad isim vererek Rusya lideri Putin ise “yabancı güçler” ifadesini kullanarak Türkiye’nin Suriye’deki varlığını ülkenin bütünlüğü yolundaki büyük bir engel olarak ifade ederken Ankara ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından Esed rejiminin Türkiye’nin güneyi için tehdit oluşturduğu mesajını duyurdu.[4] Bu açıklamalar ve saldırılar gölgesinde gerçekleşen Soçi zirvesine müteakip ise Rusya hava saldırılarını arttırdı. Rus hava saldırılarının odak noktası M4  otoyolunun güneyi oldu. Bu hedeflere ek olarak İdlib merkeze yakın Maarat Misrin, M4 otoyoluna komşu Cisr eş-Şugur ve kuzeydeki Berişa ve Sarmada yakınlarına da saldırılar gerçekleşti. Buna karşılık TSK da İdlib’in güneyinde Benin köyünde yeni bir askeri üs kurmaya başlarken bölgedeki tahkimatını güçlendirmeye devam etmekte.[5] Bu esnada Rus haber kaynaklarına konuşan rejim yetkilileri İdlib’in yılbaşına kadar rejim kontrolüne geçeceğini ve bu sürecin sadece silah yoluyla olmayacağını artı olarak güney Suriye’dekine benzer şekilde Suriye vatandaşı milislerin[6]  kapsamına gireceği siyasi bir süreç ve mutabakat ile gerçekleşeceğini iddia ettiler.[7] Rejim tarafından gelen bu iddiaya karşılık Türkiye’den de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Spiegel’e verdiği beyanatlar Ankara’nın rejime yönelik duruşu ve İdlib meselesinde söylem bazında bir değişime gitmediğini göstermekte. Kalın Türkiye’nin Suriye’deki varlığını bir meşru müdafaa meselesi olarak yorumlarken ABD ve Rusya’nın ne kadar hakkı varsa Türkiye’nin de meşru müdafaa hususunda o kadar hakkı olduğunu dile getirdi. Kalın ayrıca rejim ve Rusya tarafından gelen, Türkiye’nin bölgedeki varlığının uluslararası hukuk ihlali anlamına geldiği şeklindeki yorumlara bölgede uluslararası hukuku ihlal eden unsurların rejim ve YPG olduğu şeklindeki ifadesiyle cevap verdi.[8] Bu açıklamaların medyaya yansımasıyla eş zamanlı  olarak TSK’ya ait yeni bir askeri konvoy da Kafr Lusin’den bölgeye giriş yaparak TSK askeri varlığını güçlendirme hamlelerine devam etti. İdlib’in geleceğine dair iddialarda Moskova ile Ankara’nın İdlib’de nihai bir çözüm için anlaştıkları çeşitli kaynaklarca ifade edilmekte. Lakin Türkiye’nin yeni mülteci dalgası ve YPG’nin bölgedeki varlığına dair kırmızı çizgileri göz önüne alındığında Rusya’nın bu konularda taviz vermesi veyahut irade gösterdiği olasılıkta dahi bu zorlukların üzerinden gelebilmesi şu an için oldukça zor gözükmekte. Bu sebeple mevcut Rus-rejim tacizleriyle TSK tahkimatı sürecinin bir süre daha devam edeceği olasıdır. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-58740673 , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021. [2] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kremlin-erdogan-ve-putin-idlibe-yonelik-anlasmalara-bagliliklarini-teyit-etti/2379278 , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021. [3] https://www.middleeasteye.net/news/turkey-russia-work-jet-engines-warships-submarines-erdogan , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021. [4] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/09/idlibs-fate-on-the-agenda-of-erdogan-putin-upcoming-sochi-summit/ , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021. [5] https://twitter.com/suriyegundemi_/status/1443567632813154304 [6] Rejim perspektifinden muhalifler [7] https://arabic.sputniknews.com/arab_world/202109301050300514-%D8%AE%D8%A8%D9%8A%D8%B1-%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A-%D9%84%D9%80%D8%B3%D8%A8%D9%88%D8%AA%D9%86%D9%8A%D9%83-%D9%82%D8%B1%D8%A7%D8%B1-%D8%AA%D8%AD%D8%B1%D9%8A%D8%B1-%D8%A5%D8%AF%D9%84%D8%A8-%D8%A7%D8%AA%D8%AE%D8%B0-%D9%88%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%B9%D8%B1%D9%83%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D9%82%D8%A7%D8%AF%D9%85%D8%A9-%D8%B9%D9%84%D9%89-%D9%85%D8%B1%D8%A7%D8%AD%D9%84-/ , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021. [8] https://www.spiegel.de/ausland/recep-tayyip-erdogan-chefberater-wir-haben-es-nicht-auf-syrische-erde-abgesehen-a-2f72b0eb-23e6-41e7-80be-7dcf04c8cb76?context=issue , Erişim Tarihi: 1 Ekim 2021.  
Putin-Erdoğan Zirvesi Öncesi Rus Tacizleri ve Ankara’nın YPG Üzerinden Mesajları
Eylül’ün son günlerinde Rusya lideri Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşecek zirvede ana gündem maddesi İdlib’in geleceği olacak. Bu zirve öncesi taraflardan İdlib’e dair açıklamalar gelirken bir yandan da bölgeyi hedef alan Rus saldırıları yaşanmakta. Saldırılarda dikkat çeken nokta ise sadece İdlib ile sınırlı kalınmaması ve İdlib’e ek olarak Afrin[1] ve Rasulayn’daki[2] muhalif unsurların da hedef alınması oldu. Afrin’de Basilhaya, Basufan[3] ve Barad[4] Rasulayn’da ise el-Dardara köyündeki[5] Suriye Milli Ordusu (SMO) unsurları Rus hava bombardımanına hedef oldular. İdlib’in aksine doğrudan TSK tarafından kontrol altında bulunan Afrin ve Rasulayn’daki bölgelerin Rus savaş uçaklarınca hedef alınması Moskova’nın Putin-Erdoğan zirvesi öncesi gözdağı olarak okunabilir. Bu tarz diplomatik zirve öncesi tacizler Moskova’nın bölge politikası geleneğine oldukça uygun. Öte yandan Türkiye de bu tacizlere cevabı YPG’nin bulunduğu farklı cephelerde vererek zirve ve sonrasına dair mesajlar verdi. Tel Temir[6] ve Ayn İsa’da YPG mevzileri TSK tarafından hedef alınarak Fırat’ın doğusunun da her an Türkiye tarafından tekrar hedefe konulacağı mesajı net şekilde verildi. Buna ek olarak Afrin ve Halep kırsalında SMO unsurları YPG unsurlarına karşı saldırılarda bulunarak Rus saldırılarına cevabı karada YPG üzerinden vermiş oldu. Kafr Lusin, Eriha ve Cebel Zaviye TSK’nın bölgeye yeni destek güçlerinin mevzilendiği hatlar olarak dikkat çekerken Rusya’nın Afrin-İdlib hattında hava saldırısı düzenlediği bazı noktaların Türk gözlem noktalarına yakın yer olduğu da göz önünde tutulmalı. Moskova’nın TSK unsurlarını taciz eder hedef seçimlerine karşın TSK’nın yeni konvoylarla bölgede mevzilenmesi geri adım atma ihtimalinin şu an için sahada pek sinyale sahip olmadığını gösterdi. 2020’nin ilk aylarında İdlib’de patlak veren yoğun çatışmalarda TSK’nın rejim unsurlarını yoğun hedef aldığı hatırlandığında ve bugün YPG unsurlarının hedef alındığı da düşünüldüğünde Ankara’nın Rusya’nın bölgesel ortağı olarak Esed rejimi ve YPG’yi aynı yerde gördüğü söylenebilir. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un İdlib için Suriye’deki “son terörist karakol” ifadesi kullanması Moskova’nın en azından şimdilik YPG’yi “dost” unsur olarak gördüğünün bir başka dışavurumu oldu. Ankara ise YPG’yi Rusya’nın adını pek anmadan bölgedeki bir numaralı terörist tehdit olarak gördüğünü vurgulamaya devam ediyor. YPG’nin Afrin’in TSK tarafından ele geçirildiği günlerde rejim ile yakın teması ve halen Tel Rıfat’ta Rus ve rejim unsurlarıyla koordineli hareket etmesi YPG-Moskova-Şam ilişki ağını anlamak açısından önemlidir. Putin-Erdoğan zirvesinin sonuçsuz sona erdiği ve çatışmanın alevlendiği bir senaryoda YPG’nin TSK tarafından pek çok noktada hedef alınması ise oldukça muhtemeldir. Putin-Erdoğan görüşmesinin sonuna kadar Rus tacizlerinin ve karşı cevapların devam edeceği beklenilen bir durumdur. Henüz ne Rus ne de Türk tarafından sahada geri adıma yönelik bir mesaj gelmemesi bu taciz ve karşılık sürecinin kanlı geçme ihtimalini güçlendiriyor. Yine de sürecin nereye doğru evrileceği iki liderin zirvesi sonucunda daha net olarak görülebilir. Ömer Behram Özdemir   [1] https://salemreporters.com/russia-launch-a-massive-airstrike-in-southern-afrin-10-people-killed/ , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021. [2] https://twitter.com/QalaatM/status/1442151563171020808 , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021. [3] https://twitter.com/IdlibEn/status/1441703437578686466 , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021. [4] https://twitter.com/putintintin1/status/1442030363749097472 , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021. [5] https://twitter.com/IdlibEn/status/1442150458504720385 , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021. [6] https://twitter.com/IdlibEn/status/1441350714584813571 , Erişim Tarihi: 27 Eylül 2021.
İran Deyrezzor’da Gayrimenkul Üzerinden Hakimiyet Genişletiyor
İran destekli milisler Deyrezzor’daki etki alanlarını her geçen gün arttırırken bu milislerin varlığının Deyrezzor sosyolojisinde kalıcı etkilerinin olabileceğine dair korkular artmaktadır. Deyrezzor merkezli haber sitesi Deirezzor24 bu konuyla alakalı yayınladığı “Demographic change in Deir Ezzor” başlıklı çalışmada milislerin bölge demografisine etkilerini inceledi.[1] Çalışmaya göre İran’ın Deyrezzor’daki nüfuz genişletme çalışmaları demografik ve ideolojik dönüşümü kapsayan uzun vadeli bir plana dayanmakta. Şam, Halep, Deyrezzor ve Lazkiye bölgelerinde hem yardım kuruluşları vasıtasıyla hem de Şii inanç merkezleriyle Şiiliği bölgede daha kabul edilebilir bir imaja büründürmeye çalışan İran’ın bu eforları bazı örneklerde Sünnilik ve Nusayrilikten Şiiliğe geçiş gibi sonuçlar vermekte. Deirezzor24’ün yayınlanan çalışmadaki iddiasına göre İran destekli unsurlar Deyrezzor’daki değişim faaliyetlerinde gayrimenkul alımı üzerinden alan hakimiyeti yönünde çalışmaktadır. ABD ve İsrail hava saldırılarına hedef olan, karada ise YPG ve dönem dönem Daeş saldırılarına hedef olan Deyrezzor’daki İran destekli milis unsurları bu bölgede sayıları 13ü bulan askeri üsler aracılığıyla mevzilenirken şehir içinde gerçekleşebilecek yeni mevzilenmeler bu unsurların bölgedeki etkisini ve saldırılardan krounma kapasitelerini arttırabilir. Bilhassa Mayadin, Elbukemal ve Deyrezzor şehir merkezinde gayrimenkul alım işlemlerinde yoğunlaşan İran unsurları bu bölgelerde yerel aracılar vasıtasıyla konutları piyasa fiyatının altında alarak muhtelif milis unsurlar arasında dağıtmaktalar. Evlerine çatışma sebepli dönemeyen pek çok Deyrezzorlunun bu sıkıntılı durumundan istifade eden İran unsurları böylece şehirdeki mevcudiyetlerini de yasal zemine oturtmaktalar. Çalışmada başvurulan yerel kaynaklara göre son 1 ayda sadece Mayadin ve Elbukemal’de İran destekli milislerin satın aldığı konut sayısı 73. Bu konutlar halihazırda Avrupa veyahut diğer Arap ülkelerinde yaşayan Deyrezzorlulardan satın alınarak milislerin kontrolü altına girdi. Piyasa fiyatlarının 3-4 kat altında fiyatlara bölgede adeta vurgun yapan İran unsurları bu süreçte 201-8-2020 arasında Deyrezzor Valisi olan Abdülmecid el-Kevakibi başta olmak üzere bürokraside etkin yerel figürler ile yoğun işbirlği içinde bulunurken aynı zamanda milislerini şimdiden satın alınan konutlara yerleştirerek hızlı bir değişim sürecini de tetiklemektedir. Rapora göre bazı ufak mahalleler şimdiden Irak, Pakistan ve Afganistan’dan gelen milislerin çoğunluğu oluşturduğu bir demografiye dönüşürken Humeyni ve Kasım Süleymani’nin isimleri de sokak isimleri arasında yer almaya başladı. Hüseyniyeler, STKlar ve kültür merkezleri üzerinden İran mezhep makyajlı bir şekilde her geçen gün bölgedeki nüfuzunu arttırıyor. Deyrezzor konumu itibariyle hem Irak-Suriye geçişinde hem de petrol bölgelerinin çevresinde hayati bir öneme sahip. 1980li yıllardan bu yana Deyrezzor’da Şiileştirme çabalarıyla bilinen İran 2021 itibariyle ilk kez arzu ettiği değişime izin verecek bir boşluk buldu. Bu boşluğu hem askeri hem fikri olarak dolduran İran’ın politikaları başka aktörlerce engellenmezse orta vadede Deyrezzor’un yeni bir çatışma merkezi olarak literatüre geçmesine yol açabilir.Ömer Behram Özdemir [1] https://deirezzor24.net/en/demographic-change-in-deir-ezzor/ , Erişim Tarihi:  23 Eylül 2021.
Şam ve Tahran’ın Dera-Deyr ez-Zor Hattında Dizayn Çalışmaları
Dera el-Beled’de Şam-Tahran cephesinin saldırı ve kuşatma siyaseti aynı zamanda Deralıların mülklerine ek koyma hamleleriyle desteklenmekte. Enabbaladi’nin haberine göre rejim güçleri tarafından el konulan ve Deralılara ait olan konutların sayısı 50’ye ulaştı.[1] Habere göre rejimin şimdiye kadar yaşanan süreçte el koyduğu konutlar bölgede yaşayan siviller tarafından 2011 sonrası dönemde Dera’daki çatışma ortamından uzak kalabilmek için tarım arazileri üzerine inşa edildi. 2018’de Rusya arabulucuğu ile rejim ve Dera Merkez Komitesi arasında uzlaşma sağlanmasından sonraki süreçte ise bölge halkı bu konutlara daimi olarak yerleşti. Dera el-Beled’in güneydoğusundaki el-Şiyah, el-Nahla ve el-Haşabi’de bulunan bu konutlar rejimin bölgedeki askeri hareketliliğinin artoışına müteakip sakinleri tarafından boşaltılmıştı. Halihazırda rejim askeri unsurlarının konuşlandığı bu konutların asıl sahipleri ise konutların geleceğine dair endişe duymaktalar. Rejim silahlı unsurlarının geçmişi göz önünde bulundurulduğunda el konulan evlerin “yağmalanması” ve yeniden ikamet edilememesi için “yakma” veyahut “yıkım” ile kullanılamaz hale getirilmeleri başlıca endişeler arasında bulunmakta. Ağustos ayında Dera’daki Tarık el-Sad mahallesinden çekilen 4.Zırhlı Tümen’e bağlı birliklerin bölgedeki sivillere ait konutları çekilme esnasında kundaklamaları bölgede yaşanan en taze olay olarak hafızalarda yer almaktadır.[2] 4.Zırhlı Tümen’in kendisi gibi İran destekli müttefiki Hizbullah da 2019’da bölgede kimi köylerden çekilirken sivillere ait evleri patlayıcılar kullanarak yıkmış ve söz konusu evlere sivillerin geri dönüş yolunu kapamıştı. Dera el-Beled’de böyle bir senaryonun yaşanması çatışma esnasında bölgeyi tahliye etmek durumunda kalan binlerce Deralı sivilin de geri dönecek evler bulamaması manasına gelecektir. Şam-Tahran cephesi çatışma bölgelerinde kendileri için orta vadede sorun teşkil edeceklerini düşündükleri beldelerde evlere el koyma ve kullanılamaz hale getirmeyi çözüm yolu olarak kullanırken bunun yanında yasal zemine oturtulmuş hamlelerle de yerleşim yerleri üzerinde mühendislik peşindeler. Dera’da şu an yaşanan tecrübenin haricinde Deyr ez-Zor’da da bölge sivillerine ait arazi ve gayrimenkuller rejim eliyle el değiştirmekte. Yerlerinden edilmiş Suriyelilerin arazi ve evlerine el koyma amacıyla yürürlüğe giren 10 Sayılı Kanun çerçevesinde bölgede faaliyet gösteren ve İran tarafından desteklenen Şii Vakfı Deyr ez-Zor batısında 14 hektar büyüklüğünde tarım arazilerini satın aldı.[3] Deyr ez-Zor’daki Şii türbelerinin “hac turizmi” merkezi haline gelmesi amacıyla bu arazilerin satın alındığı, buralara “İran ve Iraklı hacıların” hizmet alacağı tesislerin yapılacağı ve tüm bu inşaat operasyonunun İran Devrim Muhafızlarınca koordine edileceği iddialar arasındadır. Suriye iç savaşındaki “İranlı hacılar” tecrübelerinden yola çıkarak bu bölgelerin turizmden ziyade Suriye-Irak sınırında faal olan İran destekli mezhepçi milisler için bir istasyon olması da ciddi olasılıklar arasında bulunmaktadır. Ayn Ali türbesi ve etrafında  yerlerinden edilen Suriyelilerin mülkleri üzerine yapılacak böylesi bir hamle de Dera’da yapılan zorla el koymalar gibi Şam-Tahran cephesinin tehdit olarak etiketledikleri kitleleri cezalandırma yöntemi olarak kayıtlara düşecektir. Ömer Behram Özdemir [1] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/09/syrian-regime-forces-appropriate-civilian-property-during-current-military-escalation-in-daraa/ , Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021. [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/09/syrian-regime-forces-appropriate-civilian-property-during-current-military-escalation-in-daraa/ , Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021. [3] https://www.syacd.org/demographic-change-in-eastern-syria-carries-an-ominous-warning-for-the-future-of-the-country/ , Erişim Tarihi: 7 Eylül 2021.
Dera Bölgesinde Yaşananlar
Daha öncesinde Esed Rejimi ve destekçisi olan Rusya, 25 Haziran tarihinde Dera’nın şehir merkezinde yer alan Dera el-Beled Mahallesinde bulunan askeri muhaliflerden ve yaşayan halktan evlerinin aranmasına izin vermeleri ve ellerindeki bütün hafif silahların teslim edilmesine yönelik çağrıda bulundu. Dera’daki bölge halkının ileri gelenleri ve Uzlaşı Merkezi (Deralı Merkezi Komite), Temmuz 2018’de Rusya arabuluculuğunda yapılan Esed rejimi ile sadece ağır silahların teslim edilmesine yönelik uzlaşıya aykırı olduğu gerekçesiyle bu çağrıyı reddetti.  Bu duruma cevaben Esed rejimi Dera el-Beled’de yaşayan yaklaşık 40 bin sivile sıkı bir abluka uygulamaya başladı ve bölgeye giriş çıkışları durdurarak gıda malzemeleri, yakıt, ilaç gibi temel insani ihtiyaç malzemelerinin girişini yasakladı.[1] Yaşanan çatışmalar sonrasında, Dera’daki Uzlaşı Merkezi temsilcileri ile Esed rejim heyeti, şehir merkezindeki Dera el-Beled Mahallesinde yaşayan halktan ve orda bulunan eski askeri muhaliflerden ellerindeki hafif silahların tamamını teslim etmeleri, evlerinin aranmasına izin vermeleri ve ablukanın kaldırılması konularında anlaşmaya vardı. Ancak rejim güçlerinin Savunma Bakanı Ali Ayoub varılan anlaşmaya aykırı olarak Dera el-Beled Mahallesinde kontrol noktaları kurup askeri unsurlarının sayısını arttırmak istedi. Bu durumun üzerine mahallede bulunan eski muhalifler rejim unsurlarına ateş açtı ve rejim unsurları mahalleden çekilmek zorunda kaldı.[2] Mahalledeki hâkimiyetini güçlendirmek isteyen Esed rejimi unsurları ve İranlı milislere ait 4.Tümen üyeleri, Cumhuriyet muhafızları, Ebu el-Fadl el-Abbas milisleri, Hizbullah milisleri gibi takviye birlikleri, sabahın erken saatlerinde bölgeye girmek için harekete geçti. Diğer yandan, Dera bölgesindeki eski muhalifler ve onlara destek veren sivil halk, rejime bağlı 4.Tümen’in Dera el-Beled mahallesine saldırmasına karşılık olarak harekete geçti. Dera eyaletindeki birçok farklı rejim noktası basıldı ve kontrol noktasındaki rejim askerleri esir alındı. Dera kırsalındaki muhalif gruplar rejime ait askeri noktaları ve kontrol noktalarını hedef aldı. Çatışmalar Sayda, Um el-Mayadin, Yaduda, Mizyrib, Nasip, Neva, Um Meyzen, Bekkar, Tasil, Tafas, Casem, Nuayme, İnhıl gibi bölgelerde yoğunlaşırken kırsal kesimde bulunan 12 kontrol noktası muhalif grupların eline geçti.[3] Bu durum üzerine Esed rejim güçleri ele geçirilen yerleşimleri havan ve topçu saldırıları ile hedef aldı. Dera Merkez Komitesi tarafından 15.Tugay ve Askeri Güvenlik Şubesinin kuşatılmış mahallelerdeki bölgelere konuşlanması teklifi Rus yanlısı 8.Tugay 5. Kolordu birliklerinin de katılımının tartışmalı olması sebebi ile rejim tarafından reddedildi.[4] Rusya’nın arabuluculuğunda Dera Merkez Komitesi ile Esed rejimi arasında yapılan görüşmelerde, Dera el-Beled mahallesinde ateşkes sürecinin 15.08.2021 tarihinden itibaren iki hafta daha uzatılması ve yeni yol haritası için anlaşmaların sağlanması hususunda karara varıldı. Tarafların arasında yeni müzakerelerin ve görüşmelerin olacağını belirterek bu ateşkes sürecinde yaşanabilecek ihlalleri izlemek adına bir komite kurulacağını iddia etti ve beraberinde Dera ili çevresinde Rus askerlerinin devriye yapacağını belirtildi.[5] Olayların devamında Deralı Merkez Komite tekrardan Rusya arabuluculuğu ile 01.09.2021 tarihinde 3 günlük ateşkes anlaşmasını kabul etti. Anlaşma gereği belirlenen süreçte, Rus destekli 8. Tugay 3 askeri nokta kurabilmek adına Dera el-Beled’e girecekti ve bu alanlarda sadece Deralı askeri güvenlik mensupları ile beraber 8.Tugay bulunabilecekti. Mahallede bulunan 34 kişilik ekibin ellerindeki hafif silahları rejim güçlerine teslim etmesi, anlaşmayı kabul etmeyenlerin ise mahalleden çıkarılarak ülkenin kuzeyine göç etmeleri sağlanacaktı. Bu anlaşmanın uygulanması sonucunda mahalleyi kuşatan Beşşar Esed’ın kardeşi Mahir Esed komutasındaki İran destekli grupların ve 4.Tümen’in bölgeden çekileceğine dair anlaşmaya varıldığı belirtildi. Dera Merkezi Komitesi Sözcüsü Adnan Masalme, Rejim güçlerinin yeni talepler ileterek en son yapılan ateşkes anlaşmasını bozduğunu aktardı. Dera el-Beled'de üç askeri nokta kurulması yönünde anlaşma sağlanmıştı. Buna uymayan rejim güçleri askeri noktaların üçten dokuza çıkardığını bildirdi. Bu karar sonucunda Dera halkı, silahların teslim edilmesi ve evlerin aranması şeklindeki taleplerin kabul edilemez bir durum olduğunu belirtti. Anlaşmaların çıkmaza girdiğini bildiren Masalme, ‘’Rejim ve İran anlaşmayı bozdu.  Esed rejiminin güvenlik güçleri ve Rusya'ya, Ürdün'e veya Türkiye'ye çıkmak için güvenli yol temin etmeleri konusunda talebimizi ilettik.’’ şeklinde açıklama yaptı. SMDK başkanı Salim el-Muslat ise “Dera'da halkımıza karşı işlenen suçun durdurulmaması halinde herhangi bir siyasi süreçte uluslararası topluma olan bağlılığımızın hiçbir anlamı kalmayacak.” ifadeleri ile rejimin Dera’ya yönelik saldırılarına tepki gösterdi.[6] Gürkan Demirhan [1] https://www.peyamakurd.info/D%C3%BCnya/esad-rejiminden-dera-boelgesine-kusatma [2] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/esed-rejimi-ablukanin-kaldirilmasi-anlasmasina-ragmen-derada-1-aydir-kusattigi-mahalleye-hakim-olmak-istiyor/2316536 [3] https://nedaa-post.com/%D9%82%D9%88%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D9%84%D9%86%D8%B8%D8%A7%D9%85-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A-%D8%AA%D8%B1%D8%B3%D9%84-%D8%AA%D8%B9%D8%B2%D9%8A%D8%B2%D8%A7%D8%AA-%D9%85%D9%86-%D8%AF%D9%85%D8%B4%D9%82-%D8%A8%D8%A7%D8%AA%D8%AC%D8%A7%D9%87-%D8%AF%D8%B1%D8%B9%D8%A7 [4] https://www.almodon.com/arabworld/2021/8/4/%D8%AB%D9%88%D8%A7%D8%B1-%D8%AF%D8%B1%D8%B9%D8%A7-%D8%AB%D8%A7%D8%A8%D8%AA%D9%88%D9%86-%D8%B1%D8%BA%D9%85-%D8%A7%D9%86%D8%B9%D8%AF%D8%A7%D9%85-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%88%D8%AA-%D9%88%D9%84%D8%A7-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%B0%D9%84%D8%A9 [5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/derada-gecen-ay-varilan-ateskes-iki-hafta-daha-uzatildi/2335624 [6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/esed-rejimi-guclerinin-deraya-baslattigi-yogun-saldirilari-suruyor/2356148
28 Temmuz 2021 Tarihli ABD'nin Suriye Yaptırımları Listesi
ABD Hazine Bakanlığı önceki gün yayınladığı yaptırımlar listesinde Suriye’den çok sayıda şahıs ve kurumu yaptırımların hedefine koyduğunu açıkladı. Yaptırımlara hedef olan kurumlar rejim güvenlik bürokrasisinin parçaları olurken şahıslarda ise bu kez çeşitlilik var. Rejimin muhtelif istihbarat unsurlarına ek olarak Ahrar’uş Şarkiye ve HTŞ’ye yakın figürler de yaptırımların kapsamına girdi.[1] Yaptırım listesinin başını rejim istihbari unsurları çekerken ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasında yaptırım kapsamına giren kurum ve kişilerin işkence ve infazlar başta olmak üzere çok sayıfa insan hakları ihlalinin tarafı oldukları vurgulandı. Sezar skandalından yola çıkarak rejim istihbaratının çeşitli şubelerinin muhaliflerin sistematik işkence ve infazlarını gerçekleştirdiği BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarca kanıtlanmıştı. Bu eylem ve kurumlar hakkındaki raporlamalar ABD yaptırımlarına da zemin hazırladı. Binlerce tutuklunun işkenceye maruz kaldığı Sednaya Hapishanesi listeye konulurken rejime bağlı istihbarat şubeleri de doğrudan zikredildi. Rejim İstihbarat Genel Müdürlüğü 215. Şube, 216. şube, 227.şube (el-Mıntaka), 235.şube (Filistin Şubesi), 248.şube (Soruşturma Şubesi), 251.şube (el-Hatib Şubesi) ve 290.şubeleri (Halep Şubesi) söz konusu yaptırımlarda kendilerine yer buldu. Ayrıca evvelki yaptırım listelerinde de yer alan Rejim Askeri İstihbarat Direktörlüğü bu listede de hedef alındı. Kurumun ve şubelerinin haricinde istihbaratçı şahıslar da yaptırıma maruz kaldı. Tümgeneral Kifah Mulhem işkence ve infazları koordine etmek haricinde kuzey Suriye’de ateşkes çabalarını engellemekle itham edilirken Vafık Nasır Dera’daki katliamlardan Asıf el-Dikr ise Filistinli mültecileri hedef alan kaçırma ve cinayetlerden sorumlu tutulmakta. Bir diğer istihbaratçı rejim generali Malik Ali Habib ise Tedmür’de onlarca siyasi hükümlünün yakılmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle öldürülmesi sebebiyle sorumlu tutularak bu yaptırım listesinin kapsamına girdi. Rejim cenahında istihbarat kurumları haricinde Lazkiye merkezli milis gücü Saraya el-Ariin grubu da yaptırımlara hedef oldu. Rejim unsurlarının dışında listeye giren kurum ve kişilerin başında Ahrar’uş Şarkiye gelmekte. Grup Hevrin Halaf’ın öldürülmesinden sorumlu tutulurken aynı zamanda yağmacılık, işkence, adam kaçırma ve cinayet gibi suçlamaların da yer aldığı geniş bir suç karnesiyle suçlanmakta. Ahrar’uş Şarkiye’ye yöneltilen bir diğer suçlama da eski Daeş mensuplarını bünyesinde bulundurma iddiası. Eski Daeş mensuplarının bünyeye katılması ve Halep bölgesindeki insan hakları ihlallerinden sorumlu olarak tutulan Ahrar’uş Şarkiye mensubu Ahmed İhsan Feyyad el-Hayes ve kuzeni Raed Cessim el-Hayes Ahrar’uş Şarkiye ile bağlantılı şahıslar olarak listede yer aldılar. Listede son olarak ise HTŞ bağlantılı figürler yer aldı. Hasan el-Şaban HTŞ’ye teknolojik destek, hizmetlere ulaşım ve mali destek gibi başlıklarda katkı sağlamakla suçlanmakta. Hedef alınan bir diğer HTŞ unsuru Faruk Feyzimatov ise sosyal medya propagandası, yeni milislerin devşirilmesi ve örgüt için bağış toplama gibi ithamların merkezi konumunda. HTŞ’nin kimi Batılı kurum ve şahıslarca anaakım bir profil olarak tanımlanma çabalarına karşın bu yaptırımlar ABD’de HTŞ’ye yönelik bakışın henüz değişmediğini göstermekte.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://home.treasury.gov/news/press-releases/jy0292 , Erişim Tarihi: 29 Temmuz 2021.