Suriye savaşının son dört yılında muhalif unsurların kontrol ettiği yerleşim yerleri adım adım Rusya ve İran destekli Esed rejimine geçerken, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) diğer muhaliflere karşı sahadaki varlığını güçlendirdi. Geldiğimiz noktada, muhaliflerin kontrolündeki son kale olan İdlib’de hakim güç “HTŞ”dir.

Böyle bir denklemde, özellikle Esed rejiminin İdlib’te kaydettiği son ilerleyişinin ardından HTŞ soru(nu) yeniden Suriye gündemine yerleşti. HTŞ tartışmalarının başka bir nedeni, örgütün lideri Ebu Muhammed El-Culani İnternational Crisis Group ve Center for Humanitarian Dialogue adlı kuruluşlara verdiği röportaj oldu[1]. Culani röportajda örgütün uluslararası cihada karşın ‘Suriyelileşmesi’ni ve İdlib’te DEAŞ’a karşı savaşmasını vurgulayarak uluslararası aktörlere hitap etmeye çalıştı. Ayrıca, örgütün uzun vadeli bir planı olmadığını ve sahadaki şartlara göre şekil aldığını ve alabileceğini söyleyerek HTŞ’nin geleceği ne olcak? sorusunu tartışamaya açtı.

Bu bağlamda, Suriye Gündemi’nde HTŞ’nin geleceğiyle ilgili önemli makalelerde ciddi argümanlar sunuldu. Tartışmayı başlatan Kutluhan Görücü, Arap Yarımadasındaki El-Kaide’nin uyguluğu “Mukalla” modeli İdlib’te HTŞ için ‘en uygun seçenek’ olduğunu iddia etti[2]. Aslında HTŞ’nın şimdiye kadar atmış olduğu adımlarla El-Kaide’nin Mukalla şehrinde gösterdiği pragmatizmi çoktan geçmiş oldu. Fakat HTŞ sorunu bu adımlarla çözülmedi. Görücü’nün Mukalla modeli ABD tarafından HTŞ için kabul edebilecek bir örnek olmadığı Ömer Özkizilcik izah etti[3]. Özkizilcik yazısında ‘HTŞ için kendisini lağvetmesi veya yok olmasından başka çözüm yolunun bulunmadığını’ vurgularken, HTŞ’nin lağvedilmesi için haklı olarak Gulani’nin kilit rolünü ve pragmatik geçmişine atıfta bulundu.

Berker Yaldız HTŞ’nin pragmatik yanına atıfta buhurken, Serhat Erkmen ise ‘HTŞ’nin çoktan treni kaçırdığını’ iddia etti[4]. Bu yazıda HTŞ’nın dönüşümü ve dönüştürülme şartlarını tartışmakla beraber, HTŞ merkezli İdlib’i okumanın sınırlı olduğunu ve HTŞ’den ziyade asıl sorunun yabancı savaşçılar olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

İdlib sorunu HTŞ sorunu mudur?

 Aslında HTŞ’ye dair yapılan tartışmalarda en büyük yanılgı, İdlib sorunu HTŞ sorunuyla eşleştirmek. HTŞ’nin lağvedilmesi veya yok edilmesine savunanların çoğu, HTŞ sorununu çözdükten sonra adeta İdlib sorunu çözülmüş olacağını iddia etmeleri.

HTŞ bir sorun teşkil etmediğini iddia etmiyorum, ama sadece bu sorunu üzerinden muhalefetin kontrolünü kaybetmesini, rejimin ilerlemesini veya genel olarak İdlib sorunu okumak yanlış olduğunu düşünüyorum.

Elbette HTŞ’nin olmadığı bir denklenmede muhaliflerin ve Türkiye’nin eli daha da güçlü olacak. Nihayetinde HTŞ ve diğer El-Kaide çizgesini ve söylemini benimseyen bütün gruplar, Esed rejiminin krizin ilk günlerinde benimsediği “Devlet vs Cihatçılar” söylemini besledi ve beslemeye devam ediyor. Bununla beraber HTŞ’nin güç mücadelesi çerçevesinde, sahada ÖSO bünyesindeki gruplardan Ahrar’üş Şam’a kadar, muhalif gruplara karşı başlattığı operasyonlar, muhaliflerin zayıflatmasından ve dağılmasından başka bir şeye yaramadı.

Fakat İdlib sorunun oluşması ve muhaliflerin dar alanda sıkışmasının birçok yapısal ve öznel nedeni vardır. Bununla birlikte Eylül 2015’de gerçekleşen Rusya müdahalesinin ardından sahada ve siyasi arenada değişen dengeler neticesini eline güçlendirilen Esed rejimi açısından HTŞ’nin, Suriye Milli Ordusundan hiçbir fark yoktur. Esed rejimi nezdinizde her ikisi terör örgütüdür. Unutmayalım ki, Doğu Guta’da HTŞ (ve o zamandaki Nusra Cephesi) çok marjinal bir gruptu, dahası Ceyş’ül İslam HTŞ’ye hiçbir alan açmadı. Fakat buna rağmen “Doğu Guta sorunu” yaşandı ve muhalefet yenildi. Bu örneği, Dara’da, Humus’ta ve muhaliflerin kayıp ettiği diğer yerlerde de görebiliriz. Dolayısıyla Berker Yaldız vurguladığı gibi ‘Rusya’nın [İran’nın ve Esed rejiminin] İdlib’e yönelik saldırılarının tek sebebinin HTŞ olduğunu iddia etmek tutarsızlıktır.’[5]

HTŞ’nın Dönüşümü ve Dönüştürülmesi

 İdlib sorunu ile HTŞ sorunu eşleştirmemesi gerektiğini söylemekle beraber, muhaliflerin elinde kalan İdlib bölgesinin ‘bağışıklığını’ güçlendirmek ve muhalefetin yanı sıra Türkiye’nin elini güçlendirmek için HTŞ’nin dönüştürtülmesi lazımdır. HTŞ, Nusra Cephesi olarak kurumasından bu yana büyük dönüşümlerden geçti. Bunu övmek veya kötülemek adına demiyorum.

Culani liderliğinde HTŞ’nin yaşadığı dönüşümün en bariz iki dönüm noktası; 2013’de Irak İslam Devleti ve ardından DEAŞ’tan ayrılması ve 2016’da merkezi El-Kaide’ye olan beytinden çıkması oldu. Belki bu iki ana dönüşümünün üçüncüsü olarak HTŞ’nin Türk askerlerinin İdlib’e girmelerine, her ne kadar başta dirense de, karşı çıkmaması eklenebilir. Yaşanan dönüşümler, örgüt için hiç kolay olmadı, nitekim her ikisinde de kopmalar yaşandı ve ardından örgüt, söylemlerine sahadaki gerçeklere göre şekillendirmeye mecbur kaldı.

Aslında yaklaşık on yıl devam eden Suriye savaşı bütün aktörler dönüşüme ve dönüştürmeye maruz bıraktığı denebilir. Zaten değişime direnen aktörler sahada yok oldu. Aktörler, sahadaki şartlara göre söylemleri, ittifakları ve hatta nihai hedefleri bile değiştirmeek zorunda kaldı. HTŞ, bu değişim sürecine her aşamada başarılı bir şekilde adapte edebildi ve böylelikle sahada varlığı muhafaza etti.

Yaşanan dönüşümlerin neticesinde geldiğimiz noktada HTŞ, uluslararası cihat akımının Suriye temsilcisinden ziyade İslam’ı referans alan yerel bir örgüt olma iddiasında. Dahası HTŞ, kendisini ‘DEAŞ terörüyle mücadele ettiğini’ ve İdlib’te bulunan ‘aşırı radikal’ grupları dizginleyebileceğini iddia ediyor[6]. Bu dönüşümleri görmezden gelmemek lazım.

HTŞ dönüştürmeye müsait bir liderlik kadrosuna ve yapıya sahip olduğunu şimdiye kadar ispatladı. Bu dönüşümleri daha da ileriye taşımak ve grubun daha radikal adımlar atması için HTŞ’yi zorlaması şart. Bunun ön şartı, örgütün finansal kaynakları kurutulması gerekiyor. Bu bağlamda Bab El-Hava sınır kapasından HTŞ’nin (veya ona bağlı Kurtuluş Hükümeti) bir gelir elde etmemesi lazım.

Dönüştürme stratejisinin ana gövdesi ise, HTŞ’yi ‘özerk yönetim’ den bir askeri gruba statüsüne indirgemek. Başka bir ifadeyle HTŞ’yi İdlib’i yönetmemeli. İster askeri mücadele ister siyasi dönüştürme stratejisine benimserseniz, İdlib yönetimi HTŞ’nin elinden almadan çok zor ve maliyetli olacak. Bu yüzden Kurtuluş Hükümetinin yerine başka alternatif yöntemleri güçlendirilmesi ve yer alması gerekiyor. Böyle bir adımla HTŞ başka bir finans kaynağı ve toplumsal meşruiyet/temsilciliği iddiasını elinden alınmış olacak. Halihazırda İdlib haklı nezdinde HTŞ’nın toplumsal kabulü oldukça sınırlıdır. Toplumsal desteği arkasına alarak böyle bir senaryoyu hayata geçirmesi için, HTŞ ve kendisine bağlı Kurtuluş Hükümeti zorlanabilir. Bu adımın gerçekleşebilmesi için Türkiye’ye önemli bir görev düşüyor.

Asıl meydan okunması gereken HTŞ değil, Yabancı Savaşçılar

İdlib sorununa dönecek olursak, uzun vadede meydan okuma teşkil edecek en önemli unsur, Idlib’te bulunan binlerce yabancı savaşçı ve aileleri. Aslında Yabancı savaşçılar sorunu HTŞ’nın sorununa ilintilidir. Zira yabancı savaşçıların hem örgütün gücünü pekiştiriyor hem de söylemini radikalleştiriyor. HTŞ’nin saflarında önemli sayıda yabancı savaşçılar bulunduğu biliniyor[7]. Bununla birlikte HTŞ ile ‘ittifak’ halinde bulunan Türkistan İslami Partisi gibi gruplar söz konusu.

HTŞ global ve sınır ötesi cihat akımından vazgeçerek ‘Suriyeli’ kimliğini ön plana tutmaya çalışırken, ‘yabancı’ savaşçıların bu denklemde yeri yok. Bilhassa uzun vadede düşüldüğünde, herhangi bir siyasi uzlaşma ihtimalinde, ulus devletlerin hakim olduğu siyasi paradigmada, binlerce savaşçıların ve ailelerinin sisteme entegre edilmesi oldukça zor.  Nihayetinde, ülkesine dönemeyecek ve yerel topluma entegre olamayan unsurlar, siyasi uzlaşmalara ve normalleşmelere direnmeleri bekleniyor. Dolayısıyla HTŞ’nin dönüştürülmesinin önemini vurgulamakla beraber yabancı savaşçıların sorunu tartışmak hem HTŞ’nın hem de İdlib sorunu için hayati öneme haiz.


[1] Ocak ayı sonunda yapılan röportaj 20 Şubat 2020 tarihinde yayımlandı

‘The Jihadist Factor in Syria’s Idlib: A Conversation with Abu Muhammad al-Jolani’

https://www.crisisgroup.org/middle-east-north-africa/eastern-mediterranean/syria/jihadist-factor-syrias-idlib-conversation-abu-muhammad-al-jolani

[2] Kutluhan Görücü. ‘Mürted’ ile ‘Makul’ Olmak Arasında HTŞ, Nereye doğru.16 Mart 2020 http://www.suriyegundemi.com/2020/03/16/murted-ile-makul-olmak-arasinda-heyet-tahrirus-sam-nereye-dogru/

[3] Ömer Özkizilcik. İdlibteki Sivilleri Korumak İçin HTŞ Lağvedilmedi. 18 Mart 2020 http://www.suriyegundemi.com/2020/03/18/idlibteki-sivilleri-korumak-icin-hts-lagvedilmeli/

[4] Serhat Erkmen,  HTŞ treni çoktan Kaçırdı. 23 Mart 2020 http://www.suriyegundemi.com/2020/03/23/hts-coktan-treni-kacirdi/

[5] Berker Yaldır. HTŞ’nin Hayatta Kalma Stratejisi: Pragmatizm. 20 Mart 2020

http://www.suriyegundemi.com/2020/03/20/htsnin-hayatta-kalma-stratejisi-pragmatizm/

 

[6] Ebu Muhammed El Culani son röportajında bunu açık bir şekilde ifade etti. Bknz: https://www.crisisgroup.org/middle-east-north-africa/eastern-mediterranean/syria/jihadist-factor-syrias-idlib-conversation-abu-muhammad-al-jolani

[7] Bknz: Can Acun, Bünyamin Keskin ve Bilal Salayme El-Kaide’den HTŞ’ye Nusra Cephesi. SETA Yayınları, Ekim 2017

mm
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra Yüksek Lisans çalışmasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Salaymeh, hali hazırda Cenevre'de bulunan The Graduate İnstitute of International and Development Studies İHEİD'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. Salaymeh ayrıca SETA Dış Politika Araştırmaları biriminde 2016 ile 2019 yılları arasında görevde bulundu, Suriye Gündemi kurucu ekibinde de yer aldı.