Rejim yanlısı Şii Milisler’in profilleri ve motivasyonları

Suriye’de savaş uzadıkça tüm taraflaradına çeşitli yabancı savaşçı unsurlar savaş sahasında yer almaya başladı. Bu yazının konusu olan rejim saflarındaki yabancı unsurlara bakıldığında ilk göze çarpan yapı Hizbullah’tır. Hizbullah’ın ardından ise mezhebi kimlik ve motivasyonlarına atıfla çoğu çalışmada “Şii milisler” olarak adlandırılan İran destekli çok sayıda milis grubun geldiğini görmekteyiz.  İran’ın sahadaki önemli müdahale araçlarından olan bu milis güçler ekseriyetle Iraklılar ve Afganlardan oluşmakta. Sayılarına dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Bununla birlikte genel olarak bu minimum 15.000 ve üzerinde milis varlığından bahsedilmektedir. Milislerin Halep, Şam, Deir ez Zor, Humus gibi en kanlı cephelerde görünür aktörleri olmaları bize iki şey söylemektedir. Rejimin kendi ordusu ve milis güçleriyle (Şebbiha) sıcak çatışma bölgelerinde tek başına başarılı olamadığı ve İran’ın bu güç boşluğunu kendi desteklediği milislerle doldurarak sahada etkin bir aktör haline gelmiş olması. İran’ın Halep ve Deir ez Zor’daki rejim ilerleyişinde kendisini zaferin anahtarı ülke olarak göstermesi de milislerin ve devrim muhafızlarının cephedeki ciddi varlıklarıyla alakalıdır.

Hizbullah’ı kapasitesi ve Esad rejimi ile 2011 öncesinde de var olan yakın ilişkileri dolayısıyla İran destekli milislere kıyasla farklı bir aktör olarak ele almak gerekir. 2012 itibariyle sahadaki varlıkları duyulmaya başlanan İran destekli Şii milislerin o dönemki öncelikli hedefi Şiiler için kutsi manalara sahip olan Şam’daki Seyyide Zeynep türbesi ve çevresinin güvenliğiydi. 2013’te ise milis gruplarından Harekat Nuceba’nın Halep’te görülmeye başlanması Şii milislerin Şam ve Seyyide Zeynep çemberinin dışına çıkması manasına gelmekteydi. 2013-2014 yılları rejim güçleri ve Hizbullah’ın başta Kalamun olmak üzere Lübnan-Suriye sınırına yakın bölgelerde muhaliflerle yoğun çatışmalara girdiği bir dönemdir.  Yine bu dönemde bilhassa Iraklı milislerin rejim unsurları ve Hizbullah’a destek adına bölgede konuşlandırıldığını görmekteyiz. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve Irak içlerindeki ilerlemesi bir süreliğine Irak-Suriye milis akışının ters yönde gerçekleşmesine yol açsa da Iraklı milislerden doğan boşluğu doldurmak adına İran’ın hamlesi Afgan ve Pakistanlı mültecilerden oluşan milis güçlerin sahada daha yoğun şekilde kullanılması olmuştur.

İran Destekli Şii Milisler: Profil-Motivasyon-İşlev

Rejim Yanlısı Şii Milisler'in profilleri ve motivasyonları
Yakınlaştırmak için tıklayın

Harekat Nuceba:

Irak merkezli Asaib Ehlil Hak örgütünün bir dönem önemli isimlerinden Ekrem el-Kaabi’nin liderliğini yaptığı örgüt Suriye’de kurulmuştur. Kaabi Asaib Ehlil Hak ile aralarında usule dair farklar bulunduğunu ve bu yüzden Harekat Nuceba ile Asaib Ehlil Hak’ın ayrı yapılar halinde faaliyetlerde bulunduğunu belirtmiştir. Kaabi ayrıca İran’dan doğrudan teknik ve lojistik destek aldıklarını ve fikren Velayet-i Fakih sistemine ve Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı olduklarını da medya vasıtasıyla açıkça kabul etmiştir.[1] DAEŞ’in Türkiye, İsrail ve Körfez ülkeleri tarafından kullanılan bir araç olduğunu savunan Kaabi aynı vakitte İran’ın bölgedeki bir numaralı komutanı Kasım Süleymani ile de yakın ilişkilere sahiptir.[2]

Şii milislerin sahadaki varlığının Seyyide Zeynep ve çevresindeki sahanın ötesine geçmesi fikrine öncülük eden örgüt bilhassa Halep savaşlarındaki yoğun katılımıyla bilinmekte ve Halep bölgesindeki en önemli Şii milis yapılarının başında gelmektedir. Ammar bin Yasir Tugayı, Hasan el-Mücteba Tugayı ve Hamad Tugayı gibi alt gruplarıyla sahada oldukça görünür olan örgütün Halep’teki mevzilerine İranlı askeri unsurların ziyaretleri de Halep savaşı döneminde örgütün rejim cephesi adına önemli bir işleve sahip olduğunu göstermektedir. Örgütün sözcüsü Haşim Musavi de bu durumu “Harekat Nuceba ve Hizbullah (Lübnan) direnişin ayrılmaz ikiz kardeşleridir” sözleriyle açıklamış ve Harekat Nuceba’nın Suriye’deki önemi ile Hizbullah bölgedeki önemini (İran veya kendi ifadeleriyle direniş ekseni için) eş değer tutmuştur.[3]

Ebul Fazl el-Abbas Tugayı:

2012’de Seyyide Zeynep türbesinin müdaafası hedefiyle Suriye’de etkin olmaya başlayan örgütün ilk faaliyet alanları da Şam merkezi ve Şam’ın güneyidir. Özellikle 2014’e kadar Suriye’deki Şii milis güçlerinin teşkilatlanması ve eğitimi hususunda başı çeken örgüt bir nevi milis grubu üretim merkezi işlevi görmüştür. Kataib Hizbullah, Asaib Ehlil Hak ve Hizbullah (Lübnan) gibi İran’ın nüfuzunun yoğun olduğu örgütlerden çok sayıda milisi bünyesine katan örgüt haliyle Suriye’deki İran nüfuzunun savaşın ilk yıllarındaki en önemli temsilcilerinden olmuştur.[4] İçinden pek çok milis unsur çıkaran örgüte Irak Hizbullah’ı ve Bedir Tugayları gibi Irak merkezli milis gruplarından katılımlar olmuştur. Bunların haricinde Suriyeli Şiilerin de milis eğitimi almasında Ebul Fazl el-Abbas Tugayı’nın etkin rolü olmuştur.

Örgütün propaganda videolarında karşılaşılan “Lebbeyk ya Zeynep” sloganları örgütün dini ve ideolojik kimliğini sürekli ön planda tuttuğunu göstermektedir. Keza örgüt kendisine isim olarak Hazreti Ali’nin oğlu Abbas’ın künyesini seçmiştir(Ebul Fazl el-Abbas). Ebul Fazl el-Abbas İslam tarihine dair kaynaklarda cengaverliği ve Hazreti Hüseyin’e sadakati ile bilinmektedir ki Kerbela’da şehit edilenler arasında da bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Şam topraklarında kurulan ve Ebul Fazl el-Abbas adını alıp Seyyide Zeynep türbesini korumak adına savaşan bir örgütün kimliğinde mezhepsel kodlar hayati önem taşımaktadır.

Liva Zülfikar:

2013 yılında kurulan örgütün ana etkinlik alanı Şam ve çevresidir. Seyyide Zeynep savunması üzerine propagandasını bina eden örgütün logosunda Hazreti Ali ile özdeşleşen çift başlı Zülfikar kılıcı ile Seyyide Zeynep türbesinin kubbesi bulunmaktadır. Zülfikar sembolü ilk bakışta çeşitli devlet dışı silahlı aktörlerin logolarında kullandığı AK-47 figürleri gibi sadece “gücü” sembolize ediyor düşünülebilir. Buna karşın Zülfikar-Hazreti Ali- Seyyide Zeynep denklemi bu sembolik temsilde dini kimliğin ve atıfların oldukça baskın olduğunu göstermektedir. Kurulduğu ilk günlerde Ebul Fazl el-Abbas Tugaylarına ait kimi eski fotoğraf karelerini yeniden logolandırıp yayınlayan örgütün kurucu kadrosu içinde de çok sayıda eski Ebul Fazl el-Abbas Tugayı unsuru bulunduğu iddia edilmektedir.[5]

Kuruluşundan itibaren muhaliflere karşı çatışmalarda ön saflarda yer alan örgütün liderlerinden Fazıl Suphi Dera’da bir çatışmada yaşamını yitirmiştir. Savaş öncesi bir dönem İran’da bulunduğu İran medyası tarafından iddia edilen Suphi’nin cenazesi önce İran’a ardından da Irak’a gönderilmiştir.[6] Örgüt ise Şam merkez dışında Adra başta olmak üzere Şam çevresindeki bazı yerleşim bölgelerinde de faaliyet göstermektedir.

Kataib Seyyid eş-Şüheda:

2013’te kurulan Kataib Seyyid eş-Şüheda’nın kökenleri Irak’a dayanmaktadır. Irak Hizbullah’ı ve Bedir Tugayı’na yakın bir yapı olarak kurulan örgüt Şam’da etkin bir milis unsur olarak karışımıza çıkmaktadır. Dera rejim güçleri tarafından muhaliflerin kontrolündeki bölgelere karşı gerçekleştirilen operasyonlara doğrudan katılan örgüt öte yandan Şam’da bulunan son muhalif bölge olan Doğu Guta’nın kuşatılmasında da rol oynamaktadır. Örgütün 2013 yılında Doğu Guta’ya gerçekleştirilen kimyasal saldırı esnasında da bölgeyi kuşatan güçlerden biri olması örgütle söz konusu saldırı arasında bağ kuran bazı iddialara zemin hazırlamıştır. Yine de örgütün kimyasal saldırı ile alakalı bağlantısına dair iddialar tartışmalıdır.

Propagandalarında dini lider olarak Ayetullah Hamaney ve Ayetullah Humeyni’ye ait görseller kullanmaktadırlar. Bu açıdan Iraklı dini mercileri propagandalarında sıkça kullanan diğer Iraklı Şii milislerden farklılaştıklarına dair yorumlar örgüt üzerine yapılan çalışmalarda kendine yer bulmuştur.[7]

Fatımiler Tugayı:

2013’te İran Devrim Muhafızları eliyle temelleri atılan ve Afgan mültecilerin milis olarak devşirilmesiyle şekil bulan örgüt İran’ın eğitim ve sevk hususunda en doğrudan idare ettiği milis yapıların başında gelmektedir. Devrim Muhafızları komutasında ilk olarak Halep, Hama ve Şam’da faaliyete geçen Fatımiler Tugayı ilerleyen süreçte Humus ve Dera’da da boy göstermiştir. En önemli komutanlarından Ali Rıza Tavassuli’yi Dera’daki çatışmalarda kaybeden örgütün popülaritesini ise en çok kayıp verdikleri Halep cephesi arttırmıştır. Hayatını kaybeden savaşçılarının İran’da gerçekleştirilen cenaze törenleri büyük kalabalıklara sahne olmuştur. Fatımiler Tugayı bir yandan İran’ın “Seyyide Zeynep savunusu” söylemiyle savaşçı devşirmesinin başarılı bir örneği olarak karşımızda dururken öte yandan da mültecilerin temel ihtiyaçlarının – geçim için para, konaklama ve çalışma izinleri- devlet eliyle milis devşirme aracına çevrildiğini göstermektedir.

Önde gelenlerinin profillerine kısaca baktığımız İran destekli Şii milislerin temel motivasyonlarına bakıldığında mevcut savaşın “kutsallaştırılmasını” görüyoruz. Seyyide Zeynep türbesinin savunulması fikriyle sembolleşen “türbelerin müdafası” söylemini yine dini ve siyasi atıflı düşmanların varlığı desteklemektedir. Tanımlanırken “Vahhabi” oldukları vurgulanarak Suudi Arabistan ile ve hatta dönem dönem Türkiye ve Katar ile bağdaştırılan “tekfirci terörist” olarak tanımlanan Suriyeli muhalif grupları ve DAEŞ – (İran ve Şii milislerin haber kaynaklarında neredeyse tüm rejim muhalifi gruplar için bu tanımlamayı görmekteyiz)- tehlikesine karşı mücadele Seyyide Zeynep savunması ile başlamıştır. Bugün ise Hizbullah lideri Nasrallah’ın da öne sürdüğü üzere rejime destek olan Şii milisler bu savaşı Filistin için de verdiklerini iddia etmektedirler. Yani Şii milislerin penceresinden bakıldığında “Tekfirci teröristlere” karşı savaşarak sadece Suudi Arabistan ve diğer muhalif sponsoru ülkeler ile mücadele edilmiyor aslında İsrail’in bölgedeki politikalarına karşı da savaşılıyor. Böylece aynı söylem içerisinde hem dini hem de siyasi motivasyonlar harmanlanarak milis devşirme ve mobilizasyonu sürecine katkı sağlanmaktadır.

İran destekli Şii milislerin Suriye’deki varlıkları Suriye ordusunun oldukça zayıfladığı dönemlerde önemli bir dengeleyici araç olarak karşımıza çıkmıştır. Bugün ise bu milislerin varlığı İran’ın Suriye’deki askeri varlığı anlamına gelmektedir. Suriye rejiminin son yıllarda pek çok kez başvurduğu “kuşat-boşalt-insansızlaştır” stratejisi sonrası insansızlaştırılan kimi yerleşim yerlerine özellikle Şii milisler ve ailelerinin yerleştirildiği rapor edilmektedir. Bu iddialar da Suriye demografisi üzerinde yapılacak olası dokunuşlarda Şii milislerin dolgu malzemesi işlevi görebileceklerini de göstermektedir.

Dipnotlar


[1] Iraq’s Shiite forces claim victory over IS, Al Monitor, Mart 2015.
[2] Iran Raises the Stature of One of Its Shi’a Jihadist Militias: Harakat Hizballah al-Nujaba, The Henry Jackson Society, Eylül 2017.
[3] ‘Hezbollah and Harakat al Nujaba are the twins of resistance,’ Iraqi militia spokesman says, Long War Journal, Mart 2016.
[4] Hizballah Cavalcade: What is the Liwa’a Abu Fadl al-Abbas (LAFA)?: Assessing Syria’s Shia “International Brigade” Through Their Social Media Presence, Phillip Smyth, Mayıs 2013.
[5] Hizballah Cavalcade: Liwa’a Zulfiqar: Birth of A New Shia Militia in Syria?, Phillip Smyth, Haziran 2013.
[6] Hizballah Cavalcade: Kata’ib Sayyid al-Shuhada Emerges: Updates on the New Iraqi Shia Militia Supplying Fighters to Syria, Phillip Smyth, Eylül 2013.

mm
2011'den bu yana Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü'nde ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmakta olan Ömer Behram Özdemir. Daeş, Yabancı Savaşçılar, Suriye İç Savaşı ile alakalı yayınlanmış çeşitli çalışmaları bulunmakta .