Analiz
28 Temmuz 2021 Tarihli ABD'nin Suriye Yaptırımları Listesi
ABD Hazine Bakanlığı önceki gün yayınladığı yaptırımlar listesinde Suriye’den çok sayıda şahıs ve kurumu yaptırımların hedefine koyduğunu açıkladı. Yaptırımlara hedef olan kurumlar rejim güvenlik bürokrasisinin parçaları olurken şahıslarda ise bu kez çeşitlilik var. Rejimin muhtelif istihbarat unsurlarına ek olarak Ahrar’uş Şarkiye ve HTŞ’ye yakın figürler de yaptırımların kapsamına girdi.[1] Yaptırım listesinin başını rejim istihbari unsurları çekerken ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasında yaptırım kapsamına giren kurum ve kişilerin işkence ve infazlar başta olmak üzere çok sayıfa insan hakları ihlalinin tarafı oldukları vurgulandı. Sezar skandalından yola çıkarak rejim istihbaratının çeşitli şubelerinin muhaliflerin sistematik işkence ve infazlarını gerçekleştirdiği BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarca kanıtlanmıştı. Bu eylem ve kurumlar hakkındaki raporlamalar ABD yaptırımlarına da zemin hazırladı. Binlerce tutuklunun işkenceye maruz kaldığı Sednaya Hapishanesi listeye konulurken rejime bağlı istihbarat şubeleri de doğrudan zikredildi. Rejim İstihbarat Genel Müdürlüğü 215. Şube, 216. şube, 227.şube (el-Mıntaka), 235.şube (Filistin Şubesi), 248.şube (Soruşturma Şubesi), 251.şube (el-Hatib Şubesi) ve 290.şubeleri (Halep Şubesi) söz konusu yaptırımlarda kendilerine yer buldu. Ayrıca evvelki yaptırım listelerinde de yer alan Rejim Askeri İstihbarat Direktörlüğü bu listede de hedef alındı. Kurumun ve şubelerinin haricinde istihbaratçı şahıslar da yaptırıma maruz kaldı. Tümgeneral Kifah Mulhem işkence ve infazları koordine etmek haricinde kuzey Suriye’de ateşkes çabalarını engellemekle itham edilirken Vafık Nasır Dera’daki katliamlardan Asıf el-Dikr ise Filistinli mültecileri hedef alan kaçırma ve cinayetlerden sorumlu tutulmakta. Bir diğer istihbaratçı rejim generali Malik Ali Habib ise Tedmür’de onlarca siyasi hükümlünün yakılmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle öldürülmesi sebebiyle sorumlu tutularak bu yaptırım listesinin kapsamına girdi. Rejim cenahında istihbarat kurumları haricinde Lazkiye merkezli milis gücü Saraya el-Ariin grubu da yaptırımlara hedef oldu. Rejim unsurlarının dışında listeye giren kurum ve kişilerin başında Ahrar’uş Şarkiye gelmekte. Grup Hevrin Halaf’ın öldürülmesinden sorumlu tutulurken aynı zamanda yağmacılık, işkence, adam kaçırma ve cinayet gibi suçlamaların da yer aldığı geniş bir suç karnesiyle suçlanmakta. Ahrar’uş Şarkiye’ye yöneltilen bir diğer suçlama da eski Daeş mensuplarını bünyesinde bulundurma iddiası. Eski Daeş mensuplarının bünyeye katılması ve Halep bölgesindeki insan hakları ihlallerinden sorumlu olarak tutulan Ahrar’uş Şarkiye mensubu Ahmed İhsan Feyyad el-Hayes ve kuzeni Raed Cessim el-Hayes Ahrar’uş Şarkiye ile bağlantılı şahıslar olarak listede yer aldılar. Listede son olarak ise HTŞ bağlantılı figürler yer aldı. Hasan el-Şaban HTŞ’ye teknolojik destek, hizmetlere ulaşım ve mali destek gibi başlıklarda katkı sağlamakla suçlanmakta. Hedef alınan bir diğer HTŞ unsuru Faruk Feyzimatov ise sosyal medya propagandası, yeni milislerin devşirilmesi ve örgüt için bağış toplama gibi ithamların merkezi konumunda. HTŞ’nin kimi Batılı kurum ve şahıslarca anaakım bir profil olarak tanımlanma çabalarına karşın bu yaptırımlar ABD’de HTŞ’ye yönelik bakışın henüz değişmediğini göstermekte.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://home.treasury.gov/news/press-releases/jy0292 , Erişim Tarihi: 29 Temmuz 2021.
Suveyde’de Yeni Oluşumlar: Liva Suriye ve Anti-Terör Kuvvetleri
Rejim ile yerel unsurlar arası gerginliklerin yoğun olarak yaşandığı Dürzi çoğunluklu Suveyde bölgesi Haziran ayında yeni siyasi ve askeri oluşumların kuruluşuna şahit oldu. 7 Temmuz’da Fransa’da yaşayan Malik Ebu-el Hayr tarafından kuruluşu ilan edilen partinin adı Liva Suriye.[1] Yerel kaynaklara göre henüz güçlü bir sivil destekten uzak olan Liva Suriye Partisi lideri el-Hayr tarafından Suveyde’de kurulan lakin tüm Suriye’de faal olmak isteyen seküler bir parti olarak tanımlanmakta.[2] El-Hayr’ın al-Monitor kaynaklarına verdiği beyanlar bu yeni siyasi hareketin çizgisine dair daha başka detaylar da barındırmakta. Buna göre Liva Suriye Partisi Suriye’nin üniter yapısının korunmasından yana. Özerklik, federalizm veyahut öz yönetim gibi siyasi talepleri yok. Tüm Suriyelilerin parçası olacağı ulusal diyalog sonucu savaşın nihayete erdiği yeni bir yönetim talebini dile getiren Liva Suriye aynı zamanda ideallerindeki yeni Suriye’de rejim ve kurumlarının olmaması çizgisinde. Rejim ve istihbaratının Suveyde şehrinin sosyal ve ekonomik hayatının son 10 senede altını oyduğunu dile getiren el-Hayr yeni bir siyasi hareket girişimine kendisini yönlendiren ana sebebin de rejimin bu ifsad edici eylemleri olduğunu vurguladı. Sosyal medya paylaşımlarından[3] [4]Esed rejimi ve bilhassa İran’a karşı bir konumda olduğu gözüken el-Hayr’ın bu siyasi girişiminin ilk etapta ciddi bir destek bulabilmesi mümkün gözükmese siyasi hareketi milis güç ile tamamlama hamlesi Liva suriye girişimini ilginç kılmakta. Liva Suriye ile aynı dönemde yine Suveyde merkezli kurulan milis gücün adı Anti-Terör Kuvvetleri oldu.[5] Al-Monitor’e konuşan ve adını saklı tutan grup sözcüsü söz konusu yeni grubun Dürzi toplumu üyeleri tarafından oluşturulduğunu ve asli amacının terörist unsurlarla mücadele olduğunu dile getirdi.[6] Terörist olarak bahsi geçen unsurların ekseriyetle rejime ait askeri kimliklere sahip olup Suveyde bölgesinde sivillere karşı adam kaçırma ve cinayetler de dahil olmak üzere çeşitli saldırılarda bulunan kişiler olduğu vurgulanırken Anti-Terör Kuvvetleri’nin  Lübnan Hizbullah’ı başta olmak üzere Suveyde’de İran uzantısı unsurlarını da tehdit olarak gördüğü ifadeler içinde yerini aldı. Sözcünün ifadelerine göre Anti-Terör Kuvvetleri ile Liva Suriye Partisi kağıt üzerinde iki ayrı yapı olsalar da koordineli olarak hareket etmekteler. Yeni kurulan siyasi parti ve bu partiyle iltisaklı milis güç Suveyde’de  farklı tepkilerle karşılaştı. Al-Monitor’e göre gelen olumlu tepkilerin sebebi bölgede var olan çeteler ve bu çetelerin yarattığı hukuksuzluk olurken olumsuz tepkiler ise el-Hayr’ın şahsı ve milis güçlerin profilleri kaynaklı gözükmekte. Al-Monitor’e konuşan Suveydeli gazeteci Novras Aziz’e göre el-Hayr 2020’nin ikinci yarısında Tanf üssünde ABD destekli koalisyon güçleriyle biraraya gelerek bölgedeki İran nüfuzuna karşı Suveyde’de neler yapılabileceğine dair planlarını sunsa da el-Hayr’ın etkili olmak istediği Doğu Suveyde’de halihazırda İran’ın askeri varlığı bulunmamakta. Buna ek olarak Anti-Terör Kuvvetleri grubunun içindeki pek çok kişinin suç geçmişi olan ve fidye için adam kaçırma gibi eylemlerle bilindikleri için yerel bazda nefret edilen profiller olduğunu ileri süren Aziz bu sebeplerle Liva Suriye girişiminin Suriye devrimine hizmet edemeyeceğini vurgulamakta.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.al-monitor.com/originals/2021/07/new-druze-political-party-military-faction-take-shape-suwayda , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021. [2] https://coar-global.org/2021/07/26/autonomous-administration-calls-for-un-political-recognition/ , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021. [3] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=3529460797064278&set=pb.100000011770637.-2207520000..&type=3 , Erişim Tarihi: 27 Temmuz 2021. [4] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=3886726174671070&set=pb.100000011770637.-2207520000..&type=3 , Erişim Tarihi: 27 Temmuz 2021. [5] https://www.facebook.com/%D9%82%D9%88%D8%A9-%D9%85%D9%83%D8%A7%D9%81%D8%AD%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A5%D8%B1%D9%87%D8%A7%D8%A8-100284902336855/ , Erişim Tarihi: 27 Temmuz 2021. [6] https://www.al-monitor.com/originals/2021/07/new-druze-political-party-military-faction-take-shape-suwayda , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021.
Rusya Deyrezzor’da Aşiret Unsurlarıyla  Buluştu
Deirezzor24’ün haberine göre Moskova bölgedeki etkisini arttırmak amacıyla Deyrezzor’daki aşiretlere yakınlaşmaya çalışmakta. Habere göre Hatla’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen askeri toplantıda bölgedeki güvenlik komitesi unsurları ve yüksek rütbeli Rus askeri yetkililer YPG/SDG kontrolünde bulunan Deyrezzor batı kırsalından aşiret liderleri ve kanaat önderleriyle görüştüler.[1] Bu yerel unsurlar bölgedeki Amerikan – ve dolayısıyla YPG/SDG – varlığını reddetmeleriyle tanınan figürler. Deirezzor24’ün kaynaklarına göre bu toplantıda yerel aşiret liderleri ve kanaat önderleri YPG/SDG’nin bölgedeki tahakkümünden rahatsızlığın ileri boyutlara çıktığını ve YPG/SDG yönetiminin ciddi şekilde yolsuzluklarla anıldığını ileri sürerken rejim ordusunun bölgeye girişi ve rejim otoritesinin inşaası hususunda destekçi olmak istediklerini belirtmişlerdir. Kaynaklara göre Ruslar halihazırda bölgede Amerikan unsurlarının çekilmesine yönelik protestoları rejim unsurları üzerinden destekleyerek kaotik bir zemin oluşturmakta. Protestoların ön saftaki aktörleri olan Şebbihalar ve rejim muhibbanları ayrıca Rusya’nın isteğiyle bölgede SDG karşıtı damarı besleyecek kaosu yaratmak için gizli hücre teşkilatlanmasında da başı çekmekteler. Deirezzor24’ün iddiasına göre Ruslar Hatla’da gerçekleşen toplantıya bölgedeki mutabakat merkezi üzerinden davet yollamak suretiyle Deyrezzor’daki çoğu aşiretin önde gelenlerini çağırdılar. YPG/SDG ile ters düşmemek adına çağrıyı reddedenlerin yanında kabul edip toplantıya katılan unsurların olması kimi aşiretlerin YPG/SDG etkisine karşın siyasi pozisyonlarını saklama gereği duymadıklarını göstermekte. Geçtiğimiz aylarda Beşar Esed’in yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesine yönelik bölge aşiretlerinden gelen destekler[2] Şam’ın bölgede yerel kitle üzerinde halen etkisi ve kitleyle temasın olduğunu göstermekte. Askeri anlamda ise Rusya’nın haricinde yine Şam ve Tahran da bölgedeki aşiretler ile temasa büyük önem vermekteler. İran’ın bilhassa Mayadin’deki çabaları bölgede kökleşme hamlelerinin bir parçası olarak okunabilir[3]. Adeta bir suikastler coğrafyası haline gelen[4] Deyrezzor’da faili meçhuller[5], baskınlar ve dönemsel protestolar gerginliğin yükselmesine sebep olmakta. Bölgenin Sünni Arap nüfusu YPG/SDG’nin ciddi bir dirençle karşılaşmasına yol açmakta. Buna ek olarak aşiretlerin bölgenin sosyal hayatındaki büyük etkileri bölge siyasetinde aşiretlerin doğal ortaklar/ iş birlikçileri olmalarına alan açmakta. Lakin bu durum bir yandan YPG/SDG’nin aleyhine gibi gözükse de öte yandan muhtelif maddi ve siyasi tavizlerle bu aşiretlerin kolayca taraf değiştirebildiği gerçeği göz önüne alındığında mevcut ittifak ve denklemlerin sağlam bir temele dayanıp dayanmadığına dair soru işaretleri mevcut. Zira İran’ın bölgede hem milis güçleri hem de Bakara aşireti üzerinden oluşturmaya çalıştığı etki alanı aynı anda İsrail ve Rusya için tehdit oluşturmakta. Bunun sonucu olarak bölge dönem dönem ABD ve İsrail’in hava saldırılarına hedef olurken Rusya da nüfuzunu arttırmak için bölgenin çevresine kendisinin desteklediği milisleri ve kendi askeri unsurlarını göndermekte. Son tahlilde Deyrezzor aşiretleri üzerinden girilen rekabetin bölgedeki milisleşme hızının artmasına yol açarken istikrarsız ortamı daha da besleyeceğini beklemek mümkün.   [1] https://deirezzor24.net/en/russia-tries-to-attract-tribes-of-deir-ezzor-again/ , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021. [2] https://deirezzor24.net/en/tribal-dignitaries-hold-meeting-in-deir-ezzor-to-support-assads-standing-for-new-presidential-term/ , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021. [3] https://deirezzor24.net/en/irgc-militia-official-meets-tribal-elders-in-deir-ezzor/ , Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2021. [4] https://syrianobserver.com/news/59778/al-sharbein-tribe-invite-deir-ez-zor-clans-to-be-more-vigilant.html , Erişim Tarihi: 22 Temmuz 2021. [5] https://syrianobserver.com/news/65908/unidentified-persons-assassinate-sdf-leader-in-syrias-deir-ez-zor.html , Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2021.
Kamışlı’da Tahran-Moskova Rekabeti
İran destekli milislerin Kamışlı’da YPG unsurlarıyla yaşadığı gerginlikler Rusya’nın araya girmesiyle son bulurken sürecin çıktılarının İran için ne manaya geldiği araştırmacılar Samer el-Ahmed ve Mohammed Hassan tarafından MEI’de ele alındı.[1] Geçtiğimiz aylarda Kamışlı’nın Tay mahallesinde YPG kontrolündeki yönetimin polis gücü Asayiş unsurları ile rejim yanlısı İran destekli Ulusal Savunma Güçleri (USG) arasında yaşanan çatışmalar USG unsurlarının mahalleden çıkması buna karşın az sayıda rejime bağlı yerel polis unsurlarının mahallede konuşlanması mutabakatı ile sonuçlandı. USG unsurları mutabakat gereği bölgeden çıkarken Esed rejiminin görevlendirdiği polis unsurlarının mahalleye girişleri ise YPG kontrolündeki yönetimce engellendi. Kamışlı’da YPG ile rejim arasındaki çatışmaların geçmişine bakıldığında ise bu sonuç şaşırtıcı değil. Yazarlara göre Haseke vilayetindeki USG unsurları bölgede silah ve maddi güç anlamında en zayıf yapılar. Bu milislerin aylık 20 USD civarındaki maaşlarının 2020’nin ikinci yarısında hiç ödenmediği ve bu sebeple milis unsurların rejim tarafından terk edildiklerini düşündüğünü öne süren Ahmed ve Hassan’a göre maddi desteklerin kısıldığı dönemlerde milis unsurlar karaborsacılık ile fon sağladılar. Bu senenin Mart ayında ise en başta Tay mahallesi olmak üzere bölgedeki USGler İran’ın fon desteği teklifiyle karşılaştılar. İran buradaki USG unsurlarını silah ve para ile destekleyip yeniden şekillendirerek Kamışlı içinde etki alanını korumak amacındaydı. USG unsurlarının İran teklifine olumlu yaklaşmalarına müteakip bölgeye askeri uzmanlarını yollan Tahran kısa süre içerisinde USG unsurlarını eğitmeye ve yeniden inşa etmeye başladı. Ayrıca pek çok yerde yaptığı gibi burada da USG unsurlarının içerisine kendisine doğrudan bağlı unsurlar yerleştirdi. Yazarlara göre Ensar Askeri Güvenlik adına sahip bu küçük milis unsurlar bölgede İran ile temaslı aşiretlerin üyelerinden müteşekkildi. Bölgede Bakara aşireti ile de benzer ilişkileri olan Tahran için bu yöntem yeni değildi. Lakin İran’ın desteği çatışma döneminde Tay mahallesindeki USG unsurlarını es geçti. Asayiş ile çatışmalar esnasında İran’dan desteğin kesilmesi yazarlara göre Tay’daki USG komutanlarının İran’ı ihanetle suçlamasına yol açtı. Esed rejiminin Rusya’nın baskısıyla Tay’daki çatışmaya göz yumarak oradaki USG unsurlarına destek vermediğini öne süren Ahmed ve Hassan’a göre bu hamle Rusya’nın Kamışlı ve çevresindeki İran etkisini kırmak için izlediği siyasetin bir sonucuydu. Kamışlı kırsalında bilhassa aşiretler üzerinden ciddi şekilde etkisini arttıran Tahran’ın Tay’da kaybeden tarafın hamisi olması son tahlilde İran’ın karnesine bir yenilgi olarak geçmiş oldu. Kamışlı’nın ekseriyeti YPG kontrolünde bulunurken rejim unsurları sınır kapısı, hastane, havaalanı ve muhtelif devlet binalarının olduğu bölgelerle sınırlı alanlarda etkin konumdalar. Bu açıdan bakıldığında rejim halen Kamışlı’nın belli bölgelerinde var olsa da Tay mahallesinden rejim unsurlarının tamamen çıkarılması zaten kısıtlı bir alanda var olan rejim otoritesinin YPG’ye çatışma yoluyla kaybedilmesi manasına gelmekte. Bölgede havaalanı başta olmak üzere askeri unsurları olan Moskova’nın bu kayba ses çıkarmaması hatta dolaylı olarak kayba destek vermesi Tahran-Moskova rekabetinin sadece Dera ve Deyr ez-Zor dışında Haseke-Kamışlı bölgesinde de vites yükselttiğini ortaya koymakta. Ömer Behram Özdemir     [1] Samer el-Ahmed ve Mohammed Hassan, Iran’s loss in Qamishli’s Tayy neighborhood results in a shift in the boundaries of control, MEI, Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2021.
YPG’nin  Deyr ez-Zor Aşiretlerine Mecburiyeti
Aşiretler bölgede sadece kimlik oluşturmada değil aynı zamanda sosyal ve askeri mobilizasyon konusunda da önemli rol oynamaktadırlar. Bu nedenle bölgede hâkimiyet kurmak isteyen, aşiretlerle de ilişkiler kurmak zorundadır. Neredeyse tüm mali harcamaları ABD tarafından karşılanan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD’nin bölgeden çekilme durumunda gelecekteki varlığı tehlike altında olacaktır. Meşruiyet ve askeri koruma sağlamak dışında ekonominin canlanmasında büyük etkiye sahip olduklarından, daha önce DAEŞ tarafından kontrol edilen bölgelerde bulunan aşiretlerin desteğini kazanmak SDG/YPG için oldukça önemlidir. YPG, ekonominin büyük sektörleri üzerinde kontrolü olmadığından rejime ve seçkin aşiretlere karşı savunmasızdır. Diğer bölgelerle kıyasla YPG, meşruiyet konusunda Deyr ez-Zor’da daha çok sorun yaşamaktadır. Deyr ez-Zor, tarih boyunca önemli bir bölge olarak kabul edilmiştir. Halep, Şam, Bağdat ve Anadolu’dan gelen yolların kavşağında olması, Fırat nehrinin üzerinde olması ve Suriye’nin en büyük petrol kuyuların orada bulunması onu önemli bir bölge haline getirmiştir. YPG, Haseke ve Deyr ez-Zor’da bulunan tüm petrol kuyularına sahip olsa da bazı kuyuların hizmet dışı olmasından dolayı çok miktarda petrol elde edememektedir ve üretilen petrol fiyatları oldukça düşüktür.[1] Yolsuzluk Deyr ez-Zor’da YPG’nin popülaritesini azaltmış ve aşiretlerle ilişkisini zedelemiştir.[2] Deyr ez-Zor’da bulunan en güçlü aşiretlerden olan El Akidat aşiretinden Şeyh Mutşer’in suikastından sonra YPG’nin bölgede güvenliği sağlayamadığı konusunda eleştiriler artmış ve YPG üzerinde büyük baskı oluşturulmuştur. Birçok aşiret mensubu suikastten YPG’yi sorumlu tutmuştu. Nitekim Şeyh Mutşer’in YPG’ye karşı olduğu bilinmekteydi. Dahası, aşiret liderleri YPG’yi petrol gelirleriyle ilgili yolsuzlukla suçlamışlardır ve ayrıca petrollerin rejim kontrolündeki bölgelere ihraç edilmesine son vermesini talep etmişlerdir. Ancak YPG için Esed rejimine ve Kürdistan Bölgesel Yönetimine (KBY) yapılan petrol satışları önemli bir finansal gelir kaynağıdır. Bu durum YPG’nin bölgedeki varlığını daha çok tehdit altında kalmasına yol açmaktadır. Deyr ez-Zor’da okulların hala kapalı olması, kötü ve zor yaşam koşulları, çoğu zamanlarda su ve elektriğin kesilmiş olması gibi nedenlerde gerilimin yükselmesine dâhildir.[3] Dahası her ne kadar etnik bölünmelere karşı olduğunu iddia etse de ülkenin kuzeyinde bulunan Kürtlere yardım konusunda öncelik verme eğilimindedir. Bu nedenle, Arapların çoğunluk olduğu Deyr ez-Zor‘da YPG yönetimine karşı hoşnutsuzluk yaygındır. Üstelik savaş, yerel ekonomik merkezler arasındaki bağlarda önemli bir düşüşe neden oldu. Aynı zamanda güvenliğin sağlanamaması aşiretlerin YPG ile çalışma teşviklerini azaltmaktadır. YPG her ne kadar ABD’den destek alıyor olsa da, bölgede varlığını sürdürebilmesi, nüfuzunu arttırması ve son olarak çok kötü durumda olan ekonomik durumunu canlandırabilmesi için yerel halkın, özellikle seçkin aşiretlerin desteğini kazanmak zorundadır. Aksi takdirde, ABD bölgeden çekildiği anda, Arapların çoğunlukla yaşadığı vilayetlerde ve yeraltı kaynaklarının bol olduğu bölgelerde yok olmaya mahkûm olacaktır. Kötü kaliteli hizmetlerin, düşük maaşların, yerel halkın petrol rezervlerinden faydalanamaması, aşiretlerin YPG’yi benimsemesinin zor olduğunu göstermektedir.[4] ABD desteğinin garantisi olmadığından ve YPG’nin yönettiği bölgelerde, özellikle Deyr ez-Zor’da, Arap aşiretlerin hoşnutsuzlukları arttığından dolayı, YPG’nin geleceği belirsizdir. Diğer yandan ise bölgedeki aşiretler için çıkış yolu da bulunmadığı belirtilmelidir. Her ne kadar aşiretler YPG’ye kategorik olarak karşı olsalar da, Deyr ez-Zor’un Suriye’de en çok rejim karşıtı olan bölgelerden biri olduğundan ve YPG dışında başka alternatifi olmadığından mecburen YPG’ye katlanmak zorundadırlar. Kötülerin iyisini seçmek zorunda kalan Deyr ez-Zor halkı için YPG ehveni şerdir. ABD desteğinin garantisi olmadığından ve YPG’nin yönettiği bölgelerde, özellikle Deyr ez-Zor’da, Arap aşiretlerin hoşnutsuzlukları arttığından dolayı, YPG’nin geleceği belirsizdir. Bu bağlamda Deyr ez-Zor bölgesindeki aşiretler için yeni bir alternatifin ortaya çıkması durumunda, aşiretlerin rejim ve YPG’ye karşı bu alternatif ile hareket edeceği öngörülmelidir. Lüceyn Alravi   [1] https://medirections.com/index.php/2019-05-07-15-50-27/wartime/2020-01-28-17-47-29  الاقتصاد السياسي للإدارة   الذاتية لشمال شرق سوريا -  - [2] Abdullah Al-Ghadhawi, “The Role of Tribes: New Opportunities for Lasting Stability in Deir ez-Zor”, New Lines Institute for Strategy and Policy, 2019 [3] Rena Netjes & Erwin van Veen, “henchman, Rebel, Democrat, Terrorist. The YPG/PYD During the Syrian Conflict”, Netherland Institute of International Relations, CRU Report, April 2021 [4] Dan Wilkofsky “In Syria’s Deir ez-Zor, SDF Conscription ‘severs livelihoods’”, Al-Monitor, 2021
Menbiç’te YPG’nin Zorla Askere Alma Çabaları ve Halk Ayaklanması
YPG, 2016’dan bu yana bölge halkını zorla askere alma çabalarını sürdürmekte ve bu konuda, özellikle son iki yılda Menbiç halkına yoğun baskı yapmaktadır. Terör örgütünün şehre girmesinden kısa bir süre sonra bu girişim, sivil yerel halkın başlatmış olduğu şehirdeki gösteriler ve grevlerle kısa bir süre için de olsa engellenmiştir.[1] Bu gelişme, 2017’de örgütün “zorunlu askerlik” fikrini geçici olarak geri çekmesine neden olmuştur. Sonrasında YPG’nin bölgedeki otoritesi kısmen sarsılmış ve bölge halkının cesaretinin artmasına sebebiyet vermiştir. Fakat, 2021 itibarıyla terör örgütü, Menbiç’te “zorunlu askerlik” uygulamasını tekrar gündeme getirmiş ve yine halkın direnişiyle karşılaşmıştır. Akabinde YPG, sivillerin yanı sıra okul öğretmenlerini de zorla “askere” almaya başlamıştır.[2] Mayıs  itibarıyla öncelikle Menbiç kent merkezinde ve ardından kırsal bölgelerde halk tarafından başlatılan barışçıl gösterilere[3], YPG tarafından ateşle karşılık verilmiştir. Neticede bu durum çok sayıda gencin ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştır.[4] Saha kaynağının aktardığı bilgiye göre, Menbiç’te 18-42 yaşları arasında, zorunlu silahlatına alımından kaçanların yanı sıra, rejim ordusunda askerlik ve ihtiyat için arananlar ile Suriye rejimine bağlı güvenlik güçleri tarafından aranan on binlerce kişi bulunmaktadır. Dolayısıyla YPG’nin, gösterilerin tekrarlanması halinde Menbiç’i Esed rejimine vereceği tehdidinde bulunması, şehir merkezlerinde yaşayan halkın çekinmesine neden olmuştur. Ayrıca, bölgedeki bir kanaat önderine göre, bölge liderliğini devralmaya hazır uygun bir alternatifin olmaması dolayısıyla Esed rejiminin bölgeye girmesi ihtimali de, YPG’nin bölgedeki varlığını sürdürme olasılığını artırmaktadır. Aşiretlerden Ortak Tepki ve YPG’nin Zaman Kazanma Çabası Bölge halkının liderleri, YPG liderlerine “zorunlu askerlik” de dahil olmak üzere, bazı dayatmalardan vazgeçmesi veya şehri terk etmeleri için Haziran ayının ikinci haftası itibarıyla bir haftalık süre tanımıştır.[5] Akabinde, Menbiç aşiret şeyhlerinin birçok görüşmesinden sonra YPG’nin dayatmalarını engellemek için 17 maddelik şartname oluşturmuştur. Saha kaynağının aktardığı bilgiye göre, bu şartnamedeki talepler arasında “ölenlerin kan parasının ödenmesi, yaralıların tedavisi ve tazmin edilmesi, kışlık yakacak ihtiyacının karşılanması, çimento temini” gibi taleplerin yerine getirilmesi bulunmaktadır. Saha kaynağının aktardığı bilgiye göre, simdiye kadar Suriye Demokratik Güçleri (SDG) 17 maddelik şartname ile ilgili olarak, ekonomik talepler gibi bazı maddelere kısmen yanıt vermiştir. Ayrıca, şimdilik zorunlu askerlik talebini geri çekmiş ve SDG, bölgedeki aşiretlere yanıt olarak “konunun şu anda incelendiğini” ifade ederek, bölgedeki aşiretlere karşı yapacakları hamleyi zamana yaymıştır. Menbiç aşiretleri tarafından YPG’ye verilen sürenin dolmasına rağmen Menbiç’te müzakereler hala devam etmektedir ve YPG’nin ileri gelenlerinden bazıları harekete geçmeye başlamıştır. Terör örgütü, talepleri inceleme bahanesiyle şartname maddelerini bertaraf etmeye çalışmaktadır. YPG, önde gelen aşiret liderleri tarafından kendisine verilen sürenin dolmasıyla birlikte güvenliği bozmaya ve halkı sindirmeye çalışsa da, saha kaynağının aktardığı bilgi doğrultusunda, bugün tüm Menbiç halkının, taleplerin uygulanmaması durumunda olası senaryoya hazır olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan YPG’li teröristler, bölgede yaşanan ayaklanmalar son bulmadığı takdirde, bombalı saldırıların gerçekleşebileceğine yönelik imalarda bulunduğu görüşülen yerel kaynaklarça ifade edilmiştir. Bölge halkına yönelik bir bombalı terör saldırısının gerçekleştirildiği takdirde, YPG’lilerin terör saldırısını DEAŞ’in üstüne atacağı söylenmiştir. YPG ve Aşiretler Arasında Siyasal Mücadele Devam Ediyor 31 Mayıs 2021’de Menbiç’te yaşananlardan sonra bölge halkının protesto ve gösteriler sonrası yapmış olduğu bazı ekonomik taleplerin, hizmetlerin ve altyapının YPG tarafından iyileştirilmesi, taraflar arasında bir anlaşma sağlanmış gibi gözükse de, aslında Arap aşiretleri tarafından YPG’nin otoritesi karşı milliyetçi bir çatışmanın ve siyasi bir mücadelenin sürdürüldüğü görülmektedir. Ayrıca, bu gösteriler sayesinde bölgedeki sivil halkın, 2017’den bu yana YPG’nin uyguladığı güvenlik, ekonomik, sosyal ve eğitim politikalarını kendi isteği doğrultusunda yönlendirebildiği iddiası, görüşülen yerel kaynaklarca da ifade edilmiştir. Sonuç olarak, gelecek senaryo değerlendirildiğinde, YPG gösterilerin yoğunluğunu azaltmak için protestocuların bazı ekonomik taleplerini karşılamaya gidebileceği öngörülmektedir. YPG’nin Menbiç’teki bazı aşiret sembollerini ve gösterilere önderlik edenleri ortadan kaldırmak için önümüzdeki 2 ay içinde suikastlara başlaması da ihtimallerin arasındadır. Diğer bir ihtimal ise örgütün, genç erkeklerini Menbiç’teki kontrol noktalarında tutuklayarak zorunlu hizmete almaya devam etmesidir. Bu durumun gerçekleşmesi, Arap halkının marjinalleşmesinin önünü açacaktır. Bu bağlamda, yaşam koşullarının daha da kötüleşmesi ve aşiretlerin taleplerinin yerine getirilmemesi gerginliğin daha fazla tırmanmasına ve ölü veya yaralıların artmasına yol açacaktır. Yapılan görüşmelerde, bölge halkının liderleri, krize en iyi çözümün “Türkiye ve Amerika’nın üzerinde mutabakata vardığı yol haritasının uygulanması” olduğunu düşünmektedir. Ancak, Barış Pınarı Harekatı sürecinde ABD, Menbiç’in hava sahasını Rusya’ya devretmiştir. Sonrasında Türkiye ile Rusya arasında yapılan mutabakat gereğince bölgedeki YPG unsurlarının çıkarılmış olması gerekirken, halen bu unsurlar alan hakimiyetini sürdürmektedir.   Nur Günay   [1] “10 YAŞINDAN BÜYÜK ÇOCUKLARA ZORUNLU ASKERLİK”, Yeniadana, 4 Mart 2017. “https://yeniadana.net/haber/10-yasindan-buyuk-cocuklara-zorunlu-askerlik-13910.html” [2] “Terör örgütü YPG/PKK işgal ettiği bölgelerde 1,5 ayda 61 öğretmeni alıkoydu”, Anadolu Agency, 18 Şubat 2021. “https://www.aa.com.tr/tr/dunya/teror-orgutu-ypg-pkk-isgal-ettigi-bolgelerde-1-5-ayda-61-ogretmeni-alikoydu/2148969” [3] “Suriye’de halk YPG/PKK’nın zorunlu askerlik uygulamasını protesto etti”, TRT Haber, 31 Mayıs 2021. “https://www.trthaber.com/haber/dunya/suriyede-halk-ypgpkknin-zorunlu-askerlik-uygulamasini-protesto-etti-584950.html” [4] “YPG/PKK'lı teröristler Münbiç'te göstericilere ateş açtı: İki günde 8 sivil hayatını kaybetti”, Yenişafak, 1 Haziran 2021. “https://www.yenisafak.com/dunya/ypg-pkkli-teroristler-munbicte-gostericilere-ates-acti-iki-gunde-8-sivil-hayatini-kaybetti-3636184” [5] “Münbiç'te PKK/YPG rahatsızlığı artıyor”, TRT Haber, 8 Haziran 2021. “https://www.trthaber.com/haber/dunya/munbicte-pkkypg-rahatsizligi-artiyor-586921.html”
HTŞ’nin İdlib Aşiretleriyle İlişkileri
Devlet dışı aktörlerin günden güne büyüdüğü Suriye’de, insan kaynakları ve toplu hareket edebilme kapasiteleriyle aşiretler, yerel ittifakların önemli bir aktörü konumunda. İç savaşın tüm taraflarının muhtelif bölgelerde aşiretlerle askeri ve ticari işbirliğine girmeleri 10 yıllık çatışmanın bir gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. Bu dinamik üzerine kurulan ittifaklar ülkenin çoğu bölgesinde etki ederken The Washington Institute’dan Aaron Zelin İdlib’de HTŞ’nin yerel aşiretlerle olan ilişkilerine dair kaleme aldığı yazıyla, literatüre İdlib özelinde bir katkı yaptı. Zelin’e göre İdlib’de başlıca üç güçlü aşiret bulunurken (Mevali, Beni Halid ve Haddadin) bu aşiretlerin savaşta topyekun cephe alıp hareket etme yerine kendi içlerinde dahi muhalefet veya rejim destekçisi olarak ayrıştıkları görülmektedir.[1] Muhaliflere katılan hatta kendi muhalif silahlı gruplarını kuran aşiret unsurlarına karşın, rejim ile bilhassa İdlib’in muhaliflerin eline düşmesinden önceki dönemde sıkı ilişkilere sahip olan aşiret unsurları da savaşın geçmişinde aktif rol oynamaktaydı. Zelin Nusra Cephesi’nin İdlib’deki aşiretlerle ilişkilerinin yapıcılıktan uzak olduğunu dile getirirken, HTŞ’nin ise bu hususta Nusra Cephesi tecrübesinden ayrışarak aşiretlerle yapıcı ve de işlevsel bir ilişki inşa ettiğini vurgulamaktadır. HTŞ tecrübesinde yerel aktörlerle ilişkilerde ön plana çıkan “Kabile ve Aşiretler Konseyi” kurumu yine HTŞ destekli Kurtuluş Hükümeti’nin 2018’deki inisiyatifi sonucu içinde Mevali, Beni Halid, Bukeyr, el-Damalkah, Elbu Şaban, Ugeydat, Varşah, el-Muşheda, Nuim, Tay, Lehib ve Dalaim gibi irili ufaklı bölge aşiretlerinden oluşan 125 kişinin bulunduğu şekilde kurulmuştu.[2] Kurulan bu konsey pandeminin ilk aylarına kadarki dönemde belli aralıklarla Suriye devrimi ve İdlib’deki durumla alakalı açıklamalar yapmak, bölgedeki yetkililerle bir araya gelmek ve özellikle HTŞ için milis devşirme ve de İdlib’in savunması için siper kazmak gibi görevler üstlenmekteydi. Zelin’e göre, Kabile ve Aşiretler Konseyi kurumu Mart 2020’de kurduğu Genel Mutabakat Konseyi ve bu konseye bağlı komitelerle yerel yönetimde söz sahibi olup bölgenin idaresinde örfi hukukun yeniden etkin olmasında pay sahibi olurken bu gelişme HTŞ’nin yerel kapasitesinin sınırlarını göstermesi anlamında önem taşımaktadır. HTŞ, son dönemde aşiretlere ulaşmak için Kurtuluş Hükümeti Başbakanı Ali Keda’nın doğrudan aşiret yöneticileriyle bir araya gelmesi ve Genel Mutabakat Konseyi toplantılarına katılım sağlaması yolunu kullanırken, bölgedeki kendi kurumlarıyla aşiret unsurları arasındaki bağları güçlendirmeyi amaçlıyor. Lakin Zelin’e göre, bu çabalar HTŞ’nin bölgedeki gücünü olduğundan daha fazla göstermek amacını taşıyor. HTŞ’nin aşiret unsurlarıyla ilişkilerini güçlendirmeye yönelik çabalarını HTŞ’nin bu unsurlara ihtiyaç duyması ile doğru orantılı olarak gören Zelin, HTŞ’nin daha güçlü olduğu bir alternatif senaryoda Nusra Cephesi dönemi tecrübesine benzer şekilde bölgedeki aşiret dinamiklerine kulak tıkayacağını öne sürüyor. HTŞ’nin bölgede çalışılabilir bir aktör olabileceğine dair Batı’da sinyalleri görülen tartışmalara değinen Zelin, ABD veyahut başka Batılı hükümetlerin HTŞ ile olası işbirliklerinin yerel bazda bölgede pek de popüler olmayan bir grubun güçlendirilmesine yol açacağı belirtiyor. Son dönemde, HTŞ’nin el-Kaide mirasını reddettiklerine dair yoğunlaşan propagandası ve Batıda kısık sesle de olsa dillendirilen, HTŞ’nin muhatap alınmasına yönelik alternatif senaryolar bu ve benzeri analizlerin yakın vadede HTŞ’ye dair benzer analiz çalışmalarının artmasına yol açabilir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/hanging-idlib-hayat-tahrir-al-shams-expanding-tribal-engagement , Erişim Tarihi: 16 Haziran 2021. [2] https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/hanging-idlib-hayat-tahrir-al-shams-expanding-tribal-engagement , Erişim Tarihi: 16 Haziran 2021.
Deyr ez-Zor’da Devlet Dışı Aktörlerin Milis Edinme Yarışı
Deirezzor 24’ün haberine göre, Bakara Aşiretinin önde gelen şeyhi Navaf el-Beşir Mahir, Esed’den zorunlu askerlik hizmetinden kaçan ve haklarında arama kararı bulunan 1200 kişiyi kontrol altına alma yetkisi aldı.[1] Rejim ile uzlaşı anlaşması imzalayacak olan bu şahısların el-Beşir’in komutası altında 4.Zırhlı Tümen’e bağlı olarak silah altına alınacakları bildirildi. Deyr ez-Zor kırsalında Rusya’nın kontrol alanında bulunan bölgedeki askeri noktalarda ve Fırat’ın doğusundaki bir kısım köyde görev yapmaları beklenen bu unsurların aylık 100- 150 bin Suriye lirası civarı maaş almaları bekleniyor. Yine kaynaklara göre, Mahir Esed ile Beşir arasındaki mutabakat gereği silah altına alınma sürecinin hızlanması için Deyr ez-Zor şehir merkezinin de içlerinde bulunduğu muhtelif noktalarda 3 “asker alım merkezi” kurulacak. Esed rejiminin içinde bulunduğu maddi sıkıntılar ve ordu güçlerinin yıpranmış yapısı sebebiyle Suriye’nin doğusunda ortaya çıkan güç boşluğu, rejime orta vadede yeni maliyetler çıkarırken Rejim bu bölgede en azından halihazırda firari ya da kaçak olanların silah altına alınması ile bu boşluğu az da olsa doldurma arzusunda. Bu eğilimi görerek rejim adına bölgede öne çıkan tek güç odağı ise Navaf el-Beşir değil. Rejim cephesinin finansörlerinden olan ve Deyr ez-Zor bölgesinde kaçakçılık başta olmak üzere ekonomik rant sağlamak adına milis güçler kurup fonlayan Hüsam Katırcı bu meselede de ön plana çıkarak inisiyatif alma eğiliminde olduğunu gösterdi. Daha önce bölgedeki petrol sahaları çevresinde etkinliğini arttırmak istemesi sebebiyle İran destekli güçlerle gerginlikler yaşayan Katırcı milisleri bugünlerde Rus güçlerinin korumasında petrol sahaları yakınlarında görev alacak yeni milislerin devşirilmesinde rol alıyor.[2] Yine Deirezzor24’ün saha kaynaklarına göre, Katırcı milisleri kaçak ve firarilerin silah altına alınması sürecini yürütmek hususunda istekli olduklarını duyurdu.[3] Bununla kalmayıp rejim ile uzlaşarak silah altına alınan ve milisler ayda 15 gün çalışma, aylık gıda yardımı ve kendilerine güvence sağlayacak kimlik kartları alacakları şeklinde teşvikler de Katırcı milislerince dillendiriliyor. Askeri kimlik kartlarının Ulusal Savunma Güçleri’nin (USG) aylık ücret karşılığında sivillere kiralayarak illegal gelir elde ettiği göz önüne alındığında, bu teşvikin talep görmesi oldukça olası görünüyor.[4] USG, Katırcı milislerinin devşirdiği firari ve kaçaklardan oluşan yeni milislerin bir kısmının çöl bölgesinde DEAŞ’ın saldırılarına çokça hedef olan Şula-Kebacib hattında konuşlandırılacağı Deirezzor24’ün iddiaları arasında yer alıyor. Petrol bölgeleri üzerinden rekabet, DEAŞ’a karşı operasyonlar vasıtasıyla nüfuz yarışında öne geçmek ve kaçakçılık gelirlerinde büyük payı almak bölgedeki milis güçler ve bu güçlerin sponsorları olan ülkelerin bölge stratejilerini doğrudan etkiliyor. Rejimin firari ve kaçakları milisleştirip silah altına alma planı da bu açıdan bölgedeki Tahran-Moskova rekabetinin yaşanacağı yeni bir cephe olarak ortaya çıkıyor.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://deirezzor24.net/en/nawaf-al-bashir-leaves-the-iranians-to-the-russian-arms-in-deir-ezzor/ ,Erişim Tarihi: 9 Haziran 2021. [2] https://deirezzor24.net/en/qaterji-militia-recruits-women-and-men-in-deir-ezzor/ , Erişim Tarihi: 9 Haziran 2021. [3] https://deirezzor24.net/en/al-qaterji-militia-tempts-wanted-men-in-deir-ezzor-to-sign-settlement-with-assad-regime/ , Erişim Tarihi: 9 Haziran 2021. [4] https://deirezzor24.net/en/ndf-militia-sells-civilians-military-cards-in-deir-ezzor/ , Erişim Tarihi: 9 Haziran 2021.
YPG Minak ve Çevresini Askeri Bölge Haline Getiriyor
YPG’nin Menbic, Rakka, Haseke ve Deyr ez-Zor gibi Arap yoğunluklu şehirlerdeki yönetimi, yerel halkın ve bölgesel aktörlerin tepkisini çekmeye devam ederken örgüt, Halep kuzeyinde Türkiye’ye tehdit oluşturan askeri varlığını da tahkim etme çalışıyor. Syria Report’un haberine göre, terör örgütü YPG’ye bağlı milis “Afrin Özgürlük Güçleri” grubu Minak kasabası ve çevresindeki köyleri askeri bölge haline getirdi.[1] 2012-2013 yıllarında muhaliflerce ele geçirilen Minak kasabası ve Minak Askeri Havaalanı 2016’da Rus hava destekli YPG milislerince ele geçirilmişti. Çatışmaların ardından pek çok Arap sivil YPG kontrolündeki bölgeyi terk ederek nüfusun seyrekleştiği bir süreç başladı. Kasabanın el değiştirmesinin ardından geçen süreçte sözde Afrin Özgürlük Güçleri’nin Minak ahalisinden geriye kalan konutları kendi milislerinin yerleşimi için kullandığı aynı zamanda silah ve mühimmat için depo olarak kullanılan konutların olduğu da Syria Report’un iddiaları arasında. Syria Report’un bölgedeki yerel muhabirlerinin aktardığına göre, kasabanın tarihi camiisi olan el-Ömeri Camii de YPG milislerince mühimmat deposu olarak kullanılıyor. Bölge Minak kasabası, Ayn Dakna, Maranaz, Mezra ve Malikiye köyleri olmak üzere bir dönem 20 binin üzerinde insana ev sahipliği yapmaktaydı. Bu nüfusun neredeyse tamamı bölgeyi terk ederek Eymen, Reyyan, Salame, Siccu kampları ve Azez şehrine göç ederken kasaba bu haliyle YPG unsurlarının direnç görmeden yerleşebileceği bir üs hale dönüşmüştür. Muhalif yerel konseylerin iddiasına göre, YPG’ye bağlı milisler kasabadaki konutların yarısından fazlasını yıkarken yıkım sonrası evlerden çıkan demir başta olmak üzere yeniden kullanılabilir inşaat malzemelerini de muhalif güçlerle cephe hattını paylaştıkları mevkilerde tahkimat için kullandılar. Aynı yerel kaynaklara göre, YPG unsurları Minak ve çevresinde yoğun şekilde siper ve tünel kazıyor. Yerel muhabirler bölgedeki YPG’ye bağlı unsurların bölgeden çekildiği bir senaryoda dahi sivil halkın geri dönüşünün düşük bir ihtimal olduğunu zira yıkılan pek çok konuta ek olarak başta zeytinlikler olmak üzere tarım arazileri ve ağaçların da önemli kısmının zarar gördüğünü ifade ediyorlar. Keza yıkılmayan pek çok evin ise bölgenin YPG kontrolüne geçmesi sürecinde YPG militanlarınca yağmalanması ve Minaklılara ait pek çok eşyanın Tel Rıfat’ta mukim olan YPG militan yerleşimlerine peşkeş çekilmesi de geri dönecek Minaklıların ev ve eşyalarından pek bir şeyi bulamayacaklarını gösteriyor. Türkiye ve desteklediği muhalifler için Tel Rıfat ve Minak çevresi, senelerdir öncelikli bir tehdit olarak önemini korurken YPG’nin bu bölgeye militanlar ve ailelerini yerleştirmesi, mevcut yapıları askeri binalara çevirmesi, siper ve tüneller inşa etmesi gibi fiilleri kendilerinin de olası bir TSK-SMO müdahalesine hazırlandıklarını gösteriyor. Keza geçtiğimiz günlerde Halep kırsalındaki Basufan’da bulunan TSK mevzilerine YPG tarafından gerçekleştirilen ve 1 askerin şehit olmasına yol açan ATGM saldırısı da terör örgütü  YPG’nin bölgedeki varlığıyla Türkiye için oluşturduğu tehdidi bir kez daha göstermiştir. Rusya’nın hamiliği altında uzunca bir süredir Türkiye’nin müdahalesinden korunan bu bölgedeki YPG yapılanmasının sivil Arap nüfusun terk ettiği köy ve kasabalarda sivil direnç görmemesi bir avantaj gibi gözükse de çatışma olasılığında Türkiye’nin karadan ve havadan müdahalesinin şiddetinin artması açısından da YPG için bir dezavantaj olduğu bir gerçektir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.syria-report.com/ypg-converts-town-mennegh-military-zone , Erişim Tarihi: 7 Haziran 2021.
Menbiç’te Ne Oldu?
Terör örgütü PKK/YPG’nin işgali altında ki Suriye’nin Halep ilinin Menbiç ilçesinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından Menbiç’te ki Arap nüfusuna yönelik 31.05.2021 tarihinde ‘’Meşru Müdafaa Görevi’’ adı altında zorla silah altına alma ve zorunlu askerlik uygulamaları gerçekleştirildi. YPG’nin uygulamalarına karşı çıkan halkın protestolarının boyutunun büyümesine cevaben sivil halka ateş açıldı. Çok sayıda yaralıların ve ölülerin olduğu bildirildi. SDG Uygulamalarını protesto etme amacı ile Halep’in doğusunda Menbiç kentindeki esnaflar dükkanlarının ve pazarlarının kapılarını kapattılar[1]. Protestolar sürecinde bölge halkı, teröristlerin ikmal hattını kesmek için Menbiç-Karakozak yolunu kapattılar, Halep-Haseke yolunu kestiler ve YPG/SDG’nin kontrol noktalarına saldırılar düzenlediler.[2] Aynı zamanda göstericiler Menbiç’in doğusunda yer alan El-Farat karakoluna ve El-Hataf kontrol bölgesine saldırarak ateşe verdiler, böylelikle YPG/SDG unsurlarının bu bölgeden uzaklaşmasını sağladılar. Sivil halka desteklerini veren Menbiç’li aşiretler de bu süre zarfında Tişrin barajına giden ‘’Furs Sagir’’ bağlantı yolunu kestiler. Olaylar üzerine terör örgütü YPG, Menbiç ve kırsalında daha fazla can kaybını önlemek amacı ile 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan etti ancak sokağa çıkma yasağına rağmen gösteriler devam etti. PKK/YPG durumu kontrol altına almak için bölgeye 4000 militan sevk etti. Suriye Geçici Hükümeti, Menbiç’te SDG’ye karşı düzenlenen protestolara destek verdiğini belirtti. Açıklamalarında yapılan ihlallerin (baskınlar, tutuklamalar, zorunlu askerliğe almalar) uluslararası hukuka ve insan hakları ilkelerine aykırı olduğunu bildirdi. Açıklamalarında SDG’ye destek veren uluslararası kuruluşlara ‘’Menbiç ve Fırat’ın doğusunda halka yönelik ihlal ve suç uygulamalarına ayrıca zorla askere alma gibi uygulamalara son verilmesi için’’ harekete geçme çağrısında bulundu.[3] Menbiç’te ki Sivil yönetim ve Askeri Konsey, can kayıplarının olduğu protestoların ardından durumu düzeltmek için harekete geçti. Bölgenin ileri gelen sivil hareket liderleri, sivil yönetim ve Askeri Konsey arasında geçen görüşmelerde zorunlu askerlik hakkındaki özel yasa geri çekildi.  Menbiç Askeri Konsey Komutanı Muhammed Ebu Adil, Şarku’l Asvat adlı haber kanalına yaptığı açıklamalarında şehrin ileri gelenleri ve bölge halkı ile bir toplantının düzenlendiğini açıkladı. Toplantıda, yaşanan olaylarda tutuklananların serbest bırakılması, olayın koşullarının araştırılması ve ihlallere dahil olanlardan hesabın sorulması şartlarıyla faaliyetleri durdurma ve durumun incelenmesi hakkında karar aldıklarını bildirdi. [4]   Gürkan Demirhan   [1] https://halabtodaytv.net/archives/189930 [2] https://www.criturk.com/suriye-menbicte-ypgye-isyan/#.YLddMJCPAxg.twitter [3] https://halabtodaytv.net/archives/190029 [4] https://www.iznewsagency.com/menbicte-anlasma-saglandi/