Suriye’deki Demografik Değişiminin Yasallaştırılması

2 Nisan 2018 tarihinde Suriye Esed rejiminin yayımladığı ve tepkilere neden olan 2018 yılı 10 sayılı kanunun, Suriye’de uygulanan zorla tehcir uygulamaları ve meydana gelen demografik değişimi yasallaştıracağı öngörülmektedir. Meclisten geçen ve Beşar Esed’in imzasını taşıyan kanun mucibince ‘genel idari düzenlemeler çerçevesinde, yeni idari birim veya birimler oluşturulması’na müsaade edilmiştir[1]. Söz konusu kanun, çatışmalara sahne olan ve sakinlerinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı veya tehcir edildiği bölgeler yeniden idari yapılanmalara düzenleyerek yaşanan demografik değişimi de facto’dan de jure’ye dönüştürecektir.

Zira kanun, tehcir edilen insanların zorla terk ettiği gayrimenkulün mülkiyet haklarını muhafaza etmeleri zor kılırken, yerlerine işgal eden rejim yanlısı kişilerin gasp ettikleri gayrimenkulleri kendi mülklerine almalarına yol açmaktadır. Böylelikle fiili durumda var olan hukuksuzluk durumu yasallaştırılmaktadır

Esed Rejiminin Tehcir Politikası

Suriye’de yedi yıldır devam eden çatışmalar neticesinde evlerinden edilen kişilerin sayısının yaklaşık 11.7 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 5.6milyon kişi Suriye’yi terk edip komşu ülkelerin yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerine sığınmak zorunda kalanlardır. Diğer 6.1 milyon ise Suriye’nin içinde ülkesinde yerinden edilmiş kişiler statüsünde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadır.[2]

Esed rejimi Şubat 2012’de Humus Bab Amr semtinin sakinlerin tehcir ederek demografik mühendislik uygulamaya başlamış olsa da,  son iki senede sahada kaydettiği ilerlemeler sayesinde muhalif bölgelerine yönelik ‘kuşat – aç bırak – tehcir et’ taktiği kullanarak fiili bir demografik mühendislik yapmaktadır. Bilhassa kuşatma altına alınan bölgelerde uygulanan tahliye anlaşmaları Esed rejiminin demografik değişim yapmasına izin vermiştir.  Nisan 2016’da Madaya ve Zabadani, Ağustos 2016’da Daraya, Eylül 2016’da Muaddamiye, Aralık 2016’da Doğu Halep, ve en son Doğu Guta’da rejimin gözetiminde yapılan tahliye anlaşmaları bölgenin sakinlerinin tehcir edilmeleri ile sonuçlanmıştı. Tahliye anlaşmalarının uyguladığı bölgelerin coğrafi dağılımına bakıldığında en çok Şam’ın etrafındaki ilçe ve semtlerde uygulandığı görülmektedir.

Esed rejiminin, demografisini tamamen değiştirdiği ilçelerin ve hatta bazı şehirlerin yaşadığı bu zorla değişim kalıcı kılmak için adımlar atmaya başladığı ve bu adımların yeniden inşa sürecinde hızlandıracağı görülmektedir. Bu adımların en önemlisi yerlerinden tehcir edilen insanların mülkiyet haklarını lağvedilmesi, yerlerine iskan edilen rejime ve İran’a müzahir milisler ve ailelerinin mülk sahibi kılınmasıdır. Bu bağlamda 2 Nisan 2018 tarihinde Esed rejimin onayladığı 2018 yılı 10. Sayılı kanunun bir kırılma noktası olduğu söylenebilir. Düzenlenen yeni kanun, eski kanunlara değişiklikler getirerek tehcir edilen meskun bölgelerin asıl sakinlerinin mülkiyet haklarının lağvedilmesine ve yerlerini işgal eden rejim yanlısı insanların gasplarının meşrulaştırılmasına yol açmaktadır.

Yeni Kanun ve Demografik Değişimin Yasallaştırılması  

2012 yılı 66. Sayılı kanuna düzenlemeler getiren yeni kanunun, tehcir edilen bölgelerin asıl sakinlerinin haklarını gasp edeceği öngörülmektedir. Zira 2018 yılı 10. sayılı kanun, idari bölgelerin içinde yeni idari birimlerin oluşturulmasına müsaade etmiştir. Mülk sahiplerine ise, yeni idari birimlerin oluşturulmasını müteakip, mülk haklarını muhafaza edebilmek için, 30 gün içinde mülkiyet haklarını gösteren belgelerle oluşturulan yeni birimlere başvurma yükümlülüğünü getirmiştir. Kanununun ikinci maddesinin 2. fıkrası, oluşturulan yeni idari birimlerde mülkiyet hakkını ispatlayabilmek isteyen kişilerin her ne kadar kendileri veya akrabaları veya kanunen vekalet sahibi yakınları aracılığıyla mülkiyet belgeleri ile başvurma hakkını tanısa da, tehcir edilenlerin bu imkandan pek yararlanamayacağı ortadadır. Zira Doğu Guta örneğinde olduğu gibi, insanların hem yaşadıkları bölgelerde devlet kurumlarının çalışmaması sebebiyle kanuni vekalet düzenleme imkanlarının olmadığı hem de genelde akrabalarıyla birlikte tehcir edildikleri dikkate alındığında bu imkanlardan istifade edebilecek kişilerin sayısının oldukça az olacağını iddia etmek mümkündür. Esed rejiminin eline geçen bölgelerden yurtdışına veya muhalefetin kontrol ettiği bölgelere sığınan insanların, mülkiyet haklarını muhafaza etmek için tekrar Esed rejiminin bölgelerine dönmeleri beklenmemektedir. Hem tutuklanma ve işkence hem de rejimin intikamı korkusundan dolayı evlerini terk etmek zorunda kalan insanların, bu korkular ortadan kalkmadığı müddetçe dönme ihtimali çok zayıf kalacaktır.

Kanunun ayrıca tehcir edilen insanların evlerini işgal eden yeni sakinlere mülkiyet hakkı iddia etme imkanı da tanıdığı söylenebilir. Zira kanunun altıncı maddesi 2. fıkrasında dikkat çeken başka bir husus ise, başvuran kişiye mülkiyet belgeleri bulunmadığı halde sadece iddialar üzerinden başvurma imkanı tanımasıdır. Şöyle ki kanun ‘başvuran kişinin […] mülkiyet haklarını gösteren belgelerinin bulunmadığı takdirde, başvurusunda [sahibi olduğunu] iddia ettiği gayrimenkulün konumunu, sınırlarını, hisse sahiplerini ve türünü belirtmesi gerekmektedir’ ifadesini kullanmıştır. Bu muğlak ifadenin, belirtilen süre zarfında üzerine mülkiyet hakkı iddiası bulunmayan veya yapılan yeni düzenlemeler neticesinde ihdas edilebilecek Emlakların rejim yanlısı insanlar tarafından mülkiyet hakkı iddialarına yol açabileceği yorumlanabilir.

Tahliye edilen bölgelerin emlaklarını rejim yanlısı insanlara tahsis etme endişesini güçlendiren başka bir husus ise oluşturulan yeni idari birimlerin içinde inşa edilecek yeni emlakların halka arzı sırasında kimlik kartı veya pasaportun geçerli olmasıdır. Kanunun ikinci maddesinin 19. fıkrasında oluşturulan yeni idari birimler tarafından yapılacak yeni emlakların/gayrimenkullerin ilk halka arzına katılmak için istenen bilgi ve belgeler arasında ‘kimlik kartı veya pasaport’ ifadesi kullanılmıştır. Nitekim son zamanlarda Esed rejiminin istihbaratı gözetiminde Şam Göç ve Pasaport Müdürlüğü’nün İran’ın getirdiği milisler için 200 bin pasaport çıkarttığı iddia edilmiştir.[3] Bu pasaportların İran ve Afganistan ve hatta Irak’tan getirilen Şii milislere ve ailelerine tahsis edileceği ve böylelikle Suriye’deki varlıklarının kalıcılaştırılacağı tahmin edilmektedir.

Suriye Savaşın Geldiği Yeni Merhale     

Yeni kararın çıkmasının ardından, Esed rejiminin Yerel Yönetimler Bakanlığı hem Humus hem de Şam’ın doğusunda idari bölgelerin yeniden düzenlenmesi için çalışmalar başlattığını duyurmuştu[4]. Bahse geçen çalışmaların, Şubat 2012’da kuşatma ardından sakinleri tehcir edilen Bab Amr semtinin yanı sıra Şam’ın doğu girişi ve özellikle Doğu Guta tarafında bulunan ve geçen haftalarda sakinlerinin büyük bir kısmı tehcir edilen Harasta semtini kapsayacağı açıklanmıştı.

Suriye savaşında geldiğimiz merhalede, Esed rejiminin yanı sıra Rusya ve İran’ın sahada elde ettikleri kazanımlar kalıcı kılınmaya çalışılmaktadır. Bir yandan Rusya, Esed rejimi ile hem askeri hem de ekonomik anlaşmalar imzalayarak Suriye’deki askeri varlığını ‘yasallaştırmaya’ ve Suriye’nin fosfat gibi rezervlerine el koymaya çalışmaktadır. Diğer yandan İran, getirdiği milis güçleri Suriye’de yerleştirmeye ve mümkün oldukça Suriye’nin ekonomisinden büyük bir payı kontrol etmeye çalışmaktadır. Esed rejimi ise, zorla empoze ettiği demografik mühendisliği de jure hale getirmeye ve böylelikle rejimin dayanıklılığını pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu anlamda çıkartılan bu yeni kararın, gerildiğimiz bu merhalede bir dönüm noktası olduğu görülmektedir.


Dipnotlar

[1] Kanunun tam metni için Bknz: Suriye Başbakanlık Resmi Sitesi https://goo.gl/4UYedF

[2] Güncel rakamlar için Bknz UNHCR Syria Emergency http://www.unhcr.org/syria-emergency.html & https://data2.unhcr.org/en/situations/syria#_ga=2.105413451.931814048.1523350877-946855287.1523350877

[3] Zaman Al-Wasl, Masader: Hicret Demeşq Testehriç 200 elf Cevaz Sefer Li-Eşhas İraniyen. 2 Nisan 2018 https://www.zamanalwsl.net/news/article/86043/

[4] Enbbaladi, Derase Li-Tenzeem Medhal Demeşq ve Bab Amr Fi Hums. 9 Nisan 2018 https://www.enabbaladi.net/archives/219658

mm
AYBÜ Uluslararası İlişkiler bölümünden birincilikle mezun olan Salaymeh, Yüksek Lisans çalışmalarını ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünde devam ettirmektedir. Ortadoğu çalışmaları, özellikle Filistin ve Suriye meseleleri ile yakından ilgilenmektedir. Hali hazırda SETA Dış Politika Direktörlüğünde araştırma asistanı olarak görev yapmaktadır.