Türkistan İslam Partisi’nin Suriye’de ki Geleceği Ve Çin’in Tutumu

Suriye savaşının artık küresel manada bir yabancı savaşçı havuzuna dönüştüğü gözle görülür bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Rejimde, DAEŞ’te, PKK/PYD’de ve muhalif cephelerde yabancı savaşçılara rastlamak oldukça mümkün. Rejim cephesinde savaşmak için gelenleri özellikle İran’ın kontrol ve organize ettiği, birçok akademik raporlamaların da malum ettiği bir gerçek. Özellikle Pakistan, Afganistan, Irak, Lübnan menşeli Şii milisleri organize eden İran’ın[1] karşısında ise dünyanın birçok noktasından Suriye sahasında savaşmak üzere gelen ve muhalif yapıların içerisinde yer alan yabancı savaşçılar bulunmaktadır. Keza muhalif yapılar içerisinde yer alan veya Suriye sahasında kendi etnik unsurlarının çoğunluğu ile askeri birlikler oluşturan Türkistan İslam Partisi gibi gruplar da vardır.[2] Bu noktadaki en önemli farklardan biri, rejim cephelerinde bulunan yabancı savaşçı unsurların devlet organizasyonu içerisinde Suriye sahasına gelmeleridir.

Türkistan İslam Partisi

Türkistan İslam Partisi 2012 yılından bu yana dahil olduğu Suriye savaşında birçok operasyona katılım sağlamış ve ön cephelerde bulunmuştur.[3] Sayıları yaklaşık 2000-2500 civarında olduğu varsayılan Türkistan İslam Partisi savaşçıları mevcut konjonktürde de aktif olarak Hama cephesinde rejime karşı savaşmaya devam etmektedirler. Türkmen, Kürt Dağı ile birlikte Cisr El Sugur bölgesinde yerleşim ve kontrol alanları oluşturan grup Suriye sahasında kendine hem yeni yerleşim alanı kazanma hem de savaş tecrübesini artırarak nihai hedef olarak Doğu Türkistan’ın Çin işgalinden kurtarılmasını hedeflemektedir.  Elbette bu hedefin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde imkan dahilinde olduğunu söylemek mümkün değildir.

Türkistan İslam Partisi, geçtiğimiz ay yayınladığı ‘’Çin Medyası Hakkındaki Gerçek 3’’ başlıklı bir videoda Çin medyasının Doğu Türkistan bölgesinde yaşananlar ile ilgili sansür uyguladığını iddia etti Aynı zamanda Türkistan İslam Partisi’nin daha önce hiç görülmemiş bir şekilde büyük bir askeri konvoy görüntüleri ile gerçekleştirdikleri askeri operasyonlar ile alakalı görüntüler servis edildi.[4] Bu görüntüler ile birlikte örgütün Suriye sahasında dikkatleri daha çok üzerine çekmeyi başardığı söylenebilir.

Çin’in Suriye Politikası ve Türkistan İslam Partisi

Arap baharı dalgasının Suriye’de de baş göstermesi ile birlikte Çin hükümeti, Esed rejiminin destekçisi noktasında konumlanmış ancak diyalog kanallarının kullanılması gerekliliğini de vurgulamıştır. Ortadoğu politikasını pragmatik yaklaşımlar üzerine kuran Çin’in birincil önceliği enerji ithalatında güvenliğin sağlanması olmuştur. Özellikle son yıllarda artan üretim kapasitesi ve ülkenin ekonomik büyümesi için ihtiyaç duyduğu enerjinin daha ulaşılabilir ve çeşitlendirilmesi noktasında Çin’i ilgilendirmekte ve önceliğini de bu noktaya vermesine sebep olmaktadır. Bu manada Çin, Esed rejimine destek verirken, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi rejimin karşısında konumlanmış ülkelerle olan ilişkisine dikkat etmiş ve bu noktada bir denge oluşturmaya çalışmıştır.[5]

Son dönemlerde Suriye savaşının giderek soğuması ve muhalif etkinliğin savaşın ilk yıllarına göre azalması ile birlikte ateşkes ve müzakere süreçlerinin varlığı Çin hükümetini de yakından ilgilendirmektedir. Keza 29 Mart 2016 tarihinde eski Tahran büyükelçisi Şie Şaoyan’ın Çin’in ilk Suriye özel temsilcisi olarak atanması da bu ilginin somut delili niteliğindedir.[6] Elbette Çin, Türkistanlı savaşçıların Suriye sahasında yeni bir yaşam ve eğitim alanlarına sahip olmasını istemeyecektir. Bu minvalde gelişen menşei belirsiz uçakların Türkistan İslam Partisi savaşçılarını hedef alması[7] ile Çin hükümetinin Suriye’ye iki özel birlik göndereceği hatta gönderdiği iddiaları bu manada okunmalıdır.[8] Bu birliklerin özellikle Türkistan İslam Partisini hedef alacağı ve bu yönde faaliyet göstereceği iddiaları da konunun boyutunu göstermesi bakımından değerlidir. Ancak bu haberlerin Suriye savaşı boyunca sıklıkla gündeme geldiği fakat hem sahadan hem de rejim kaynaklarından bu konuya ilişkin bir doğrulama gelmediğini de belirtmek gerekmektedir.

Türkistan İslam Partisi’nin Muhalif Gruplar İle İlişkisi ve Geleceği

Türkistan İslam Partisi, Suriye’de ilk varlık gösterdiği zamanlarda Nusra Cephesi içerisinde yer almaktaydı. Zamanla grubun savaşçı sayısının artması ile birlikte kendi oluşumlarını kurmuşlardır. Tarihsel olarak Nusra Cephesi ile yakınlığı bilinen grup şuanda da ana gövdesini Nusra Cephesinin oluşturduğu Heyet Tahriru’ş Şam grubu ile birlikte hareket etmektedir. Bu birlikteliğin temellerinin de Afganistan’a, Taliban ve El Kaide ile olan ilişkilerine dayandığı bilinmektedir. Keza Türkistan İslam Partisi’nin Afganistan’da ki merkezinin ve genel liderliğinin Taliban ve El Kaide ile olan yakın ilişkilerinin Suriye sahasına yansımasının doğal sonucu olduğu belirtilmelidir. Türkistan İslam Partisi’nin yalnızca HTŞ ile değil diğer muhalif örgütlenmeler ile de ilişkileri oldukça gelişmiştir. Birçok savaşta diğer yapılanmalar ile birlikte hareket etmeleri de bu gelişmiş ilişkilerin bir neticesi ve göstergesi konumundadır.

Türkistan İslam Partisi’nin Suriye’deki konumu ve geleceği elbette diğer muhalif örgütlerden ve yabancı savaşçılardan bağımsız düşünülemez. Suriye muhalefetinin kat edeceği her adım bu manada örgüte avantaj sağlayacak iken, kaybedeceği her alan da örgüte o derece dezavantaj sağlayacaktır. Savaşın ilk yıllarından beri aktif olarak cephelerde bulunan örgütün savaşma kabiliyeti oldukça yüksek olmasına rağmen bu İdlib eyaletine doğru ilerleme kat eden rejim ve müttefiklerine karşı bölgede yaşanacak herhangi bir sıkışma hem diğer Suriyeli muhalifleri hem de yabancı savaşçıları yok olmanın eşiğine getirecektir. Keza Suriye muhalefetinin İdlib bölgesinden başka geçebileceği herhangi bir kara bağlantılı muhalif bölgesi yoktur. Bu nedenle Türkistan İslam Partisi’nin geleceği, Suriye muhalefetinin geleceği ile yakından ilişkilidir.

Çin’in bu zamana kadar Suriye’de aktif savaşa katılmamış olması ve diğer ülkelerin içişlerine karışmama yönündeki ilkesel tutumunun varlığı aktif askeri müdahale ihtimalini oldukça düşürmektedir. Aynı zamanda Suriye’de hakimiyetini perçinleyen İran ve Rusya’nın da bu girişime olumlu bakmayacağı açıktır. Özellikle de Rusya’nın belirli ölçülerde askerlerini Suriye’den çektiği bir dönemde Çin’in Türkistan İslam Partisi’ne yönelik bir askeri müdahalesi olası görünmemektedir.

Dipnotlar


[1] ŞEN Abdülkadir, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapım Bozum Yayınları, 2016, s.262
[2] Türkistan İslam Partisi içerisinde de Fransız, Kırgız, Özbek gibi etnik kökeni farklı kişiler bulunmaktadır.
[3] Kutluhan Görücü, [Profil] Türkistan İslam Partisi, Suriye Gündemi, http://www.suriyegundemi.com/2017/10/15/turkistan-islam-partisi/
[4] Caleb Weiss, Turkistan Islamic Party parades in northwestern Syria, Long War Journal, https://www.longwarjournal.org/archives/2017/11/turkistan-islamic-party-parades-in-northwestern-syria.php/amp
[5] Ayrıntılı bilgi için bkz: Kadir Ertuğrul, Çin’in Suriye Ajandası, Suriye Gündemi, http://www.suriyegundemi.com/2017/11/02/cinin-suriye-ajandasi/
[6] China appoints first special envoy for Syria, South Front, https://southfront.org/china-appoints-first-special-envoy-for-syria/
[7] Mysterious aircrat bomb Turkistan Islamic Party in northern Idlib, South Front, https://southfront.org/mysterious-aircrat-bomb-turkistan-islamic-party-in-northern-idlib/
[8] China to deploy troops to fight alongside Assad in Syria, Middle East Monitor, https://www.middleeastmonitor.com/20171128-china-to-deploy-troops-to-fight-alongside-assad-in-syria/

PAYLAŞ
mm
Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisans eğitimine de Kocaeli Üniversitesinde Siyasi Tarih alanında devam etmektedir. ''Yeni Konsept Savaş'' adlı kitapta IŞİD üzerine makalesi yayınlandı. Halen IŞİD ve Suriye devrimi üzerine çalışmalar yaparak düşünce kuruluşları aracılığı ile yayın yapmaktadır.