Suriye Gündemi’nde başlatılan ‘HTŞ Tartışmaları’ serisinin ilk yazısını kaleme alan Kutluhan Görücü’nün aslında temel olarak ifade etmeye çalıştığı şu: “Yemen’deki Mukalla örneği üzerinden HTŞ ikna edilsin ve İdlib’ten bir şekilde geri çekilsin.”[1] Rızaya dayanan bu yaklaşımın temel sorunu, Mukalla örneğinden günümüze 3 yıl 10 ay ve 18 günün geçtiği[2] ve bu süre zarfı içerisinde HTŞ’nin Mukkalla hadisesini örnek almaya bir kenara bırakın, İdlib bölgesinde tek hakim olmak için elinden geleni yapıp İdlib’teki ılımlı muhalefeti zayıflatmış olmasıdır.[3] Bu kadar zaman sonra HTŞ’nin ikna olacağının garantisi nedir? Veya şöyle sorayım: HTŞ’yi ikna edecek kadar zaman var mı? HTŞ konusunu tartışırken, HTŞ’nin bir boşlukta olmadığını unutmamalı. İdlib’te yaşayan 3 milyonun üzerindeki sivilin kaderi ve Türkiye’nin çıkarı HTŞ’nin keyfine bırakılamaz. İdlib’teki sivil insanlar, onların hayatını ‘mürted’ ve ‘makul’ olmak üzerinden tartışan bir zihniyete esir edilemez. Eğer HTŞ kısa bir süre içerisinde ikna olur ve isteyerek geri çekilirse ne ala, ama ya olmazsa?

ABD Yanılgısı

Görücü’nün analizinin gerçeklikten kopuk diğer bir tarafı ise Taliban üzerinden ABD endeksli bir okuma yapmak. Taliban savaşı kazanmakta olduğu için ya da en azından ABD savaşı kazanamayacağını bildiği için, ABD 19 yıl sonra Taliban ile anlaşmayı tercih etti. Suriye’de ise ne HTŞ savaşı kazanıyor, ne Rusya kazanamayacağını düşünüyor ne de 9 yıl beklenecek bir süre var.

Diğer bir yanılgı ise James Jeffrey’in açıklamalarından HTŞ’ye yönelik uluslararası tutumun gözle görünür bir şekilde değiştiğidir. Kutluhan Görücü’nün atıf yaptığı Jeffrey’in açıklamasının bir önceki cümlesinde Jeffrey, İdlib’te terör örgütlerin bulunduğunu ve bunların arasında en büyünün El-Kaide’nin bir kolu olan HTŞ’nin olduğunu ifade etmiştir.[4] Jeffrey’in bu açıklamasından kısa bir süre sonra ise Uluslararası Koalisyon sözcüsünün İdlib’i bir terör yuvası olarak nitelendirmiş olması da ABD’de HTŞ’ye yönelik Jeffrey’den çok daha sert tutumda olanların varlığının bir kanıtıdır.[5]

İlaveten, HTŞ’nin durumu doğrudan Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşmalara bağlıdır. İki ülke tarafından imzalanan tüm anlaşmalarda BM tarafından listelenen terör örgütleri ile mücadele ibaresi çok açık bir şekilde bulunuyor. Örneğin PKK ve YPG ne BM tarafından ne de Rusya tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıyor. HTŞ ise hem BM[6], hem Rusya[7] hem de Türkiye[8] tarafından terör örgütü olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan ABD’nin Ortadoğu’dan uzaklaşması veya El-Kaide ile mücadeleyi geri plana atmasının İdlib için somut kazandıracağı bir şey yoktur. “Rusya İdlib’te askeri çözümü uygulamak istiyor ve önündeki tek engel Türkiye.” Ya da şöyle ifade edeyim, “Türkiye Rusya ile başlatmış olduğu Astana sürecinden itibaren BM tarafından terör örgütü olarak listelenen örgütlerle mücadele etme sözü vermiştir. Rusya’nın da verdiği sözler var, ama sivilleri korumaya çalışan taraf Türkiye ! Rusya değil.”

İdlib’in Tek Koruyucusu Türkiye’dir

Türkiye ise İdlib’teki HTŞ’nin varlığına rağmen, İdlib’in düşmemesi, sivillerin katliama uğramaması, yeni bir göç dalgasının yaşanmaması ve Suriye için siyasal çözüm umudunun bitmemesi için risk aldı ve şehit verdi. HTŞ’nin İdlib’te olmasına rağmen Rusya’ya karşı bu kadar dik duran Türkiye, HTŞ’nin olmadığı ve Rusya’nın gerekçesinin olmadığı bir denklemde alacağı tavır ve tutum mutlaka daha kararlı ve daha etkin olacaktır. Burada uzun zamandır başkaları tarafından dillendirilen iki argümana değineceğim.

Birincisi, “HTŞ olmadan İdlib’teki cephe hatların tutulamayacak” düşüncesidir. Rusya destekli Esed rejimin kasım sonundan sonra başlattığı saldırıda İdlib cephe hatlarındaki hızlı çöküş gösterdi ki, TSK olmasa İdlib düşer. HTŞ ve İdlib’teki askeri gruplar bölgeyi koruyabilecek güce sahip değiller. İkinci yanılgı, Rusya’nın HTŞ olmadığı takdirde İdlib’te Ahrar el Şam gibi farklı silahlı grupları gerekçe gösterip saldırılara devam edeceği görüşüdür. Bu durum ise tamamen yanlış perspektife dayanmaktadır. Önemli olan Rusya’nın ne dediğinden ziyade, Türkiye’nin ne dediğidir. HTŞ ve diğer radikal grupların olmadığı bir denklemde Türkiye İdlib’te BM tarafından tanınan bir terör örgütünün olmadığını vurgulayabilir ve daha rahat hareket edebilir. Nitekim Rus Dışişleri Bakanlığı[9] İdlib’teki ılımlı muhalefeti tanımıştır. Rus Savunma Bakanlığı ise yayınladığı listede Ahrar al Şam ve İdlib’teki diğer muhalifleri ismen ılımlı muhalefeti olarak tanımıştır.[10] Hatta Ağustos 2019’da Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Lavrentyev, Idlib’teki ateşkesin kalıcılığı ılımlı muhalefetin İdlib’i kontrol altına almasına bağlı olduğunu ifade etmişti.[11] Astana sürecine ve anayasa komitesine bu gruplar da katılmaktadır.[12] Buna ilaveten BM’de Ahrar el Şam ve Ceys el İslam’ın terör örgütü olmadığına dair karar da bulunmaktadır.[13] Kısacası, Ruslara güven olmasa da diplomasi masasında daha güçlü bir Türkiye, sahada da daha güçlü bir Türkiye’yi beraberinde getirecektir. Guta, Dera ve Humus’a kıyasla İdlib için temel fark Türkiye’dir. Diğer bölgelerde Türk askeri olmadığından Rusya istediği gibi askeri çözümü uygulayabildi ama İdlib’te bunu başaramadı.

Bu duruma ilaveten, uluslararası ilişkiler 1 ve 0’dan ibaret değildir. Daha yüksek ihtimal ve daha düşük ihtimaller de vardır. HTŞ’nin İdlib’te olmasına rağmen, ABD ve AB ülkelerinde önemli figürler Türkiye’yi Rusya’ya karşı somut olarak desteklenmesini talep etti. HTŞ’nin olmadığı bir senaryoda Türkiye’nin daha somut destek bulma olasılığı daha yüksek olduğu gibi, diplomasi masasında Rusya ile daha kalıcı anlaşmalar gerçekleştirme olasılığı da daha yüksektir. Evet, İdlib’teki sivillerin hayatını kurtarmak adına %1 daha fazla ihtimal bile HTŞ’nin lağvedilmesine değer. Ayrıca 9 yıldır devam eden Suriye devriminin sırtından bu kamburun kalkmasının vakti hala gelmedi mi?

HTŞ için Alternatifler: Kendini Lağvetmek veya Yok Olmak

HTŞ için kendisini lağvetmesi veya yok olmasından başka çözüm yolu bulunmamaktadır. Eğer bugün kendilerini lağvetmez veya lağvedilmezlerse, yarın HTŞ’yi başkaları yok edecek ama bu gerçekleşirken zararı İdlib’teki siviller ve Türkiye çekecektir. Bu bağlamda HTŞ’nın barışçıl yollarla çözülmesi için Culani kilit roldedir. El-Kaide’ye ölümüne biat eden militanları biatlarından dönmeye ikna eden Culani, HTŞ’yi istese lağvedebilecek güce sahiptir. Ancak Culani’nin hangi yöntemle ikna edileceği ve İdlib’teki ateşkesin ne kadar süreceği bir muamma. HTŞ kendisini Kutluhan Görücü’nün dediği gibi gönüllü olarak çok kısa bir süre içerisinde lağvetmezse, Culani’ye Türkiye ve Suriyeli muhalifler tarafından ültimatom verilmeli ve örgütün kendisini lağvetmesi için zorlanmalıdır. Bunu yaparken, HTŞ’nin ana gelir kaynağı olan Bab el Hava sınır kapısı kapatılmalı ve İdlib’e yönelik tüm insani yardımlar Afrin üzerinden gerçekleştirilmelidir. HTŞ’ye karşı Suriye halkı ve muhalifler baskı aracı olarak kullanılmalı ve eğer HTŞ’nin kendisini lağvetmezse İdlib’in Rusya’ya bırakılacağı dile getirilmelidir.

HTŞ’ye karşı zor kullanılacağı ve İdlib’in Rusya’ya terk edileceği söylemi üzerinden HTŞ’nin kendisini lağvetmesi büyük bir olasılıktır. Nitekim bu tehdit orada yokken bile HTŞ içerisinde örgütü lağvetmek noktasında belirli tartışmalar devam etmektedir.[14] Türkiye bu süreci hızlandırarak kısıtlı zamanı efektif bir şekilde kullanmalıdır. Ancak HTŞ’nin kendisini lağvetmesi sonrasında HTŞ üyeleri üçe ayrılacaklardır. Bir kısım bireysel olarak UÖC’ye katılacaktır, diğer bir kısım ise farklı daha radikal oluşumlar içerisinde yer alacaktır ve bazıları ise evlerine dönüp silahlarını bırakacaktır. HTŞ’nin ortadan kalkması ile İdlib bölgesindeki Hurras ed Din ve Ensar el Tevhid gibi daha radikal örgütler için alan açılması tehlikesi belirecektir. Bu tehdide karşı Suriyeli muhalifler SİHA destekli operasyonlar gerçekleştirmeli ve dünyaya Türkiye ve ılımlı muhalefet İdlib’teki El-Kaide’ye karşı savaşıyor haberleri servis edilmelidir. HTŞ’den daha radikal örgütler ancak silah yoluyla ve belirli bir maliyet karşılığında temizlenebilir, fakat İdlib’in Ruslar tarafından ele geçirilmesi alternatifi karşısında İdlib’teki bu olası maliyet küçük kalmaktadır.

Türkiye, İdlib’teki radikal unsurlara karşı mücadelesinde yalnız kalmasına ve tüm maliyeti tek başına üstlenmesine de gerek yoktur. Türkiye, İdlib’in gündeme gelmiş olmasından, AB ve Amerikan Senatosu ile Temsilciler Meclis’inde Türkiye lehine söylemlerin artmış olmasından faydalanarak maddi ve lojistik destek bulabilir. Doğrudan El-Kaide’ye karşı ve dolaylı olarak Rusya’yı kısıtlamak için Türkiye’ye ve Suriyeli muhaliflere birçok devletten ek destek kaynakları bulunabilir. Bu bağlamda Suriyeli muhaliflere finansal ve ekipman desteği sağlanabilir. Muhaliflerin sayıları artırılabilir ve tam zamanlı asker modeli güçlendirilebilir. El-Kaide’ye karşı güçlendirilen muhalifler zamanla Rusya, İran ve Esed rejimine karşı da güçlenecektir. Ayrıca bu sürecin PR kısmı doğru işletilmesi durumunda, Suriyeli muhalifler uluslararası imajı olumlu yönde değişebilir ve Türkiye İdlib bağlamında Rusya’ya karşı daha güçlü bir kamuoyu desteği bulması daha olasıdır. İdlib’te batılı ülkelerin ve Türkiye’nin desteği ile El-Kaide’yi elimine eden muhaliflere saldıran Rusya’ya karşı şimdikinden daha güçlü bir medya tepkisi olacağı kesindir.


[1] Kutluhan Görücü, “’Mürted’ ile ‘Makul’ Olmak Arasında – Heyet Tahrir el Şam: Nereye Doğru?”, Suriye Gündemi, 16 Mart 2020, http://www.suriyegundemi.com/2020/03/16/murted-ile-makul-olmak-arasinda-heyet-tahrirus-sam-nereye-dogru/

[2] Tom Finn, “Al Qaeda in Yemen confirms retreat from port city of Mukalla”, Reuters, 30 Nisan 2016, https://www.reuters.com/article/us-yemen-security-alqaeda/al-qaeda-in-yemen-confirms-retreat-from-port-city-of-mukalla-idUSKCN0XR0FY

[3] Murat Yeşiltaş ve Ömer Özkizilcik, “Interfactional Dynamics and the Future of Idlib”, SETA Analiz, Sayı: 48, (Ocak 2019) https://www.setav.org/en/analysis-interfactional-dynamics-and-the-future-of-idlib/

[4] “Live At State Briefing with Ambassador James Jeffrey “, Amerika Dışişleri Bakanlığı, 30 Ocak 2020, https://www.state.gov/live-at-state-briefing-with-ambassador-james-jeffrey/

[5] “.@OIRSpox Colonel Myles Caggins says the #Idlib province is a “magnet” for terrorist groups who are a “nuisance, a menace and a threat” to the hundreds of thousands of civilians in Syria, who are just “trying to make it through the winter.”, Twitter, 20 Şubat 2020, https://twitter.com/SkyNews/status/1230502425481576449?s=19

[6] “Security Council ISIL (Da’esh) and Al-Qaida Sanctions Committee Amends One Entry on Its Sanctions List”, Birleşmiş Milletler, 5 Haziran, 2018, https://www.un.org/press/en/2018/sc13365.doc.htm, (Erişim tarihi: 11 Mart 2020)

[7] “Foreign Ministry Blames Terrorists for Death of Russian, Turkish Military Experts in Syria”, TASS, 6 Şubat 2020, https://tass.com/defense/1117171, (Erişim tarihi: 11 Mart 2020).

[8]  “Turkey Designates Syria’s Tahrir al-Sham as Terrorist Group”, Reuters, 31 Ağustos 2018.

[9] “Turkey hits back at Russia claims over Syria’s Idlib”, Al Jazeera, 15 Şubat 2020, https://www.aljazeera.com/news/2020/02/turkey-hits-russia-claims-syria-idlib-200215103337565.html

[10] “List of armed formations, which joined the ceasefire in the Syrian Arab Republic on December 30, 2016”, Rus Savunma Bakanlığı, 29.12.2016, https://eng.mil.ru/en/news_page/country/more.htm?id=12107227@egNews

[11] “Idlib ceasefire depends on moderate opposition, Russian envoy says”, TASS, 2 Ağustos 2019, https://tass.com/world/1071630

[12] “Anayasa Komitesi Muhalefet Listesi”, Suriye Gündemi, 4 Kasım 2019, http://www.suriyegundemi.com/2019/11/04/anayasa-komitesi-muhalefet-listesi/

[13] “Russian Bid To Blacklist Syrian Rebel Groups Nixed At UN”, Radio Free Europe Radio Liberty, 11 Mayıs 2016, https://www.rferl.org/a/russian-bid-blacklist-syrian-rebel-groups-jaish-al-islam-ahrar-al-sham-united-nations-nixed-/27727461.html

[14] Ömer Özkizilcik, “İdlib’de Ateşkes Sonrası Yol Haritası”, SETA Analiz, Sayı: 314, (Mart 2020), https://setav.org/assets/uploads/2020/03/A314.pdf

mm
Ömer Özkizilcik SETA Güvenlik Departmani'nda calismaktadir ve ayni zamanda Suriye Gündemi'nin bas editörüdür