Suriye’de ABD menşeili SDG kandırmacası

Suriye’deki silahlı çatışmaların başlangıcından beri ABD Türkiye’ye ülkede önemli bir rol vermeyi hiçbir zaman istemedi. Türkiye ABD’ye kendi sınırlarındakilerle birlikte Rakka ve Deyr ez-Zor’daki DAEŞ unsurlarını temizlemeyi birkaç kez teklif ettiyse de ABD bu teklifleri reddetti.[1] Öte yandan, ABD PKK’nın Suriye kolu olan YPG’yi gizlice eğitti ve donattı. Su götürmez hamiliğiyle ABD bu terörist oluşuma meşruiyet sağlamak için elinden geleni yaptı. Türkiye DAEŞ’e karşı savaştığı bahanesiyle ABD tarafından desteklenen YPG’ye şiddetle karşı çıktığında ise ABD örgüte kısıtlı sayıda Suriyeli Arap ve Türkmen eklemlendirerek ismini Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak değiştirdi.

SDG en başından beri YPG’nin silahlandırılarak Fırat’ın batısındaki geniş toprakları ele geçirmesini ve en nihayetinde Suriye’yi etnik temelli bir ayrışmaya götürmesini amaçlayan bir ABD maşası. Buradaki asıl plan ise sınırı kontrol altında tutarak Türkiye’nin Suriye’deki hareketliliğini engellemek ve Arap dünyası ile bağını kesmekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkça ifade ettiği üzere, “DAEŞ’i icat eden kimse, PYD’yi de kuran odur”.[2] ABD DAEŞ’e karşı savaş bahanesiyle YPG’yi SDG olarak yeniden isimlendirerek NATO ortağı Türkiye’nin bölgeye erişimini ve Ortadoğu siyasetindeki yükselişini stratejik olarak engellemeye çalıştı. ABD tarafından kurulmuş olan SDG’nin demokratikliği Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ile yarışacak cinsten. Her ikisi de “demokratik” kelimesini kullanıyorlar; bunun sebebi ise ABD Özel Harekât Komutanı General Raymond Thomas’ın açıklamasında gizli: “Demokrasiyi araya bir yere sıkıştırmalarının dahiyane bir fikir olduğunu düşündüm. Bu onlara biraz güvenilirlik sağladı.”[3]

ABD NATO müttefikliği ve stratejik ortaklık kılıfında Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurmanın tohumlarını atmayı planladı; Kuzey Irak ise halihazırda onlarca senedir PKK tarafından istila edilmiş durumdaydı. ABD’nin yakın tarihte dünyanın çeşitli coğrafyalarında pek çok terörist ve militan örgüte destek verdiği iyi bilinen bir gerçektir; Güney Amerika, Ortadoğu, Güney Afrika ve Orta Asya’da devlet dışı teröristlere verdiği şeytani destek ortadadır.[4] Hem Trump hem de Obama yönetimleri çeşitli durumlarda çoğu tutulmayan pek çok söz vermişlerdi. Türkiye ABD’nin Suriye’deki oyununu fark ettiğinde, öncelikle Rusya’yla olan ilişkilerini düzeltti; ardından Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatarak El Bab bölgesini DAEŞ’ten temizledi ve kurtarılmış 2225 kilometrekarelik alanın yönetimini Suriye Geçici Hükümeti’ne devretti.[5] Trump yönetiminin de Suriye’de Obama’nın izinden gittiği sonucuna varan Türkiye Suriye sınırındaki PKK/YPG unsurlarını temizlemek adına Afrin’i hedef alan Zeytin Dalı Operasyonu’nu başlattı. Bir noktada Türkiye’nin Menbiç’i de YPG unsurlarından temizlemesi bekleniyor.

Rakka ve Deyr ez-Zor bölgelerinin ABD destekli kuvvetler tarafından biraz savaşarak ama daha çok müzakere ve güvenli geçiş sağlanması yoluyla DAEŞ’ten temizlenmesinden ve YPG kontrolüne giren bölgelerde kısmi normalleşme yaşandıktan sonra, bahsi geçen bölgelerde yaşayan Suriyeli Arap çoğunluk ve Türkmen azınlık YPG’nin onlara kendi topraklarında küçümseyici bir yaklaşımda bulunmasına kızmaya başladı.[6] Menbiç ve birkaç başka kasabada yerli Arapların protesto gösterilerine başladığı haberleri yayıldı.

Suni bir oluşum olan SDG’nin içinde bulunan Arapların ve Türkmenlerin DAEŞ’in çekilmesinin ardından YPG’ye karşı tutum alacakları başından belliydi. Bu bağlamda ilk büyük kırılma SDG tuğgenerali ve sözcüsü Türkmen Talal Silo’nun Kasım 2017’de YPG’den ayrılması ve Azez’de konuşlanmış Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) katılmasıyla yaşandı.[7]

ABD YPG ve PKK arasındaki organik bağı koparmayı başaramamışken SDG projesi de çuvallamış oldu. Bu başarısızlıklardan sonra SDG’yi Esad’a karşı kapsayıcı bir Suriyeli muhalif grubu olarak lanse etmesi, teröre karşı tutarsız yaklaşımı ve Türkiye’ye verdiği pek çok sözü tutmaması ABD’yi zor duruma soktu.

Türkiye ABD’nin Suriye’deki SDG blöfünü gördü ve herkese gösterdi. Bu blöfü görerek Türkiye ABD’nin Suriye’yi küçük devletlere ayrıştırma planını bozmak açısından önemli bir pozisyona gelebilir, tıpkı ABD ve İsrail’in Irak’ı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) referandumuyla bölme planını boşa çıkardığı gibi. Eğer ABD Suriye’yi ve Irak’ı bölmeyi başarırsa bu operasyonun Doğu Akdeniz ve Irak ile sınırlı kalmayacağı ve Ortadoğu’da daha büyük kırılmalara ve balkanlaşmaya yol açacağı kesin. Ortadoğu’da yeni Sykes-Picot anlaşmaları gerçekleştirmeyi planlayan günümüzün Lawrenceları etkinleştirilecektir, fakat bu ABD için çocuk oyuncağı olmayacak; zira bundan sonra Suriye’yi bölmeye yönelik şeytani planını gerçekleştirmeye çalışırken Türkiye’nin kuvvetli direnciyle karşılaşacak. Yine de, Ortadoğu’da 21. yüzyılda bile uşaklık edecek kişiler ve gruplar açısından bir eksiklik yok maalesef. Bu noktada Rusya’nın, ABD’nin planına karşı duruşunun ne olacağı önem taşıyor. Acaba şu ana kadar Suriye’de umduğundan fazlasını alan Rusya söylemi aşıp Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumasına fiilen yardım edecek mi? Rusya halihazırda Tartus Deniz Üssü’nü kuvvetlendirdi ve Lazkiye’de Humeymin Hava Üssü’nü kurdu; yakında da İdlib’de Ebu Zuhur Üssü’ne sahip olacak. Dolayısıyla, şu noktada Rusya payını çoktan almış durumda; benzer şekilde şu an 185.000 kilometrekarelik Suriye’nin yarısına tekabül eden rejim kontrolü altında bulunan bölgede faaliyet gösteren İran da öyle.[8] Fırat’ın doğusundaki ABD kontrolü altındaki görece sakin bölgenin aksine, bahsi geçen gerilimi düşürme bölgelerinde çatışmalar halen devam etmekte.

ABD Türkiye’nin Afrin’i temizleme konusundaki kararlılığına karşı Menbiç’teki kadar kuvvetli bir tepki göstermedi, zira YPG’nin Afrin’i ele geçirmesinde Rusya yardımcı olmuştu. ABD Fırat’ın doğusundaki bölgeleri takviye etmek adına batıdaki bölgeleri mümkün olduğunca elinde tutmaya çalışacak. Afrin’in ve muhtemelen Menbiç’in kurtarılmasından sonraki en belirgin sorun ABD destekli YPG’nin kontrolü altındaki geniş bölgenin geleceği olacaktır.

Ciddi diyalog sürecinin başlamasından ve üç büyük tarafın masaya oturmasından önce görünen o ki Rusya destekli Esad rejimi Suriye’nin mevcut topraklarının %55’ini, ABD destekli YPG yaklaşık %25’ini ve Türkiye destekli Suriye muhalefeti ise %15-20’sini kontrol edecek.[9] Türkiye, kontrolü altındaki bu bölgeye halihazırda topraklarında bulunan yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli ile birlikte İdlib, Hama ve Halep’ten göç edenleri yeniden yerleştirecek.

ABD ve YPG ise kontrol ettikleri bölgede İran’ın da sıkıntısını çektiği bir durum ile karşı karşıya. Hiçbir şart altında, görece küçük Kürt nüfusu Fırat’ın batısındaki geniş bölgede sayıca çok olan Arap nüfusunu ikame edemeyecek.[10] İnsanlar DAEŞ’ten kurtarılmış bu bölgelere yerleştikçe, çoğunluğu oluşturan Suriyeli Araplar azınlıkta kalan YPG’nin yönetimine karşı ayaklanacaklardır. Kürtler YPG’nin kontrol ettiği Afrin ve Menbiç gibi bölgelerde halen azınlıkta. Bunun haricinde, YPG bölgedeki kontrolünü takviye etmek adına Araplara yönelik etnik temizlik de dahil pek çok zulüm gerçekleştirdi. İnsanları evlerini terk etmeye zorladılar ve bu bölgelere Kürtleri yerleştirerek demografi mühendisliğine soyundular. Şimdi ise, zorla evlerinden çıkarmak suretiyle mağdur ettikleri insanların dostları ve akrabaları Afrin’e dönmek için hazırlanıyor ve Menbiç, Rakka ve Deyr ez-Zor’un SDG-YPG’den temizlenmesini bekliyorlar.

ABD oluşturduğu milislere meşruiyet sağlamaya çalışırken pek çok zorluğa göğüs germek durumunda kaldı. Medya süren savaşın haricinde, ABD Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve stratejik hamlelerine de karşılık vermek zorunda. Türkiye ABD destekli kuvvetlerin elinde olan Menbiç ve Batı Fırat’taki topraklara yönelik hamlelerinde YPG’ye yardım eden ABD askeri personelinin varlığından dolayı fazladan zorluklarla karşılaşabilir. Fakat kesin olan şu ki; ABD’nin Suriye’de YPG/PKK/SDG konusundaki bocalamaları Türkiye’yi NATO’nun güvenlik yapısı haricinde kendi milli çıkarlarını korumasına gözeten bir politika izlemesine yol açmıştır.

Dipnotlar


[1] https://www.nytimes.com/2016/09/08/world/middleeast/erdogan-raqqa-syria-isis.html
[2] https://www.tccb.gov.tr/en/news/542/87373/whoever-invented-daesh-is-the-one-who-established-pyd.html
[3] https://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-usa-ypg/u-s-general-told-syrias-ypg-you-have-got-to-change-your-brand-idUSKBN1A62SS?il
[4] http://www.worldbulletin.net/news-analysis/178142/the-phenomenon-of-daesh-a-treacherous-imperial-design
[5] http://aa.com.tr/en/middle-east/free-syrian-army-subgroups-unite-to-form-national-army/1019002
[6] https://www.cbsnews.com/news/report-us-allowed-isis-fighters-escape-raqqa-sdf-deal/
[7] https://in.reuters.com/article/mideast-crisis-syria-defection/senior-official-in-u-s-backed-syria-forces-defects-to-turkey-rebels-idINKBN1DF2GG
[8] https://themoscowtimes.com/articles/putins-goals-in-syria-went-beyond-saving-assad-60121
[9] http://www.aljazeera.com/indepth/interactive/2015/05/syria-country-divided-150529144229467.html
[10] https://www.ft.com/content/40dabd50-d072-11e7-b781-794ce08b24dc

PAYLAŞ
mm
Writer is an international affairs analyst and columnist who has written for publications including Asia Times, Daily Sabah, Anadolu Agency, Hurriyet Daily News and Think Tanks Center for Iranian Studies (IRAM), and South Asia Strategic Research Center (GASAM). His work has also been translated into several languages, including Turkish, Arabic, Albanian, Thai and Bahasa Indonesia.