Arap baharı sonrası Rus Ortadoğu politikası ve Ortadoğu güvenlik kompleksi

Ortadoğu, bölge ülkelerinin önemli güvenlik algı ve kaygılarını diğer devletlerin güvenlik politikaları incelenmeden anlayamayacağımız bir yapıya sahiptir [1]. Bölgede birbiriyle rekabet eden ülkelerin birbirlerine karşı oluşan tehdit algıları bu denli iç içe geçmiş bir haldeyken denkleme bölge dışı büyük güçler de eklendiğinde çok boyutlu, kompleks ancak kapsamlı bir analiz ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, Ortadoğu’nun bölge ülkelerinin birbirlerine yönelik güvenlik algı ve endişelerinden oluşan bir güvenlik kompleksi içinde olduklarını ve karşılıklı bağımlılık prensibi [2] içerisinde hareket ettikleri ön kabulleri ile yapılan analizler daha kapsayıcı ve kavrayış sağlayan analizler olmaktadır.

Ortadoğu güvenliğini derinlemesine etkileyen ve 2011 yılında Suriye’ye sıçrayan Arap ayaklanmaları sonucunda Suriye toprak egemenliğinin tehlikeye girmesi üzerine önce İran (2012) sonra Rusya (2015), Suriye hükümetini sahada aktif bir şekilde askeri olarak desteklemeye başladı. Bu gelişme, Rusya’nın Ortadoğu’da bölgesel güvenliği şekillendirici bir rol almasına zemin hazırladı. 2011’den bu yana giderek artan bu nüfuz alanı 2015 yılında Rusya’nın Suriye’de yeni askeri üsler kurmasıyla ve var olan askeri üslerdeki kapasitesini artırdıktan sonra daha pratik ve anlamlı implikasyonları (gerektirme) olan bir zemine oturdu. Bu tarihten günümüze kadar Rusya özellikle Suriye-Türkiye-İran düzleminde giderek daha fazla sorumluluk alan bir güvenlik politikası izledi. Aynı yıl içerisinde Rusya tarafı bir sivil bir de askeri uçağını iki büyük güvenlik krizi yaratan olaylarla kaybederken Rusya’nın Türkiye ve Mısır ile olan güvenlik işbirlikleri ve potansiyel gelişmeler ise sekteye uğradı. Bu anlamda Rusya’nın Ortadoğu’da vazgeçilmez partnerlerinin İran ve Suriye olduğu, çıkar ve tehdit dengesi odaklı ortaklarının ise Türkiye ve Mısır olduğu iddia edilebilir [3]. Türkiye-Mısır-Suriye ve İran’ın Rusya ile olan güvenlik işbirlikleri ve mevcut ve potansiyel ittifakları, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 11 Aralık 2017’de sırasıyla Suriye, Türkiye ve Mısır’ı aynı gün içinde ziyaret etmesiyle tekrar gündeme geldi. Bu ziyaretlerin sıralamasının ve aynı gün olmasının ardında bir güvenlik stratejisi olup olmadığı ise hala tartışılan bir konudur.

Rusya’nın Ortadoğu güvenlik kompleksi içerisinde ortaklık ve ittifak kurduğu devletlerin tekil olarak Rusya ile kurdukları ittifak türlerine dair kavrayış, gelecek adına Rusya’nın bölgedeki hareketlerini tasavvur etmekte kullanılabilir. Bu anlamda Rusya’nın en başta Suriye ile kurmuş olduğu ve daha eskiye dayanan ittifak üyeleri arasında çıkar ortaklığı ve dengesiz güç dağılımı göz önüne alındığında Caydırıcılık Arttırıcı bir ittifaktır. Rusya’nın kendi askerleri ve savunma unsurları ile Suriye devlet egemenliğini savunması oldukça anlaşılır bir gelişme iken operasyon maliyetinin ağırlaşması durumunda dahi devam edeceği öngörüsü yapılabilir. Rusya’nın İran ile kurmuş olduğu ittifak ise İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan (1979) sonraki haliyle tarafların çıkarları uyuştuğu ve güç kapasitesi daha dengeli dağıldığı için Kapasite Arttırıcı bir birliktelik olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin Rusya yakınlaşması, ABD Başkanı Barack Obama’nın (2008-16) bölge güvenliğini tazmin ve teşekkül etmede aktif rol almaması ve Türkiye’yi Suriye’de yalnız bırakması sonucunda, çıkarların örtüştüğü bir zeminde güçler dengesini lehine çevirmeye yönelik bir girişimdi. Bu anlamda Türkiye ve Rusya arasındaki ittifak, çıkar ve tehdit ortaklığı zemininde gelişen ve tarafların güçlerinin İran-Rusya ittifakına nazaran daha dengeli dağıldığı bir kapasite arttırıcı ittifaktır. Türkiye ve Rusya’nın çıkarlarının başka konularda çatışması durumunda dahi özelde Suriye ve genelde Ortadoğu güvenlik kompleksi bağlamında oluşan bu ittifak tek sorun üzerine ittifaka dönüşerek yapısını koruyabilir. Bu anlamda Türkiye-Rusya ittifakı ABD’yi aktif olarak dengeleme ve Suriye krizine yönelik bir ad hoc ittifak olarak da tanımlanabilir. Son olarak 2015 yılındaki uçak krizinden (Sina çölüne düşen Rus yolcu uçağı) sonra gelişmekte olan iş birliği söylemleri ve büyük çaptaki savunma ihracatlarından kaynaklanan bir potansiyel ittifak iddiası birçok mecrada yankı buldu.

Rusya ile Mısır arasında oluşacak herhangi bir ittifak, Mısır’ın ABD ile gergin olan ilişkilerinin daha da gerilemesi ile mümkün olabilir. Nitekim Ortadoğu ülkeleri II. Dünya Savaşı’nda (1941-5) İsmet İnönü’nün yürüttüğü dengeleme politikalarını artık uygulamakta zorlanıyor. Bu tarz politikalar günümüzde büyük güçlerin daha sert tepkisini çekmekte ve dengeleme sürecinde giderek dışa bağımlı hale gelen ülkeler sonuçta zarar eden taraf olabilmektedir. Bu durumda, Rusya ve Mısır’ın çıkar ve tehdit ortaklığı zemininde oluşturacağı ittifakın taraflarının çıkarlarının uyuşmadığı ancak ortak tehdidin ABD nüfuzu olduğu bir durumda Dayatılmış bir ittifak olacağı iddia edilebilir. ABD’nin Mısır’a yaptığı 1.3 milyar dolarlık yıllık dış yardımı kesmesi ile Mısır savunma alanında imzaladığı birçok anlaşmayı finanse etmekte güçlük yaşayacak. Mısır’ın içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkmadan bu boşluğu kendi başına doldurması ise çok mümkün görünmemektedir. Bu durum Mısır’ın Ortadoğu güvenlik kompleksindeki yerini korumak adına başka büyük bir güçle partnerlik arayışına gireceğini doğrudan işaret etmektedir. Mısır ve Rusya’nın çıkarlarının da ortak bir noktaya doğru gelişmesi sonucunda Mısır, Rusya ile caydırıcılık arttırıcı bir ittifak içine de girebilir. Mısır’ın bu tarz bir birliktelikten kazancı ise daha önce radar sistemleri alınan S-300VM hava savunma sisteminin füze ve lançerlerinin devamı, kurulacak bir askeri üs ile sağlanacak güvenlik atmosferi, Kızıl Deniz’de artan rekabette Rusya’nın çok anlamlı olabilecek desteği vb. konularda olabilir. Böyle bir ittifak tarzında Rusya ise ABD’nin Ortadoğu’da azalan nüfuzuna karşın Mısır gibi önemli bir partneri yanına çekerek Ortadoğu güvenlik kompleksindeki şekillendirici rolünü arttırabilir. Rusya ile Mısır’ın 2014 yılından bu yana yaptığı savunma anlaşmaları incelendiğinde; 2014 yılında 3.5 milyar dolarlık, 2015 yılında 2 milyar olarak imzalanan daha sonra genişletilerek 3 milyar dolara ulaşan yaklaşık 6-7 milyar dolarlık bir savunma tedariki göze çarpmaktadır [4]. Salt bu rakamlar bile Rusya ve Mısır arasında derinleşen bir güvenlik işbirliği olduğunu göstermeye yeterli iken bu antlaşmaların uzun vadede modernizasyon, bakım ve eğitim süreçleri ile ülkeler arasında kopması zor olan fonksiyonel bağlara dönüşeceğinin altını çizmek gerekiyor.

Vladimir Putin’in 11 Aralık 2017’deki ziyareti sonrası Hmeymim askeri üssündeki Rus askerlerinin Rusya’ya geri çekilmesi direktifini vermesi Ortadoğu için anlamlı bir gelişmeydi. Zira Rusya’nın Suriye topraklarındaki hava üsleri, rejimin muhalif unsurlar ve DAEŞ ile yürüttüğü mücadelede hava üstünlüğü sağlanması açısından oldukça değerli. Nitekim bu durum Rusya’nın, Suriye’deki güçlerinin bir kısmını diğer partnerlerine kaydıracağı tartışmalarını doğurdu. Rusya’nın Suriye’de konuşlu asker sayısının 4-5 bin civarında olduğu varsayılıyor. Bu rakam, toplamda sayılarının 2-3 bin arasında olduğu varsayılan askeri danışmanlar ve paralı askerler de eklenince 10 bini bulmaktadır [5]. Rusya için Suriye’deki operasyonlarının günlük 2.4 ila 4 milyon $ maliyeti olduğu dikkate alınınca giderek daralan Rus ekonomisinin [2013-16/ 2.2 trilyon-1.2 trilyon $] Suriye’deki yükünü azaltmadan başka bir ülkeye kalıcı olarak gitmeyeceği varsayılabilir [6]. Rusya’nın başka herhangi bir ülkede kuracağı üslerde ise ilk gündeme gelecek olan ülkenin Mısır olacağı varsayılmaktadır. Ancak iki tarafın söylem bazındaki uyumundan yola çıkarak bu sürecin Mısır ile çok daha pürüzsüz ve hızlı yürütülebileceği iddia edilebilir.

Ortadoğu güvenlik kompleksini diğer bölgelerden ayıran ise elbette bölgenin dinamizmi; bu bağlamda yapılan her varsayımın status quo’da yaşanacak değişimler ile boşa çıkabileceğini de unutmamak gerekiyor. Nitekim 4 Aralık 2017 tarihinde Rus Kommersant gazetesi iki askeri kaynağı referans göstererek Hmeymim üssüne yapılan saldırılarda 6-7 askeri uçağın kullanılmaz hale getirdiğini iddia etti [7]. Rusya’nın bu askeri üsten askerlerini çekmesinin temel sebebi buradaki güvenlik zaafı da olabilir. Zira tahrip edilen hava unsurları [4 SU-24 (144 milyon $), 2 SU-35 (130 milyon $), 1 AN-72 (60 milyon $)], toplamda 334 milyon dolarlık büyük bir kayıp anlamına geliyor. Rusya’nın bu denli kayıpları uzun vadede telafi edebilecek bir ekonomik altyapısı olmadığını da düşündüğümüzde bu geri çekilme kararı direkt olarak başka ülkelerde planlanan işbirlikleri ile doğrudan alakalı olmasa da tetikleyici bir rol de oynayabilir. Rusya ile Mısır arasında oluşması muhtemel bir ittifakın hem yapısı ile nasıl oluşabileceği hem de iki tarafa ne gibi kazançlar getireceğini önceden belirlemek bu ittifaka yönelik daha rasyonel bir kavrayışa sahip olmayı kolaylaştırır. Bölge ülkelerinin Rusya ile ilişkilerinin seyri ve Mısır-Rusya ikili ilişkilerindeki olumlu yönde lineer ilerleme bu varsayımları güçlendiren sebeplerden sadece bazıları.

Sonuç olarak Ortadoğu güvenlik kompleksi bütün aktörlerin fayda-zarar analizleri ile çeşitli güvenlik politikaları takip ettiği ve ilişkilerin giderek Rusya lehine derinleşeceği bir atmosfere bürüneceği izlenimi vermektedir.

Dipnotlar


[1] Buzan B. (2003) Regional Security Complex Theory in the Post-Cold War World. In: Söderbaum F., Shaw T.M. (eds) Theories of New Regionalism. International Political Economy Series. Palgrave Macmillan, London
[2] Gibler, Douglas M. 2009. International Military Alliances, 1648-2008. CQ Press. 
[3] Tehdit Dengesi teorisi için bkz. Stephen M. Walt, The Origins of Alliances, 1987, Cornell University Press
[4] Anlaşmaların detayı ve tedarik edilen unsurlar için bkz. Yolcu, F. Halit (2016), “Ortadoğu’daki Silahlanma Yarışının Yeni Aktörü Mısır”, Cilt 8, Sayı 75
[5] “Russia’s military presence in Syria”, http://www.dailymail.co.uk/wires/afp/article-5115181/Russias-military-presence-Syria.html
[6] Ekonomik veriler için bkz. Dünya Bankası: Gayri Safi Milli Hasıla/Rusya

[7] Haberin Rusçası için bkz. “Хмеймим попал под огонь”, [https://www.kommersant.ru/doc/3514249]; Türkçe özet için bkz. “Rusya’ya Suriye’de yeni yıl şoku! 7 savaş uçağı yok edilmiş”, [http://www.kokpit.aero/7-savas-ucagi-yok-edilmis]

 

mm
Furkan Halit Yolcu, 2011 yılında Bahçeşehir Üniversitesinde tam burslu olarak başladığı Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden 2015 yılında derece ile mezun oldu. Lisans dönemi süresince İngilizce öğrenim gördü ve bu sürede Erasmus programı ile 7 ay İspanyada kalarak İspanyolca öğrenimini tamamladı. Lisans eğitiminin akabinde akademik kariyerine Sakarya üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Araştırma Görevlisi olarak başladı (2016). Burada Arapça öğrenimine başlayan Yolcu, bu konuda da ulusal sınavlarda başarılı sonuçlar elde etti. Son 2 sene içerisinde 1991 Körfez Savaşı, İran'ın Suriye İç Savaşına Müdahalesi ve Ortadoğu'da Silahlanma konularına dair makaleler yazdı. Şu anda Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Çalışma Alanları • Güvenlik Çalışmaları • Uluslararası İlişkiler Teorileri • Ürdün Çalışmaları