Rusya İçin ABD’nin Suriye’den Çekilmesinin Anlamı

19 Aralık 2018 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump tarafından, ABD’nin tüm askerlerini Suriye’den çekeceğine dair yapılan açıklama[1], bölgedeki paradigmayı değiştirecektir. Rusya’nın etkisini arttırma ve ABD’yi dengeleme üzerine kurulu bölge politikası için, Suriye, oldukça büyük bir öneme haizdir. Dolayısıyla ABD’nin çekilme kararı, bölgedeki paradigmayı değiştireceği gibi, Rusya’nın da bölgeye yönelik politikalarını etkileyecektir. Bu analiz Rusya’nın, Trump’ın çekilme kararını nasıl karşıladığını açıklamak ve çekilme durumunda izleyeceği politikaları ortaya koymak için yazılmıştır.

ABD’nin Çekilme Kararı Sonrası Türkiye-Rusya-ABD-İsrail Konjonktürü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in açıklamalarından yola çıkarak, Rus tarafının Trump’ın beyanatına, ABD’nin daha önce Afganistan için verdiği sözleri yerine getirilmediği de vurgulanarak, oldukça temkinli yaklaştığını görmekteyiz[2]. Her şeye rağmen, Putin böyle bir çekilmenin mümkün olduğunu, özellikle siyasi çözüm yolunda ilerlediklerini de dile getirmiştir[3]. Lakin bahse konu kararın ardından, en üst seviyeden alt seviyeye kadar tüm siyasetçiler, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını korumaya devam etmekten vazgeçmeyeceğini dile getirmiştir. Ancak böyle bir vurgunun yapılmasındaki asıl maksat, Rusya’nın rejime verdiği desteği kesmeyeceğini, oluşacak güç boşluğunu dolduracak en önemli adaylardan da biri olduğunu ortaya koymaktır. 29 Aralık Cumartesi günü, Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov “Suriye hükümetine bağlı güçlerin Münbiç kentinin kontrolünü ele geçirdiği bilgisi doğru” şeklinde doğruluktan uzak bir açıklama yapmıştır. Peskov’un bu açıklamasının asıl sebebi, Münbiç’te de bir aktör olduklarını hatırlatma çabasıdır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Esed’e gönderdiği yeni yıl mesajında, Rusya’nın Suriye hükümeti ve halkına, terörle mücadele ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik verdiği desteğin devam edeceğini söylemesi[4]de, Rusya’nın rejime verdiği desteğin açık bir tezahürüdür. Bu açıklama, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, “Suriye’de terörist tehlikesini ortadan kaldırmak için birliklerimizin koordinasyonu konusunda mutabakata vardık[5]” bildirisine müteakip gelmiştir. Diğer bir deyişle Rusya, her ne kadar Türkiye ile mutabakata varmış olsak da, kamuoyuna rejime verdiği desteğin değişmediğine yönelikmesaj vermiştir. Buna mukabil, Vladimir Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği yeni yıl mesajında, Moskova ve Ankara’nın ortak çabalarıyla, Suriye’de terörle mücadeleye kararlı bir katkı sağlanıyor değerlendirmesinde bulunmuştur[6]. Aynı zamanda Avrasya’nın güvenliğini birlikte güçlendirmeye devam edileceğine vurgu yapmıştır[7]. Türk Akımı, S-400 anlaşması ve Akkuyu Nükleer Projesi gibi uzun soluklu, ortak projeler, iki ülke arasındaki kırılgan ilişkileri sağlam bir zemine oturtmuş, ABD’nin bölgeden çekilme kararının veya rejimin Türkiye karşıtı propagandasının, Türkiye-Rusya ilişkilerine zarar veremeyeceği, iki tarafında karşılıklı açıklamalarıyla açıkça ortaya konulmuştur.

Tüm bunların dışında, Putin ve Netanyahu arasında Suriye’de ikili işbirliği üzerine bir telefon görüşmesi gerçekleşmiştir[8]. Bir yandan ABD, İsrail’in görüşlerini ön plana koyarken[9], Türkiye ile de ikili ilişkilerini ilerletmekte, diğer yandan Rusya, Türkiye ile sahip yüksek diyaloğun altını çizerken, İsrail ile Suriye’de ikili ilişki vurgusu yapmaktadır.

 

Rusya’nın Endişeleri ve Olası Çekilme Sonucu İzleyecekleri Politikalar

ABD’nin bölgeden çekilmesi hususunda Rusya’nın birçok endişesi bulunmaktadır. Her ne kadar Türkiye ile ikili ilişkiler, yüksek stratejik diyalog seviyesinde izlese de, çekilme sonrası ortaya çıkacak alanı, Türkiye’nin kontrol altına alması ve Ankara’nın bölgedeki etkinliğini arttırması, Rusya’nın arzu etmediği başlıca hususlardan birisidir. Bu alan zengin enerji ve su kaynaklarına sahip, verimli ve sulamaya uygun tarım arazilerini de içinde barındıran çok geniş bir alandır[10]. Dolayısıyla, ABD bölgeden çıktıktan sonra YPG/PKK’nın elinden alınması ve kontrolün Türkiye’nin eline geçmesi, rejimin dolasıyla Rusya’nın çıkarlarına uygun değildir. Rusya’nın bu endişelere yönelik atabileceği alternatif adımlar mevcuttur. Rusya açısından Fırat’ın doğusuna yönelik 4 senaryo ortaya çıkmaktadır:

İlk olarak, Rusya’nın, Türkiye’nin doğacak güç boşluğunda bölgedeki varlığını arttırmasını önlemek için, Esed rejimi ve YPG arasında, ABD’nin çekilme kararı sonrası artan diyaloğu destekleyebileceğini görmekteyiz. Karşılıklı tavizlere ikna ederek, taraflar arasında barış sağlama gayesi ile, rejim ve YPG arasında arabulucu bir rol oynama üstlenmesi muhtemeldir. Esed’e olan desteğin her fırsatta dile getirilmesi, YPG’nin veya PKK’nın hiçbir zaman terörist bir örgüt olarak tanınmaması ve saha da kurulan angajmanlar[11], bu ihtimali destekleyen faktörlerdir. Aynı zamanda, Astana’da da dile getirilen, Rusların Suriye’nin Kuzeyinde otonom bir bölge kurma gayesi ve Esed’in yeniden seçilebileceği bir anayasının dizaynı, bu hamleyi destekleyen diğer önemli amillerdir. Türkiye, YPG’nin bölgedeki mevcudiyetini koruduğu, özellikle de otonom bir yapıya sahip olduğu, hiçbir politikayı kabul etmeyecektir. Zaten, Türkiye’nin bölgeye yönelik asli politikası, ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasıdır, dolayısıyla otonom bir yapının kuruluması ihtimali, Türkiye için kırmızı çizgidir.

İkinci olarak, Rusya’nın tampon bölge oluşturma fikrini görmekteyiz[12]. Bu bağlamda Ayn El Arab’tan Maliki’ye kadar Haseke’nin güneyine inmeyecek şekilde bir alanda Türkiye’nin operasyonlarına destek verilmesi sonrasında YPG ile arasında bir tampon bölge oluşturulması fikri öne sunulacak olabilir. YPG’nin bölgede aktör olmaya devam ettiği bu senaryonun, Türkiye tarafından kabul görmesi oldukça düşüktür.

Rusya için üçüncü alternatif, Türkiye ile tam koordinasyon sağlanarak YPG’nin bölgeden tamamiyle tasfiye edilmesi, ancak karşılığında ele geçirilen bu alanının, Rusya kontrolünde peyderpey rejime bırakılması. Bu hamle atılması oldukça zor, Türkiye tarafından kabul görmesi de bir o kadar düşük bir ihtimaldir. Ayrıca ABD de boşalttığı alanın tamamiyle, Rusya’nın kontrolüne geçmesini istemez. Türkiye ve ABD’nin bu tarz bir teklifi kabul etmesi durumunda dahi, nihayetinde rejime geri bırakılan bu alanda, YPG’nin yeniden vuku bulma ve kaldığı yerden devam etme ihtimalinin bertaraf edilmesi gerekir. Çünkü, Esed rejimi bölgede her zaman Türkiye’ye karşı oynayabileceği bir kartı, yani YPG’yi, kaybetmek istemeyecektir. Bu bağlamda Esed rejiminin, YPG’nin bulunduğu bölge olan Tel Rıfaat’a girmesine rağmen, bölgedeki YPG varlığının sürmesi ve Tel Rıfaat’taki YPG’nin Türkiye’nin desteklediği Suriyeli muhaliflere saldırması önemli bir göstergedir[13][14]. Tel Rıfaat örneği, bu tarz bir senaryonun Türkiye açısından neden kabul edilebilir olmadığını göstermektedir.

Rusya açısından dördüncü bir alternatif olarak, Astana sürecinde başarılı bir ortaklık ve uyum sağlayan, Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün bu çekilme sürecini birlikte yürütmesidir. Bu hamle doğru uygulandığı takdirde, İran sürece dahil olacaktır ve Astana’da kazanılan ortaklık ön planda tutulacaktır. Özellikle Türkiye için[15], Bolton’un yaptığı açıklamalar[16]sonrasında, bu alternatif daha fazla gündeme gelebilir.

 

İran Faktörü

Rusya’nın ABD’nin çekilme kararı sonrası diğer bir endişesi ise, oluşacak güç boşluğunda İran’ın etkisini ve kontrol alanını arttırması ihtimalidir. Bu durum, aynı zamanda İsrail ve ABD’nin de çekinceleri arasındadır. Bu bağlamda, İran’a kıyasla Rusya’nın hakimiyetini arttırması, ABD ve İsrail’in çıkarlarına, özellikle de İsrail’in güvenlik endişelerine, daha uygun olabilir. Ancak oluşacak güç boşluğunda, bölgenin önemli aktörlerinden İran’ı dışlamak kolay olmayacaktır. Nitekim İran denklemin önemli bir parçasıdır. Rusya bu bağlamda, İran’ı denetiminde ve kontrolünde tutma amaçlı, sürece dahil etmek isteyecektir. Bu duruma ABD ve İsrail de çıkarları gereği karşı çıkmayabilir.

Sonuç

Son tahlilde, ABD’nin bölgedeki dengeleri kökten değiştirecek bu kararı, Rusya tarafından temkinle karşılanmış, küresel ve bölgesel aktörlerle ikili ilişkiler üst seviyede tutulmuştur. Bu süreçte bölgede oluşacak güç boşluğundan yararlanarak Türkiye ve İran’ın etkinliğini arttırması,Kremlinaçısından öne çıkan endişeler arasında yer almıştır. Moskova için kritik öneme sahip bu çekinceler, muhtelif politikaları da beraberinde getirmektedir. Yukarıda açıklanan ilk üç alternatif de, belirtildiği üzere Türkiye’nin kabul edebileceği seçenekler değildir. Dördüncü alternatif, Astana üçlüsünün birlikte bu süreci yönetmesi, ABD’nin oluşturduğu çekilme muğlaklığı ve kurumları arası etkileşimsizlik, Türkiye’yi de bu üçlü ile birlikte hareket etmeye yönlendirebilir. İran’ın yalnızlığı ve Rusya’nın İran üzerinde denetim ve kontrolünü arttırmak isteyen tavrı, ikili diyaloglarını arttıracaktır. Bu nedenle Astana’ya yönelim hem Türkiye hem de Rusya ve İran için de makul bir alternatif olabilir. Ezcümle, bu süreçte Moskova’nın, Tahran ve Ankara ile diyaloğunu arttırması kuvvetle muhtemeldir. Fakat uzun soluklu olup olmayacağı konusu, Rusya ve İran’ın, YPG’nin bölgeden tümüyle tasfiye edilmesi konusunu kabul edip etmeyeceklerine bağlıdır.

Kaynakça:

[1]Dion Nissenbaum, Nancy A. Youssef and Vivian Salama, “In Shift, Trump Orders U.S. Troops Out of Syria”, The Wall Street Journal, 19.12.2018, www.wsj.com/articles/u-s-military-preparing-for-a-full-withdrawal-of-its-forces-from-northeastern-syria-11545225641 (ingilizce kaynak) [erişim tarihi 07.01.2019].
[2]Vladimir Putin’in Düzenlediği Büyük Basın Toplantısı (Bolshaya Press Konferentsiya Vladimira Putina), Çevrimiçi Rapor(Onlayn-reportazh), 20.12.2018, ria.ru/20181220/1548305038.html, (Rusça kaynak) [erişim tarihi 07.01.2019].
[3]A.g.e.
[4]BBC Türkçe, “Putin’den Trump’a yeni yıl mesajı: Diyaloğa hazırız”, BBC Türkçe, 30.12.2018, www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46716879, [erişim tarihi 07.01.2019].
[5]AA, “Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Birliklerimizin koordinasyonu konusunda mutabakata vardık”, Anadolu Ajansı, 29.12.2018, www.aa.com.tr/tr/dunya/rusya-disisleri-bakani-lavrov-birliklerimizin-koordinasyonu-konusunda-mutabakata-vardik/1351826 [erişim tarihi 07.01.2019].
[6]BBC Türkçe, “Putin’den Trump’a yeni yıl mesajı: Diyaloğa hazırız”, a.g.e.
[7]Burhanettin Duran, “Rusya’nın Tavrı ve Tampon Bölge Fikri”, Sabah Gazetesi, Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncılık A.Ş., 01.01.2019, www.sabah.com.tr/yazarlar/duran/2019/01/01/rusyanin-tavri-ve-tampon-bolge-fikri[erişim tarihi 07.01.2019].
[8]President of Russia, “Telephone conversation with Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu”, Official Internet Resources of the President of Russia, Presidential Executive Office, 04.01.2019, en.kremlin.ru/events/president/news/59637 (ingilizce kaynak)  [erişim tarihi 08.01.2019]. Bu görüşme Beyaz Sarayın Ulusal Güvelik Danışmanı, John Bolton, 4 Ocak 2019 tarihinde, İsrail ve Türkiye ile ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi hususunu görüşeceğini bildirmesine müteakip yapılmıştır, bkz:John Bolton’ın kişisel Twitter adresi, bkz: twitter.com/AmbJohnBolton/status/1081002218269143041. Ayrıca bkz: CNN TÜRK, “ABD heyeti koordinasyon için Türkiye’ye geliyor”, 04.01.2019, www.cnnturk.com/dunya/abd-heyeti-koordinasyon-icin-turkiyeye-geliyor [erişim tarihi 07.01.2019].
[9]Bolton’ın Türkiye’den YPG’yi vurmayacaklarına dair garanti alana kadar bölgeden çekilmeyeceklerini açıklaması bkz: Eliott C. McLaughlin, “Bolton contradicts Trump, says Syria withdrawal hinges on safety of Kurds”, CNN , 07.01.2019, edition.cnn.com/2019/01/06/middleeast/syria-bolton-turkey-kurds-conditional-withdrawal/index.html (ingilizce kaynak) [erişim tarihi 08.01.2019]. Bu açıklamalar muvacehesinde görmekteyiz ki, İsrail’in bölgede İran’ı dengelemesi hususunda, ABD’nin YPG ile ortaklığı, çok kritik bir öneme haizdir.
[10]Mehmet Çağatay Güler, “Suriye’nin Su Politikaları: 2011 Öncesi ve Sonrası”, Suriyegundemi, 27.12.2018, www.suriyegundemi.com/2018/12/27/suriyenin-su-politikalari-2011-oncesi-ve-sonrasi/ [erişim tarihi 08.01.2019] ve Mehmet Çağatay Güler, “Suriye’de Devrim ve Enerji Jeopolitiği”, Suriyegundemi, 30.11.2018, www.suriyegundemi.com/2018/11/30/suriyede-devrim-ve-enerji-jeopolitigi/ [erişim tarihi 08.01.2019]
[11]Ömer Özkizilcik, “Rusya’nın Suriye politikasında YPG faktörü”, Suriyegundemi, www.suriyegundemi.com/2017/11/22/rusyanin-suriye-politikasinda-ypg-faktoru/ [erişim tarihi 09.01.2019]
[12]Burhanettin Duran, “Turkey wants to see Syrians, not terrorists or Assad, rule their own country”, Daily Sabah, Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncılık A.Ş., 04.01.2019, www.dailysabah.com/columns/duran-burhanettin/2019/01/05/turkey-wants-to-see-syrians-not-terrorists-or-assad-rule-their-own-country[erişim tarihi 07.01.2019].
[13]Hürriyet Gazetesi, “Rusya: YPG, Tel Rıfat’ı rejime bıraktı”, Hürriyet, 06.09.2017, www.hurriyet.com.tr/dunya/rusya-ypg-tel-rifati-rejime-birakti-40570866 [erişim tarihi 09.01.2019]
[14]Ömer Özkizilcik, a.g.e.
[15]CNN TÜRK, “Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan önemli açıklamalar”, CNN TÜRK, 09.01.2019, www.cnnturk.com/turkiye/son-dakika-disisleri-bakani-cavusoglu-konusuyor [erişim tarihi 09.01.2019]
[16]Eliott C. McLaughlin, “Bolton contradicts Trump, says Syria withdrawal hinges on safety of Kurds”, CNN , 07.01.2019, edition.cnn.com/2019/01/06/middleeast/syria-bolton-turkey-kurds-conditional-withdrawal/index.html (ingilizce kaynak) [erişim tarihi 08.01.2019].

mm
Mehmet Çağatay Güler Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler'den mezun olmuştur. ODTÜ'de Avrasya Çalışmaları'nda yüksek lisans yapmaktadır.