İdlib’de yaşanan son çatışmalardan sonra HTŞ’nin İdlib’deki rolü, eylemleri ve geleceğiyle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. Suriye Gündemi’nde başlayan ‘HTŞ tartışmaları’nın ilk yazısında Kutluhan Görücü, HTŞ’nin El Kaide ve türevlerinin çağrısıyla İdlib’deki faaliyetlerini sonlandırması gerektiğini savunurken[1], Ömer Özkizilcik ise HTŞ’nin kendisini feshetmek ya da yok olmak dışında bir seçeneğinin olmadığını savunan yazılar[2] kaleme aldılar. Şimdiki yazıda ise öncelikle Suriye’de HTŞ’nin El Nusra Cephesi’yle başlayan örgütsel ve ideolojik dönüşüm sürecini kavramanın temel anahtarı olarak gördüğümüz pragmatik strateji üzerinden bir “HTŞ fotoğrafı” çekilmeye çalışılacak. Bu çalışmada Türkiye’nin İdlib’deki askerî varlığını tahkim etmesinin ve statükoyu korumasının en öncelikli hedefi olması gerekliği vurgulanacak.

HTŞ’nin İdeolojik ve Örgütsel Dönüşüm Sürecinde Pragmatizm

El Nusra Cephesi, Suriye’de El Kaide’ye bağlı bir örgüt olarak güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğü 2013’den beri kendi kimliğini tanımlamak için uzun süredir devam eden bir iç tartışma süreci yaşamaktaydı. DEAŞ’ın Suriye ve Irak’taki hızlı yükselişi, halifelik ilânı ve El Nusra Cephesi’ni Suriye’de yenilgiye uğratması bu tartışma sürecine yol açan sebeplerdi. Bu dönemde El Nusra Cephesi, Suriye devrimine daha iyi entegre olabilmek için sahadaki tüm gruplarla daha yakın bir iş birliği gerçekleştirmek ve Batı’ya yönelik tehdit ve saldırıları durdurarak Suriye’ye odaklanmak gibi yeni bir pragmatik stratejiyi uygulamaya başladı.[3] 2016’dan itibaren Suriye İç Savaşı’nın değişen şartları El Nusra Cephesi’ni kendi pragmatizminin sınırlarını zorlayan yeni adımlar atmaya itti.  Rusya’nın Esad rejiminin yanında iç savaşa askeri dahli, El Kaide’ye bağlı oluşun diğer muhalif gruplarla ittifak arayışlarını akamete uğratması, ABD ve Rusya tarafından terörist örgüt olarak tanımlandığı için hava saldırılarına maruz kalması ve bütünüyle Suriye’ye odaklanan bir askeri ve siyasî stratejiyi uygulama isteği, Şam’ın Fethi Cephesi ve HTŞ’nin ortaya çıkmasını sağlayan zemini teşkil ettiler.[4]  El Nusra’nın Suriye’de El Kaide’den bağımsız bir şekilde askeri ve siyasi etkinliğini sürdürmek istemesi, iki örgüt arasındaki hiyerarşik ilişkinin kopmasıyla sonuçlanmıştır.[5] Bu bağlamda ilgili literatürde HTŞ’nin kurulmasıyla beraber, El Kaide’yle HTŞ arasındaki hiyerarşik bağın tamamen sonlandığı kanaati hâkim olmuştur. Nitekim Eymen Zevahiri HTŞ’nin kurulmasını açıkça reddeden bir açıklama yayımlamıştır.[6] Kutluhan Görücü’nün El Kaide ve türevlerinin çağrısıyla HTŞ’nin varlığına son verebileceği düşüncesi bu bakımdan tutarsızdır. HTŞ pragmatizmi, örgütün elit bir kadro hareketinde kitle hareketine dönüşmek için uyguladığı uzun dönemli stratejiyi ve kendisini Suriye devrimine ve muhalif grupların içine yerleştirme amacını anlamakla mümkün olabilir.[7] Bu bağlamda HTŞ’nin İdlib’de kurduğu sözde Kurtuluş Hükümetiyle yapmaya çalıştığı şey, sosyal hizmetleri yürüterek halk nezdinde tam anlamıyla meşru bir aktöre dönüşmektir. HTŞ’nin, Astana Anlaşmalarını reddetmesine rağmen Türkiye’nin bu anlaşmaya dayanarak İdlib’de kurduğu ateşkes gözlem noktalarına[8] ve son dönemdeki askeri hareketliliğine “göz yumması” da HTŞ pragmatizmini açıkça gösteren örneklerdir.

HTŞ pragmatizminin bir diğer yönünü örgütün ideolojik esnekliğinde görmek mümkündür. HTŞ, Suriye’deki varlığını sürdürebilmek için “dış aktörlerle dengeli ilişkiler kurulmasından” yanadır. Ancak El Kaide’yi destekleyenler HTŞ’nin dış aktörlerle kurduğu bu ilişkilerin kabul edilemez tavizler içerdiğini ve cihada zarar verdiğini savunmaktadır.[9] Ebu Muhammed el Makdisi de HTŞ’yi cihadı sulandırmakla suçlamıştır.[10] HTŞ’nin ideolojik tutumunun belirlenmesindeki önemli isimlerden biri olan, örgütün sözde şer’i emirlerinden Ebu Abdullah eş Şami ise, şeriatın hükümlerinin sabit olmasına rağmen güç yetirebilmenin değişken olduğunu ifade ederek HTŞ’nin ideolojik pozisyonunu savunmuştur.[11] HTŞ, Türkiye’nin İdlib’deki askeri varlığının dini meşruiyetini “cihadın korunması ve sürdürülmesi için şer’i bir zorunluluk” olarak nitelerken, cihat ve şeriatın ilkesel olarak korunduğunu ancak bunların uygulanmasının kapasite ve sahanın şartlarına bağlı olduğunu savunmaktadır.[12] HTŞ aynı zamanda diğer muhalif gruplarla ilişkilerinde tekfiri esas almamaktadır. Nitekim HTŞ, Ahrar el Şam’ın başını çektiği muhalif gruplarla Fetih Ordusu örneğinde olduğu gibi Esad rejimine karşı birçok kez taktik askerî ittifaklar gerçekleştirmiştir. HTŞ lideri Culani yaptığı bir açıklamada tekfirci örgütleri desteklemediklerini ve hiçbir grubu tekfir etmediklerini ifade etmiştir.[13] Ayrıca El Kaide’yle HTŞ arasındaki dini meşruiyet probleminin temelinde de tekfir değil biat akdinin bozulması meselesi yatmaktadır.[14] Tekfir özellikle, HTŞ dahil diğer muhalif grupların dini ve siyasi meşruiyetini yok etmek için DEAŞ’ın kullandığı bir yöntemdir.[15]

HTŞ’nin Geleceği ve Türkiye’nin Tutumu

HTŞ’nin ideolojik ve örgütsel dönüşüm sürecinde pragmatizmi temel almasının sebebi Suriye’deki varlığını etkili bir şekilde sürdürmektir. HTŞ’nin iç savaşın bugün geldiği noktada yaşadığı temel zorluk, örgüt içindeki fesih tartışmaları ya da El Kaide bağlantısından ziyade, son dönemde yoğunlaşan Rusya destekli Esad rejiminin saldırılarının örgütün askeri hareket kabiliyetini ve alan hakimiyetini sürekli geriletmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Culani verdiği son röportajlardan birinde bu hususu destekleyen bir açıklama yapmıştır.[16] HTŞ’nin birçok kez kendisini feshedeceğine dair tartışma yapılmasına rağmen örgüt bugüne kadar bu iddiaları reddetmiştir.[17] Böyle bir aşamada HTŞ’nin tamamen kendisini feshetmeye zorlanarak Suriye Milli Ordusu’na katılmasının beklenmesi, HTŞ içinden tıpkı Hurras ed Din bölünmesinde olduğu gibi, kontrol edilmesi çok daha zor farklı örgütlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Ayrıca bugüne kadar HTŞ’yle diğer muhalif gruplar arasında yapılan birleşme görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlandığı hatırdan çıkarılmamalıdır.[18]

ABD Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’in HTŞ’ye yönelik “artık uluslararası bir tehdit oluşturmadıklarını” ifade eden açıklaması[19] ve İdlib’e yönelik hava saldırılarını Hurras ed Din’e yoğunlaştırması[20], Türkiye’nin İdlib’de izleyeceği politikanın genel çerçevesinin nasıl şekillenmesi gerektiğine dair bir fikir verebilir. HTŞ, Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarını ve İdlib’deki askeri harekâtlarını doğrudan hedef almadığı müddetçe, Türkiye’nin HTŞ’yle doğrudan çatışması ve bu husustaki tüm maliyetleri tek başına üstlenmesinin makul olmadığı düşünülmektedir. İdlib’in, HTŞ’yi kendisini feshetmeye zorlamak adına, Rusya’ya terk edilmesi seçeneği Türkiye’nin güvenliği için ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilecek gelişmeleri ardı ardına tetikleyebilir. Nitekim son dönemde Rusya-Esad rejiminin İdlib’e saldırılarının yoğunlaşmasıyla Türkiye sınırına yaklaşık bir milyona yakın insan iltica etmiştir.[21] Türkiye’nin bu süreçte İdlib’de çok daha aktif bir askeri pozisyon alarak Esad rejimini doğrudan vurmaya başlaması ve statükoyu korumayı amaçlayan ateşkes girişimleri, İdlib’i Rusya’ya terk etmesinin söz konusu olmadığını göstermektedir. Ayrıca Rusya’nın İdlib’e yönelik saldırılarının tek sebebinin HTŞ olduğunu iddia etmek tutarsızlıktır. Rusya, Suriye’de Esad rejimine muhalif tüm grupları hedef almaktadır. Nitekim Ömer Özkizilcik’in yazısında atıf yapılan Astana Anlaşmaları’nda çatışmasızlık bölgeleri olarak belirlenen Doğu Guta, Deraa/Kuneytra, Hama, Humus ve Halep’in bazı bölgelerinde HTŞ varlığı son derece sınırlı olmasına rağmen Rusya-Esad rejimi, yapılan anlaşmanın hilafına bu bölgeleri ele geçirmiştir. Dolayısıyla Rusya’nın, HTŞ kendisini tamamen lağvetse bile, diğer muhalif gruplarla savaşmayacağını iddia etmenin makul bir tarafı yoktur. Ayrıca Suriye’deki iç savaşın kısa süre içinde siyasi bir çözümle sonuçlanabileceğini düşünmenin, Cenevre, Astana ve Soçi müzakerelerinde henüz ciddi bir ilerleme kaydedilememişken, Rusya ve İran Esad rejimini aktif bir şekilde desteklemeye devam ederken, Fırat’ın doğusunda ABD/PKK varlığının yarattığı belirsizlikler sürerken ve Türkiye’nin desteklediği muhalif grupların askeri kapasitesi bu tabloyu tersine çevirmekte yetersizken, gerçekçi olmadığı düşünülmektedir. İdlib’de HTŞ’nin ve diğer muhalif grupların Rusya-Esad rejimine karşı askeri kabiliyetleri bakımından daha dezavantajlı bir konumda olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu sebeple Türkiye Suriye’de stratejik çıkarlarını doğrudan ilgilendiren İdlib’deki askerî varlığını güçlendirmeye ve statükoyu korumaya devam etmelidir.


[1] Kutluhan Görücü, “’Mürted’ ile ‘Makul’ Olmak Arasında – Heyet Tahrir el Şam: Nereye Doğru?”, Suriye Gündemi, 16 Mart 2020, http://www.suriyegundemi.com/2020/03/16/murted-ile-makul-olmak-arasinda-heyet-tahrirus-sam-nereye-dogru/

[2] Ömer Özkizilcik, “İdlib’deki Sivilleri Korumak İçin HTŞ Lağvedilmeli”, Suriye Gündemi, 18 Mart 2020, http://www.suriyegundemi.com/2020/03/18/idlibteki-sivilleri-korumak-icin-hts-lagvedilmeli/

[3] Charles Lister, “An Internal Struggle: Al Qaeda’s Syrian Affiliate Is Grappling With Its Identity”, 6 Aralık 2017 https://www.huffpost.com/entry/an-internal-struggle-al-q_b_7479730

[4] Charles Lister, “How Al Qaeda Lost Control of its Syrian Affiliate: The Inside Story”, CTC Sentinel, c. 11, s. 2 (2018), https://ctc.usma.edu/app/uploads/2018/02/CTC-Sentinel_Vol11Iss2-2.pdf

[5] Charles Lister, “Al Qaeda’s Complex Balancing Act in Syria”, Perspectives on Terrorism, c. 11, s. 6 (2017). http://www.terrorismanalysts.com/pt/index.php/pot/article/view/661/html

[6] Gilad Shiloach, “Al-Qaida and its Syrian affiliates air their dirty laundry on social media”, Dayan, 4 Aralık 2017, https://dayan.org/content/al-qaida-and-its-syrian-affiliates-air-their-dirty-laundry-social-media

[7] Charles Lister, “The Dawn Of Mass Jihad: Success in Syria Fuels al-Qaeda’s Evolution”, CTC Sentinel, c. 9, s. 8 (2016).https://ctc.usma.edu/app/uploads/2016/09/CTC-SENTINEL_Vol9Iss91.pdf

[8] Charles Lister,  “Turkey’s Idlıb Incursıon And The Hts Questıon: Understandıng The Long Game In Syrıa”, 31 Ekim 2017, https://warontherocks.com/2017/10/turkeys-idlib-incursion-and-the-hts-question-understanding-the-long-game-in-syria/

[9] Aymenn Jawad al- Tamimi, “Hayat Tahrir al-Sham and al-Qaeda: Affiliates or Foes?”, 14 Şubat 2019, https://fanack.com/extremism/hayat-tahrir-al-sham-and-al-qaeda/

[10] Cole Bunzel, “Diluting Jihad: Tahrir al-Sham and the Concerns of Abu Muhammad al-Maqdisi”, 29 Mart 2017, http://www.jihadica.com/diluting-jihad/  

[11] https://ebaa.news/tr/makaleler/2019/02/29700/

[12] Bailey Ulbricht, “Justıfyıng Relatıons Wıth An Apostate Durıng A Jıhād A Salafı-Jıhādıst Group’s Relatıons Wıth Turkey In Syrıa”, Mart 2019, https://www.mei.edu/sites/default/files/201903/Justifying%20Relations%20with%20an%20Apostate%20During%20a%20Jihad.pdf

[13] “Nusra Cephesi lideri Al Jazeera’ye konuştu”, Al Jazeera Türk, 28 Mayıs 2015, http://www.aljazeera.com.tr/haber/nusra-cephesi-lideri-al-jazeeraye-konustu

[14] Selefilik ve Suriye İç Savaşı’nda Selefi Örgütler Arasındaki Çatışmalar, Yüksek Lisans Tezi, Berker Yaldız, s.101-111. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

[15] Selefilik ve Suriye İç Savaşı’nda Selefi Örgütler Arasındaki Çatışmalar, Yüksek Lisans Tezi, Berker Yaldız, s.86-95. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

[16] “HTŞ lideri Cevlani’den ‘İdlib’de son durum’ röportajı”, Doğru Haber, 18 Şubat 2020, https://dogruhaber.com.tr/mobil/haber/642704-hts-lideri-cevlaniden-idlibde-son-durum-roportaji/

[17] “Will HTS Dissolve Itself Due To Latest Idlib Escalations?”, 18 Şubat 2020, https://alshahidwitness.com/hts-dissolve-idlib-escalations/

[18] Kyle Orton, “Ahrar al-Sham Political Leader Opposes Unification With Al-Qaeda”, 29 Aralık 2016, https://kyleorton1991.wordpress.com/2016/12/29/ahrar-al-sham-political-leader-opposes-unification-with-al-qaeda/

[19] Live At State Briefing with Ambassador James Jeffrey”, 30 Ocak 2020, https://www.state.gov/live-at-state-briefing-with-ambassador-james-jeffrey/

[20] “Syria’s war: US ‘targets al-Qaeda leaders’ in rebel-held Idlib”, 1 Eylül 2019,  https://www.aljazeera.com/news/2019/08/syria-war-targets-al-qaeda-leaders-rebel-held-idlib-190831185353770.html

[21] Jennifer Cafarella vd., “Turkey Commits to Idlib, 18 Mart 2020, http://www.understandingwar.org/backgrounder/turkey-commits-idlib

 

mm
Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2015 yılında mezun oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler tezli yüksek lisans programından “Selefilik ve Suriye İç Savaşında Selefi Örgütler Arasındaki Çatışmalar” adlı tezi savunarak 2019 yılında mezun oldu. Aynı sene İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler programında doktoraya başladı. Şu an doktora ders döneminde çalışmalarına devam etmektedir.