Suriye Barış ve Çatışma Denkleminde Rusya’nın Hava Sahası Kartının Rolü

Zeytin Dalı Harekâtının (ZDH) üçüncü haftasında harekât alanında ve çevresinde harekâtın seyrine etki eden bir seri gelişme meydana geldi. Askeri durumda değişiklik yaratan bu gelişmeler şöyle sıralanabilir:  Rus Hava Kuvvetlerine ait bir avcı uçağının İdlib üzerinde 3 Şubat 2018 tarihinde düşürülmesi, Türkiye’nin Halep’in batısında yer alan gerginliği azaltma bölgelerindeki gözlem noktalarının açılması için faaliyetlerini arttırması ve Deyr ez-Zor’daki ABD-PKK/PYD ittifakı ile Rusya-Suriye ittifakı arasında 7 Şubat 2018 tarihinde yaşanan çatışmalar. Şüphesiz bu gelişmelerin sadece Türkiye’nin ZDH’I üzerine değil, aynı zamanda Suriye’deki çatışma/güvenlik ortamı üzerinden bölge jeopolitiği üzerinde de bir takım etkiler yaratacağı beklenebilir.

Rus Hava Kuvvetlerine ait SU-25 savaş uçağının yakın hava desteği görevi esnasında İdlib’te kısa menzilli yerden havaya bir füze (MANPADS) ile düşürülmesi Rusya’nın Türkiye’den İdlib’teki çatışmasızlık bölgesindeki etkinliğini arttırması için bir argümana dönüştü. Rusya bu argümanı Türkiye’ye Afrin Harekatı için açtığı Suriye Hava Sahasını kapatmak suretiyle verdiği desteğin şartlarını hatırlattı. Bu bağlamda bakıldığında Türkiye’nin Afrin’deki harekâtında 4-8 Şubat tarihleri arasında önemli bir ilerleme sağlanmadığı söylenebilir. Karadaki unsurların ilerleyişinin  özellikle Afrin gibi dağlık arazilerde hava kuvvetlerinin ateş desteğinin önemli olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Öyle ki hava sahasının açılmasını müteakip 9 Şubat 2018’de harekâtın güneybatı sektöründeki Cinderesi bölgesinde ZDH birlikleri önemli askeri hedefleri ele geçirdi. Rusya, hava sahasını kapatmakla Türkiye’nin İdlib’teki gerginliği azaltma misyonunu hızlandırmaya zorladı. Türkiye’nin Atme-İzza hattında teşkil edilen gözlem noktalarına ilave olarak Idlib’in doğusundaki M-5 karayolu hattı üzerindeki el-Eis ve Tel Tukan’da iki ilave gözlem noktasının ivedilikle tesis etmeye başlaması da Rusya’nın hava sahasıyla ilgili tavrıyla ilgili olmakla beraber Türkiye’nin İdlib’teki Suriyeli muhaliflerin kazanımlarını korumaya ve sahadaki etkinliğini artırmaya yöneliktir. Rusya açısından bakıldığında, İdlib’teki çatışma ortamının istikrarlaştırılmasının kendine göre rasyonel nedenleri var. Bunların birincisi, İdlib’teki çatışmanın maliyetinin her geçen gün artması ve askeri yöntemlerin siyasi çözüme hizmet etmeyecek kadar dar bir alana sıkışmış olması. İkincisi, İdlib özelindeki çatışma ortamının Türkiye vasıtasıyla siyasi müzakere kıvamına dönüştürülmesi ve önümüzdeki süreçte ortaya çıkabilecek problemlerin sorumluluğunun da Türkiye’ye devretmiştir. En önemlisi ise Suriye genelindeki çatışmaların Deyr ez-Zor özelinde Irak-Suriye hattına kayması ve bundan sonraki çatışmaların bu bölgede ABD-Rusya ekseninde gelişme ihtimalinin kuvvetlenmesi.

Suriye Hava Sahasının Türk Hava Kuvvetlerine kapatılmış olması PKK/YPG unsurlarının Fırat Nehrinin doğusundan gelerek Afrin’deki terör unsurlarını takviye etmesine neden oldu. Bunun TSK’nın Afrin’deki harekâtı üzerinde operatif handikaplara neden olduğu görülse de PKK/YPG’nin Fırat’ın doğusundaki konsolidasyonu üzerinde stratejik boyutta olumsuz etkilerini görmek mümkün. Menbiç ve Fırat’ın doğusundan 1500 kişilik PKK/YPG’li terörist grubun Afrin’e gitmiş olmasının Deyr ez-Zor sektöründeki PKK/YPG ile Suriye Rejimi arasındaki çatışmalarda ve bu bölgedeki ABD ve Rusya arasındaki jeopolitik rekabette ABD için olumlu sonuçları olmayacak. Fırat’ın doğusundan Afrin’e gidecek her bir PKK/YPG’li ABD’nin bu örgüte yaptığı yatırımların boşa gitmesi anlamına geliyor. ABD’nin Suriye-Irak sınır hattının Fays Habur ile Ebu Kamal arasındaki bölümünü PKK/YPG’li teröristlere kontrol ettirmek suretiyle Irak-Suriye sınırındaki geçişkenliği ve İran etkisini önleme çabası böylelikle boşa çıkmış olacak. Öte yandan PKK/YPG’nin Fırat’ın doğusunda konsolide halini muhafaza edememesi, Suriye rejiminin Fırat Nehrinin doğusunda ve Deyr ez-Zor bölgesinde yeniden etkinlik kazanmasına neden olacak ki bu da ABD için ayrı bir yenilgi anlamına gelecek.  ABD’nin Fırat’ın doğusu Stratejisini bozmak için Rusya’nın Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG’lilerin Afrin’e kaydırılmasını sağlamak maksadıyla Türkiye’nin Afrin’deki harekâtı için açtığı hava sahasını zaman zaman kapatmak ve Suriye Rejimini araçsallaştırmak suretiyle PKK/YPG’lilerin Fırat doğusunda çözmek için önümüzdeki günlerde de benzer manipülasyonlara başvuracağı beklenebilir.

Suriye’deki genel resme bakıldığında, Rusya’nın Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu ve bu nedenle Türkiye’nin terörle mücadelesi için Suriye’de alan açtığını söylemek mümkün. Rusya’nın bu tavrı Türkiye için fırsatlarla birlikte sınamalar da sunmakta. Türkiye’nin Afrin’deki harekât etkinliğini Rusya’nın öne sürdüğü koşullara bağlı olması önemli bir faktör. Zira hava kuvvetlerinin şemsiyesi altında ZDH’nin hızını ve etkinliğini arttırıyor. Buna ilave olarak, Türkiye’nin askeri faaliyetlerini İdlib içlerinde derinleştirmesi harekât alanında düşman tehdidinin sayıca ve karakterce artmasına neden olmakta ve TSK’nın harekât görevlerinin de çeşitlenmesine neden oluyor. Suriye rejimi ve İran destekli gruplarla TSK arasında 5 Şubat 2018 tarihinde el-Eis bölgesinde yaşan silahlı temas gibi çatışma olasılıkları oldukça kuvvetleniyor. Ayrıca, derinleşen ve genişleyen askeri harekâtlar için gerekli olan personel, ikmal, bakım ve lojistik faaliyetlerin de dikkatle yönetilmesi gerekiyor. İran destekli Şii milislerden gelen risklerin azaltılması için İdlib’te Rusya’nın aktif rolü önem kazanırken, TSK’nın harekat ve idari etkinliğini arttırması için de Suriyeli muhalifler ve yerel halkla yakın bir işbirliği devam ettirip geliştirmeye ihtiyaca olduğu görülüyor.

Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı McMaster’ın ziyaretinin ve önümüzdeki günlerde ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Türkiye’ye yapacağı ziyaretinin Afrin ve Menbiç özelinde Türkiye’ye bir askeri öneri kapsamında gelişeceği beklenebilir. Önerinin, ABD’nin taktik bir manevrayla Fırat Nehrin’in batısındaki PKK/YPG etkinliğini azaltmak suretiyle, örgütün Fırat Nehri’nin doğusundaki konsolide halini muhafaza etmeye yönelik bir gayreti hayata geçirmeye çalışacağı kuvvetle muhtemel. Anlaşıldığı kadarıyla, ABD topraklandırdığı terör örgütünün kontrolü altındaki alanı muhafaza etmekle ilgili ciddi bir kapasite sorunuyla karşı karşıya kaldığını görmüş durumda. Bu hamlenin işe yaramadığı noktada, ABD askerlerinin sayısının Suriye topraklarında arttıracağı da beklenebilir. Aslına bakılırsa, ABD Irak’taki aktif birliklerinden bir kısmını Suriye’ye kaydırmaya başlamakla fiilen Suriye’de ABD askeri varlığını arttırmaya başladı, ancak bunun yeterli ve sürdürülebilir bir hamle olmadığını bildiği için PKK/YPG’lileri daha çok marjinalleştirme yolunu tercih ettiği söylenebilir.

Rusya’nın Hava Sahası Kartını oynamakla; (i) Türkiye’nin Afrin Harekatının etkinliğini belirleyebilmekte ve Türkiye’yi İdlib’teki gerginliği azaltma konusunda zorlayabilmekte, (ii) PKK/YPG’li terörsitlerin Fırat doğusundan Afrin’e mobilize olmalarını teşvik edebilmekte ve ABD’nin Fırat Doğusundaki etkinliğini zayıflatabilmekte, (iii) Suriye Rejimi/İran güçlerine açık çek vererek İsrail uçağını düşürmelerine sağlayabilmekte ve ABD-İsrail İttifakına Meydan okuyabilmekte. Ancak, Rusya’nın klasik hava savunma sistemlerinin etkinliği, Suriyeli Muhaliflerin daha konvansiyonel olmayan yöntemlerle Rus Hava üstünlüğüne Meydan okumasına neden olamamaktadır. The Aviationist’e göre Rusya Eylül 2015’ten bu yana toplam konvansiyonel olmayan yöntemlerle 11 hava aracı kaybetti. Rusya için hava sahası üstünlüğü ne kadar önemliyse, İdlib’teki istikrar ve PKK/YPG’nin çözülmesi ondan daha önemli.

PAYLAŞ
mm
Yüksek lisans eğitimini Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamlayan Necdet Özçelik, terörizm ve ayaklanma konularında saha ve akademik çalışmalar yapmaktadır. Uzun yıllar Özel Kuvvetler Komutanlığında çalışan Özçelik 2014 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olmuştur. Özçelik, Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı kurs ve eğitimlerine ilave olarak ABD Özel Kuvvetler Kursunu bitirmiş ve NATO Uzun Mesafeli Keşif Okulunda da eğitim görmüştür. Türkiye’deki terörle mücadeledeki görevlerIe birlikte Irak, Afganistan ve Kırgızistan gibi devlet dışı silahlı aktörlerin şekillendirdiği düşük yoğunluklu çatışma ortamlarında da harekât, eğitim ve danışmanlık faaliyetlerinde bulunmuştur. SETA Vakfında güvenlik ve savunma araştırmacısı olarak çalışmalarına devam eden Özçelik’in uzmanlık alanları arasında terörizm, terörle mücadele, ayaklanma, ayaklanmaya karşı koyma ve devlet dışı silahlı aktörler yer almaktadır.