İsrail, Trump’ın Suriye’den Çekilme Kararını Nasıl Karşıladı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den ABD askerleri çekme kararı, aniden Suriye’deki denklemi değiştirdi. Böylelikle bölgesel ve küresel aktörler Suriye’deki varlığını tekrar gözden geçirmek durumunda kaldılar. Bu karar, İsrail için büyük bir sürpriz olmuş ve İsrail karar alıcılar nezdinde derin endişeyle karşılanmıştı. Zira İsrail, Trump’ın kararının İran’ın lehine olabileceği ve Suriye sahasında İran askeri varlığıyla mücadele etmekte İsrail’i yalnız bırakacağını düşünmektedir. Bu kararın Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin ‘İran destekli milislerin Suriye’den çıkartılmasına kadar’ ABD askerlerinin Suriye’de kalacağını açıklamasından kısa bir süre sonra gelmesi, İsrail için hem beklenmedik hem de hayal kırıcı bir gelişme oldu. Nitekim karardan dolayı istifa eden ABD Savunma Bakanı James Mattis, bu hafta Suriye’yi ve İran’ı konuşmak üzere İsrail’e gitmesi bekleniyordu[1]. Karardan sonra ziyaretin iptal edilmesi, İsrail’in siyasi ve güvenlik çevrelerinde kararın olası sonuçlarına dair endişeleri artırdı. Fakat İsrail resmi makamlarının oldukça temkinli açıklamalarda bulunmayı tercih ettiğini kaydetmek gerekmekte. İsrail, kararı eleştirirken İran’a karşı ABD ile işbirliği yapmaya devam edeceğini vurguladı.

Trump’ın kararının açıklanmasından hemen bir gün sonra İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu harekete geçti. Netanyahu, Trump’ı arayarak aldığı kararından geri adım atmasını ikna etmeye çalışmış[2], fakat istediği yanıtı elde etmediği anlaşılmıştır. İç siyasette yolsuzluk soruşturmalarından dolayı kriz yaşayan ve koalisyon hükümetini bir araya tutmakta zorlanan Netanyahu, Trump’ın Suriye’den çekilme kararı da güvenlik ve dış politika karnesinin başarısızlık hanesine yazılacaktır. Zira Netanyahu, Gazze konusundaki ‘başarısızlığından’ dolayı rakiplerinin eleştirilerine maruz kalmış ve halen İsrail-Lübnan sınırındaki Hizbullah tünellerine operasyon düzenleyerek bir başarı elde etmeye çalışmaktadır. 2019 yılında yapılacak genel seçimlere hazırlanmaya çalışan Netanyahu, Suriye cephesinde ‘olumsuz’ bir gelişmeyle karşı karşıya kalmayı istemeyecektir. Buna karşın Netanyahu karardan sonra yaptığı açıklamalarda, ‘İran’ın Suriye’deki askeri tahkimatlarına karşı hareket etmeye devam edeceğini, gereken ölçüde Suriye’de eylemlerini genişleteceğini’ söylemişti.[3]Bu açıklamalar, her ne kadar bölgesel ve küresel aktörlere bir mesaj ve İsrail’in Suriye konusundaki pozisyonunu bir daha vurgulamaya çalışsan açıklamalar olsa da,  İsrail kamuoyuna da Netanyahu’nun kararlılığını göstermeye çalışmaktadır.

İsrail, Suriye sahasından gelebilecek başlıca tehdidin İran ve İran’a bağlı milislerden kaynaklı olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda İsrail, Suriye sahasında ABD askeri varlığını İran’ın varlığına karşı sınırlayıcı ve caydırıcı bir unsur olarak görmektedir. Öte yandan ABD’nin Suriye denkleminden çekilmesi, İsrail’i Rusya’ya daha da muhtaç kılacak ve böylelikle İsrail’in pazarlık alanları daraltacaktır. İsrail her ne kadar son zamanlarda Rusya ile ilişkileri iyi tutmaya çalışsa da, Rusya’nın İran’ın askeri varlığını yeterince sorun etmediği kanaatindedir. Nitekim Rusya İran’ın Suriye’deki varlığını ve etki alanını sınırlamaya çalışsa da, bir arada varlık gösterebileceğini düşünmektedir. Nihayetinde Rusya, ABD’nin aksine Suriye’deki İran’la olan denklemi sıfır toplamlı oyun olarak görmemektedir. Dolaysıyla İsrail, olası bir ABD çekilmesini Suriye sahasındaki dengeleri İran’ın lehine etkileyeceğini düşünmektedir. Nitekim İsrail’in önde gelen düşünce kuruluşlarından Güvenlik Araştırmalar Merkezi’nin (İNSS) yayımladığı değerlendirmede[4], Trump’ın çekilme kararının İran’ın lehine olacağını ve İsrail’i yalnız bırakacağını iddia etmiştir.

Bununla birlikte İsrail, ABD askerlerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmelerinin neticesinde oluşan boşluğu Rusya ve İran destekli Esed rejiminin tarafından doldurabileceğini ve YPG’nin de Esed rejimiyle hareket etmeyi tercih edebileceğini değerlendirmekte ve bu denge değişikliğinin İran’ın bölgesel nüfuzunu pekiştireceğini düşünmektedir. Zira daha önce ABD himayesi altında bulunan YPG, Esed rejiminin ve dolayısıyla İran’ın himayesine girmesi, Esed rejimi ve destekli güçlerin sahadaki etki alanının ve nüfuzunun genişlemesi anlamına gelecektir.[5]

Diğer yandan Türkiye’nin bir kazanım elde etmesi ve PKK/YPG’nin hayallerinin yerle bir edilme potansiyeli İsrail için olumsuz bir gelişme olduğu ortada. Türkiye ile ilişkileri gergin olan ve birçok bölgesel münasebette ayrı düşen İsrail, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu artıracak ve Türkiye’nin hanesine yazılacak herhangi bir adımdan rahatsız olması beklenmektedir. Arap Baharından sonra oluşan yeni dinamikler neticesinde İsrail ve Türkiye ayrı kamplara düşmüştü. Türkiye, halkların taleplerinin yanında saf tutarken, İsrail halk hareketlerinden endişe ederek karşı devrimi destekledi. İsrail, BAE ve Suudi Arabistan’ın başı çektiği ve içinde Mısır’ında bulunduğu karşı devrim kampında kendine bir yer bulmuştu. Karşı devrim kampı her ne kadar İran’ı hedef aldığını iddia etse de, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu sınırlamaya ve mümkün oldukça bölgenin denkleminin dışında tutmaya çalışmaktadır. Nitekim Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları bu kamp tarafından olumlu karşılanmamıştı.

Türkiye ve İsrail arasında bölgesel meselelerdeki en önemli farklılardan birisi de ‘Kürt Meselesi’ olmuştur. 2017 yılında IKBY bağımsızlık referandumunun İsrail tarafından desteklenmesi ikili ilişkilerde bir kriz oluşmasına neden olmuştu. Aynı bağlamda Suriye’nin kuzeyinde bir PKK/YPG devletçiğinin oluşturulmasını destekleyen İsrail, gizli tutulsa da ‘Kürt Kartını’ uzun süredir mevcut devletlere karşı kullanmaktadır. Suriye’nin kuzeyinde YPG projesinin ortadan kaldırılması, İsrail’in ileriki zamanlarda onunla güçlü ilişkiler kurabileceği ve hatta Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir aktörü kaybetmesi anlamına gelmektedir.

Sonuç

ABD askerlerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesini ve olası sonuçlarını derin endişeyle karşılayan İsrail, kararın sonuçlarının Türkiye’nin nüfuzunu güçlendireceği, PKK/YPG projesini ortadan kaldıracağı ve Rusya-İran-Esed kampını sahada güçlendirebileceğini düşünmektedir. İsrail, değişen bu dengeler kendi lehine olmayacağından hareketle Suriye sahasında İran’a karşı yalnızlaşmasından endişelidir. Bununla birlikle İsrail, Suriye krizine müdahil olma politikasını değiştirmeyeceği beklenmektedir. Nihayetinde ABD’nin Suriye denkleminden çekilmesinin,İsrail’in İran varlığına karşı daha da agresif bir tavır ve politika benimsemesine neden olacağı kuvvetli muhtemeldir.

Kaynakça:

[1]The Time of Israel, ‘Departing Mattis said to cancel Israel trip, as Israel feels ‘betrayed’ on Syria’, 21 Aralık 2018https://www.timesofisrael.com/mattis-said-to-cancel-trip-to-israel-following-resignation/
[2] The Time of Israel, ‘Netanyahu talks with Trump about US Syria pullout, ‘Iranian aggression’’, 20 Aralik 2018 https://www.timesofisrael.com/netanyahu-talks-with-trump-about-us-syria-pullout-iranian-aggression/
[3]New York Time, ‘Israeli Leader: Trump Withdrawal From Syria Won’t Affect Us’, 23 Aralık 2018https://www.nytimes.com/aponline/2018/12/23/world/middleeast/ap-ml-israel-us-syria.html

[4]INSS,‘The United States Decision to Withdraw Forces from Syria: Significance for Israel’,24 Aralık 2018
http://www.inss.org.il/publication/united-states-decision-withdraw-forces-syria-significance-israel/
[5]Ömer Özkizilcik, The New Turkey,  Iran and the YPG: Friends or Foes? 21 Şubat 2018 https://thenewturkey.org/iran-and-the-ypg-friends-or-foes

mm
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden 2016’da birincilikle mezun olan Salaymeh, Yüksek Lisans çalışmasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ‘Neopatrimonyalizmin Suriye’deki Çatışmanın Gidişatı Üzerindeki Etkisi’ adlı tezi ile bitirdi. Doktora eğitimine ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etmektedir. Ortadoğu çalışmaları, özellikle Filistin ve Suriye meseleleri ile yakından ilgilenmektedir. Salaymeh, aynı zamanda mülteci çalışmaları üzerine eğitim aldı. Hali hazırda SETA Dış Politika Direktörlüğünde araştırma asistanı olarak görev yapmaktadır.'