17 Haziran’da Suriye’nin kuzeydoğusunda siyasal ve askeri iktidarı elinde bulunduran PYD/PYNK[1]/TEVDEM ile iktidardan dışlanan ve siyasal faaliyetleri engellenen Kürt partilerin ortak çatısı olan ENKS arasında iki aydan beri devam eden görüşmelerin ilk turunun tamamlandığı taraflarca ilan edildi. İlan edilen anlaşmanın ilk ayağını, siyasi sorunların giderilmesi ve siyasal projeksiyonda ortaklaşma oluşturmaktadır. Taraflar söz konusu siyasi anlaşmanın daha sonra devam edilecek yönetim, ortaklık, savunma ve güvenlik görüşmeleri için temel oluşturacağını dile getirdi. İlan edilen siyasi anlaşmanın 2014’de imzalanan fakat yürürlüğe konamayan “Duhok Anlaşmasını” esas aldığı belirtildi.[2] Bu yazıda anlaşmanın hayat bulmasının bağlı olduğu faktörler ele alınacak ve tarafları bu anlaşmaya iten siyasi gelişmeler analiz edilecektir.

Söz konusu anlaşmanın yürürlüğe girip giremeyeceği yerel, bölgesel ve uluslararası birçok faktöre bağlı olarak şekillenecektir. Birinci olarak bu anlaşma ilk adım olup diğer daha önemli anlaşmazlık konuları henüz görüşülmemiştir. Siyasi ortaklaşma üzerine uzlaşılan bu anlaşmada yönetimin nasıl paylaşılacağı, Roj Peşmergeleri’nin geri dönüşünün sağlanıp sağlanmayacağı, Suriye rejimi ve diğer ülkelerle ilişkiler gibi sorunların nasıl çözüleceği henüz belirsizdir. Her ne kadar iki taraf da anlaşma yapmaya istekli görünse de taraflar arasında uzun yıllardır devam eden güvensizliğin hemen sona ereceğini beklemek gerçekçi değildir. Dolayısıyla diğer tur görüşmelerde neler yaşanacağı önemlidir.

İkinci olarak Türkiye’nin bu anlaşmaya yönelik tutumu oldukça belirleyici olacaktır. Türkiye, Suriye iç savaşında hem sahada hem de diplomaside güçlü bir şekilde varlığını hissettirmektedir. Kendisine tehdit hissettiği anlarda askeri operasyonlar düzenlemekten de geri durmamaktadır. Aynı zamanda hem ABD hem Rusya hem de Suriye muhalefeti ile sıkı diplomatik ilişkilere sahiptir. Bu anlamda oluşacak yapıyı her taraftan zorlayacak araçlara sahiptir. Türkiye çıkarlarını savunmaya yetecek kapasitesiyle belirleyici bir aktör konumunda olup uluslararası aktörlerin de hesaba katması gereken bir güçtür.

Üçüncüsü, ABD’nin bu anlaşmanın ne kadar arkasında duracağı konusudur. Bu anlaşma ile “Özerk Yönetimi” siyasi alana taşımaya ne kadar yanaşacağı ve bunun siyasi maliyetini ne kadar üstleneceği önemli bir faktördür. Çünkü Trump yönetimindeki ABD, öngörülemeyen ani politikalara sahiptir. Trump yönetimi ile ABD siyasi elitleri arasında süregiden mücadele ülkenin net bir Suriye politikasının olup olmadığı konusunda da soru işaretleri yaratmaktadır. Bu iç mücadeleden kaynaklı zıt söylem ve pratikler ABD’nin bu anlaşmayı ne kadar ciddiye aldığı konusunda soru işaretlerine neden olmaktadır. Dolayısıyla her ne kadar ABD’nin yereldeki temsileri arabulucuğunda taraflar bir araya getirilmişse de ABD’nin politikası açık değildir. Bu çerçevede şimdiye kadar sessiz kalan ABD merkez yönetiminin tavrı daha belirleyici olacaktır. Merkez yönetiminin politikasını belirleyecek en önemli husus da Türkiye’nin bu anlaşmaya yönelik tutumu olacaktır.

Anlaşmanın Tarafları ve Geçmiş Deneyimleri

Ortaya çıkan bu tabloyu analiz edebilmek ve gelecek öngörüsünde bulunabilmek için tarafların geçmiş ilişkilerine bakmak ve içinde bulundukları politik durumları anlamak da gereklidir. Suriye iç savaşı başladığında PKK ile bağlantılı olan PYD ve onun askeri kanadı SDG/YPG Suriye rejiminin çekilmesiyle Suriye’nin kuzeyinde birçok şehri kontrol altına aldı. Genel olarak Fırat’ın batısında Rusya ile doğusunda ABD ile işbirliği yapan ve bunun sonucunda güçlenen SDG bir aktör olarak iç savaşta yerini aldı. Kontrol altında tuttuğu bölgelerde güçlendikçe kendisine muhalif gruplara karşı özellikle de Barzani’ye yakın olan ve ENKS çatısı altında birleşen Kürt siyasi partilerine karşı agresif bir politika izlemeye başladı. Zaman zaman liderlerini gözaltına aldı, parti ofislerini kapattı ve medyalarında onlara karşı kara propaganda faaliyetleri yürüttü. Birçok muhalif siyasetçi güvenlik endişesiyle bu bölgeleri terk ederek Türkiye, Irak Kürt Bölgesi ve Avrupa ülkelerine göç etti.[3] Yine PYD bu partilere bağlı olarak faaliyet gösteren Roj Peşmergeleri’ni de sistem dışına itip onları Irak Kürt Bölgesi’ne sürdü. Bunların yanında iki tarafın Suriye iç savaşına yönelik perspektifleri de farklılaşmaktaydı. ENKS, Suriye muhalefetinin bir parçası olarak siyasi çalışmalara katılmayı doğru bulurken PYD uluslararası güçlerle işbirliği yapan ve zaman zaman Suriye hükümetine yakınlaşan bir yol izlemekteydi.[4] Bütün bu gelişmeler PYD ile ENKS arasında derin farklılıkların oluşmasına neden olmaktaydı. ENKS’ye karşı takınılan tavır her ne kadar halk arasında tepki ile karşılansa da PYD kendi ideolojisi çerçevesinde yönetimi güç kullanarak sürdürmekte ve bir uzlaşma kapısı açmayı reddetmekteydi.

Yakından bakıldığında PYD’nin güçlü hissettiği zamanlarda dışlayıcı politika izlediği zayıfladığı zamanlarda ise uzlaşmacı bir politikaya yöneldiği görülmektedir. 2012 ‘de PYD/YPG, Afrin, Kobani ve Kamışlı şehirlerinde kontrolü ele aldığında halk arasında desteği sınırlıydı. Yönetimi sürdürebilmek için diğer siyasal grupların desteğine ihtiyaç duyduğundan onlarla uzlaşma yolunu denedi. Bu uzlaşı denemesi IKBY lideri Mesud Barzani’nin arabuluculuğunda Erbil’de gerçekleşti. Yapılan toplantılar sonrasında ortak bir meclis ve askeri konseyi öngören “Erbil Anlaşması” ilan edildi. Fakat çok geçmeden taraflar arasındaki siyasal perspektifin sanılandan çok daha fazla farklılık arz ettiği ortaya çıktı ve bunun sonucunda anlaşma uygulanamadan rafa kaldırıldı. 2014’de gelindiğinde PYD/YPG, DEAŞ saldırıları ile karşı karşıya kalmakta elinde tuttuğu bölgeleri DEAŞ’a kaybetmekteydi. DEAŞ’ın Kobani içlerine kadar ilerlediği ve PYD/YPG’yi zayıflattığı bir dönemde YPG, IKBY’den askeri yardımda bulunmuş ve uzlaşı konusu tekrar gündeme gelmiştir. Böylece PYD ve ENKS yine IKBY Başkanı Mesud Barzani arabuluculuğunda Ekim 2014’te Duhok Anlaşması’nı imzalamıştır. Bu anlaşmaya göre %40’ı PYD’den, %40’ı ENKS’den ve %20’si bağımsız kişilerden oluşacak olan yeni bir yönetim paylaşımı yapılacaktı.[5] Fakat Duhok Anlaşması da Erbil Anlaşması ile aynı kaderi paylaşmış ve taraflar arasındaki derin farklılıklar bu anlaşmanın da pratiğe dökülmesine engel olmuştur.

2020’ye yani anlaşmanın tekrar sağlandığı bu yıla gelindiğinde Türkiye PYD/YPG bölgelerine yönelik Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Hareketlerini gerçekleştirmiştir. Türkiye aynı zamanda hem Rusya hem de ABD ile güçlü ilişkiler kurarak PYD/YPG’nin yalnız kalmasını sağlamış ve onu zayıflatmıştır. PYD/YPG’nin zayıf düştüğü bir dönemde yeniden bir anlaşma yoluna gidilmiş ve 17 Haziran’da siyasi ayağı tamamlanan bir anlaşma ilan edilmiştir. Benzer bir kriz sonucu olan bu anlaşmanın da daha önce varılan anlaşmalarla aynı kaderi yaşayıp yaşamayacağını anlamak için öncekilerle benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya çıkarılması ve işlerliğini etkileyecek faktörlerin incelenmesi gerekmektedir.

Önceki Anlaşmalarla Benzer ve Farklı Yönler

Benzerliklere bakıldığında ilk önce bu anlaşmanın da yukarıda sözü edildiği gibi bir kriz sonrasında ortaya çıktığı görülmektedir. Bugünkü duruma bakıldığında PYD/YPG askeri olarak zayıflamış ve Türkiye’nin askeri ve diplomatik hamlelerine karşılık verememektedir. Dolayısıyla siyasi alanda oldukça yalnızlaşan ve uluslararası müzakerelerden dışlanan PYD bunun sürdürülebilir olmadığını anladığından yeni meşruiyet kaynakları aramış ve tekrar uzlaşı yolunu denemiştir. Bu yönüyle PYD/YPG bu anlaşma ile meşruiyet krizini aşıp siyasi mecrada varlık göstermeyi amaçlamaktadır. Bunun dışında yine IKBY’nin arabulucu rolü ve önceki anlaşmaların bozulmasından kaynaklanan tecrübeler önceki anlaşmalarla paralellik göstermektedir.

Farklılıklara bakıldığında ise ilk kez iki taraf arasında bir uluslararası aktörün arabulucu rolü oynadığı görülmektedir. Bunu ilk önce Fransa denemiş fakat aktörler üzerinde yeterince nüfuz sahibi olmadığı için inisiyatif sonuçsuz kalmıştır. Daha sonrasında ABD arabulucu rolünü üstlenmiş ve taraflar arasındaki pürüzleri gidermek için toplantılara öncülük etmiştir. Bu anlamıyla kimi analistler bu anlaşmayı 1996’daki KDP-KYB Washington anlaşmasına benzetmektedirler. Diğer anlaşmalarda bulunmayan yeni arabulucular ise SDG/YPG komutanı Ferhad Abdi Şahin (Mazlum Kobane) ve IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’dir. Ferhad Abdi hem ABD hem de Rus üst düzey yetkilileriyle birebir görüşmesinden sonra daha çok tanınmaya başlanan bir figür haline geldi. Önceleri sadece askeri konulardan sorumlu görülmesine rağmen gittikçe daha fazla siyasi pozisyon almış ve anlaşma sürecinde diplomatik misyon üstlenmiştir. Ayrıca bu anlaşma için inisiyatif almış ve ABD ile ilişkileri sağlamıştır. Neçirvan Barzani de kendisiyle telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş ve inisiyatifin anlaşma ile sonuçlanması için çaba sarf etmiştir. Ayrıca bu anlaşma süreci öncekilerden daha uzun sürmüş ve şimdiye kadarki konular ayrıntılı şekilde tartışılmıştır.

ENKS tarafından anlaşmaya bakıldığında ise tablo şu şekilde cereyan etmektedir. ENKS her ne kadar Suriye muhalefeti içinde yer alsa da uzun zamandan beri Suriye’deki “Kürt Sorunu”nun bu gruplar tarafından yeterince ele alınmadığı ve bu konuda somut bir proje ortaya koyulmadığı yönünde sitemlerini dile getirmekteydi. Yine anayasa yazım sürecinde yeterli sayıda Kürt temsilcinin bulundurulmadığı yönünde de eleştirilerini yöneltmekteydi. Ayrıca Suriye muhalefetinin kontrolündeki yerlerde yaşanan yağma, mala el koyma gibi konularda da şikayetlerin yeterince soruşturulmadığından yakınmaktaydı. Bu durum halk arasında tabanını kaybetmesine ve halkın PYD yönetimine yönelmesine yol açmaktaydı. Bununla birlikte çoğu öncüsünün Suriye dışında yaşaması ve içeride siyasal faaliyet yürütememesi tabanlarıyla iletişimlerini kaybetmelerine sebep olmaktaydı. Yine askeri kanadı olan Roj Peşmergeleri de bir siyasi anlaşma ile dönmeyi talep etmekteydi. Bu anlamıyla ENKS’nin Duhok Anlaşmasına benzer şekilde yönetimde hak sahibi olarak güçlenmeyi ve sözü edilen olumsuz durumları lehine çevirmeyi amaçladığı söylenebilir.

Özetle birçok zorlu faktöre bağlı olarak ancak hayat bulabilecek bir ön anlaşma duyurulmuştur. Fakat bu anlaşmanın tarihi Washington anlaşmasına benzer olduğu yönündeki analizler için henüz erken görünmektedir. Çünkü taraflar arasında çözülmeyi bekleyen birçok sorun bulunmakta ve bunlar henüz müzakere edilmemiştir.


[1] PYD’nin bu anlaşma sürecinde oluşturduğu ve kendisine yakın partileri bir araya getirdiği yeni yapılanma.

[2] Independent Türkçe, “ENKS ile PYNK’den ortak açıklama: Kısa zamanda yeni bir genel anlaşma imzalanacaktır”, https://www.indyturk.com/node/197561/d%C3%BCnya/enks-ile-pynk%E2%80%99den-ortak-a%C3%A7%C4%B1klama-k%C4%B1sa-zamanda-yeni-bir-genel-anla%C5%9Fma 17 Haziran 2020.

[3] Anadolu Ajansı, “PYD/PKK’nın ‘muhalifleri sindirme’ faaliyetleri”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/pyd-pkknin-muhalifleri-sindirme-faaliyetleri/772880 16 Mart 2017.

[4] Zana Baykal, “Ortadoğu’da Kürtler” içinde Ortadoğu Yıllığı 2014, s. 428-429.

[5] Zana Baykal, “Kobani Saldırılarının Öğrettikleri”, Ortadoğu Analiz Dergisi, cilt: 6 sayı: 65 sayfa 46-47, 2014

mm
Zana Baykal lisans derecesini 2011 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi bölümünde tamamladıktan sonra aynı yıl Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkileri Anabilim dalında yüksek lisans eğitimine başladı. 2014’te “Türkiye'nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile Olan Enerji İlişkileri (2002-2014)” adlı tezi ile mezun olmuştur. 2012’de Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsünde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Baykal, halen Ortadoğu Enstitüsü'nde “Neoklasik Realizm bir Analiz: Türkiye-Irak İlişkileri” adlı doktora tezi çalışmalarını sürdürmektedir.