Ocak ayından itibaren Suriye rejiminin Rusya ve İran destekli Şii milislerin yardımıyla başlatmış olduğu saldırılarda Şii milis örgütlerinin ciddi kayıplar verdiği görülmektedir.

İdlib’te yaşanan çatışmalarda özellikle yabancı savaşçıların varlığı dikkat çekerken Şii milis yapılanmalarının bölgedeki farklı alanları kontrol ettiği dikkati çekmektedir.

120 binden fazla milis gücü ile Esed rejimine destek veren İran, bölgede kendisine bağlı 20’den fazla grubun aktif şekilde çatışmalarda yer aldığı bilinmektedir. İdlib’teki varlıkları konusunda net sayılar verilemese de İdlib’e yakın bölgelerin Şii milisler tarafından kuşatıldığı söylenebilir.

Daha önceleri İran kendisine bağlı milis güçlerinin ve Hizbullah’ın, İdlib’teki çatışmalardan uzak durmasını desteklerken, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İdlib’teki askeri gücünü ve etkisini artırdı.

Şii milisler, TSK’ya karşı YPG’nin yanında yer aldı

Bu gruplar arasında İran’ın doğrudan dış operasyonlarını yürüten Kudüs Gücü, El Nuceba Hareketi, Lübnan Hizbullahı, Pakistanlı Şii milislerden oluşan Zeynebiyyun ve Afganistanlı Şii milislerden oluşan Fatimiyyun Tugayı, Asaib Ehl el Hak ve İmam El Bakir Tugayı öne çıkmaktadır.

Nitekim bu gruplardan İmam el Bakir Tugayı Türk Silahlı Kuvvetlerinin başlatmış olduğu Zeytin Dalı Harekatında YPG saflarında çatışmaya girmişti.

Diğer taraftan sahadaki aktif gruplardan El Nuceba Hareketi ve Asaib Ehl el Hak, ABD tarafından yaptırım listesindeki örgütler arasında yer almakta.

Esed rejimi bölgede ilerlemeye devam ederken İdlib ve çevresinde konuşlanan Şii milis örgütlerden ciddi kayıpların yaşandığı açık kaynaklarda yer almaktadır. Özellikle Lübnan Hizbullahı komutanlarından Cafer el Sadık, El Bakir Tugayı komutanlarından Cuma el Ahmed ve Kudüs Gücü komutanlarından Asgar Paşapur gibi önemli isimler de çatışmalarda öldürülmüştür.

Bu isimlerden Paşapur suikast sonucu öldürülen Kasım Süleymani’nin yakın silah arkadaşı ve “Direniş Cephesi” komutanları arasında yer almaktaydı. Paşapur’u önemli kılan bir diğer özelliği ise Suriye’deki Şii milisleri donatmak ve eğitmekten sorumlu olmasıydı.

Asgar Paşapur ve Kasım Süleymani

Şii milisler son haftalarda saldırılarını artırırken bazı milisler çektikleri videolarda Humeyni ve Velayet-i Fakihe bağlılık yeminleri ederek Suriye’de Süleymani’nin rolünü devam ettireceklerini ifade etmişlerdir.

Nitekim bu videolar arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye’deki muhaliflere yönelik hakaret ve tehditler de yer almaktadır. Rejim ve müttefikleri, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalefetin kalesi İdlib’ yeniden ele geçirmek için başlattığı saldırılarda stratejik konumları ele geçirme noktasında büyük ölçüde başarılı olmuşlardır. Ancak bu saldırılar yaşanırken Şii milislerin ve rejimin de ciddi kayıplar verdiği gözden kaçırılmamalıdır.

Bu kayıpların büyük bir kısmı, HTŞ’nin El Zahra kasabasında Esed yanlısı kuvvetlere karşı bomba, APC ve tanklarla karşı saldırısı sonucu gerçekleşti. Lübnan Hizbullahı ve Şii milisler devam eden saldırılarda onlarca kayıp verdi.

Mezhepçi eylemler gerçekleştiriyorlar

Birkaç gün önce Serakib’in ele geçirilmesinde Pakistanlı ve Afgan Şii milislerinin Suriye rejimi ile beraber hareket ettiği de görüldü.

Nitekim 26 Ocak’ta Daily Telegraph, Fatimiyyun Tugayı olarak bilinen İran destekli Afgan savaşçılardan 400 ila 800 kadarının Idlib’te devam eden çatışmalara katıldığını yayımlamıştı.

Suriye’deki savaşa daha sonradan dahil olan Afgan milisler sadece Palmira’daki çatışmalarda 2 binden fazla kayıp vermiştir.

Bu milis grubunun insan hakları örgütleri tarafından yayımlanan raporlarda daha önceden Humus kırsalında mahallelerdeki evleri yaktığı ve özellikle Sünni bölgelerde mezhepçi eylemler gerçekleştirdiği de yer almıştı.

Siviller Türkiye sınırına doğru göçe zorlanıyor

Idlib’teki saldırıların ardından ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, bu saldırılarda Rusya’nın yanı sıra İran destekli Şii milisler ve Hizbullah’ın bölgede aktif olarak rol aldıklarını ve bu ilerleyişin karşılıklı ateşkesi ihlal ettiği açıklamalarında bulundu. Bu süreçte İdlib’te devam eden çatışmalarda birçok sivil de rejimin saldırıları sonucunda hayatını kaybetti. Türkiye sınırına doğru büyük bir göçe zorlanan siviller, Ariha ve Serakib’teki karayolundan geçerken rejimin saldırısına uğradı.

Sonuç olarak rejim ve İran destekli Şii milislerin İdlib’te ateşkes ihlal etmesi dışında sivillere yönelik saldırıları ile de büyük bir insani krize sebep oldukları görülmektedir. Yapılan açıklamalar ve yayımlanan raporlar daha fazla çatışmanın Suriye’de görülebilecek en büyük yer değiştirme dalgasının yaşanacağını göstermektedir. Bölge demografisinin değişmesi de bu süreçte kaçınılmaz olacaktır.

İran, İdlib’teki insani krizi derinleştiriyor


Rejim güçlerinin son günlerde İdlib’te Türk güvenlik güçlerine saldırması, Rusya ve İran’ın saldırganlığının devam etmesi bölge denkleminde değişikliklere sebebiyet verecektir. Türk gözlem noktalarına yönelik saldırıların ardından Türk Silahlı Kuvvetlerine ait ağır zırhlı araçların da bulunduğu konvoylar İdlib’in doğusunda yerini aldı. Eş zamanlı olarak Milli Ordu’ya bağlı bileşenlerden de Halep’in güneyindeki İran destekli milislere yönelik taarruzlar başladı. Türkiye’nin İdlib’teki insani krize karşı vermiş olduğu mücadelede bir operasyonun gerçekleştirilmesi durumunda İran destekli Şii milisler ile Türk güvenlik unsurlarının karşı karşıya kalması İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilmesine sebep olacaktır. İran Dışişleri Bakanlığı 8 Ocak’ta yapmış olduğu açıklamada Suriye ve Türkiye arasındaki sorunların çözümünde arabuluculuk yapabileceklerini, sorunların diplomasi ile çözülebileceğini ifade etmesine rağmen rejimin saldırılarına desteğini sürdürmektedir. Ateşkesin ihlal edilmesi Türk güvenlik unsurlarına ve sivillere yönelik saldırılar devam ettikçe sorunların diplomasi ile çözülemeyeceği açıkça ortadadır. İran’ın uluslararası alanda maruz kaldığı yaptırımlar ve ekonomik krizler sürecinde İran’a desteğini devam ettiren Türkiye’nin olumlu adımlarına rağmen, İran’ın Suriye’deki agresifliği bölgede kendisini daha zorlu bir pozisyona düşürecektir.

mm
2017 yılında lisans eğitimini Yıldırım Beyazıt Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde tamamlamıştır. Yüksek lisansına aynı bölüm ve üniversiteden devam etmektedir. Çalışma alanları: İran dış politikası, Şii milisler