Analiz / Suriye Gündemi

Savaşlar bir yandan acılar, trajediler, travmalar bir yandan da kahramanlar ortaya çıkarır. Suriye İç Savaşı da zaman içerisinde savaşan tarafların kendi kahramanlarını birer birer ortaya çıkardı. Son dönemde yıldızı en çok parlayanı ise “White Helmets” (Beyaz Kasklılar) adlı gönüllülerden oluşan sivil savunma örgütü idi. Hakkında çekilen film 2017 yılında En İyi Belgesel Oscar’ı dahi aldı.[1] Bununla birlikte, savaşın başından itibaren en az onlar kadar hatta daha fazla mücadele veren Suriyeli sağlık çalışanlarının durumu zaman zaman yayınlanan raporlar, makaleler, köşe yazıları ve benzeri yayınlarda dile getirilse de dünya kamuoyunda hak ettikleri kadar ilgi çekmediler. Ülke genelindeki sağlık kurumları İç Savaş boyunca altyapısı büyük ölçüde tahrip olan Suriye’de en ağır saldırılara maruz kalan yerler arasında. Her bir saldırı sadece maddi yıkıma sebep olmayıp, yetiştirilme süreci yıllar alan çok değerli sağlık personelinin ölümüne, yaralanmasına ya da can güvenliği nedeniyle ülkeyi terk etmesine neden oldu.

Rakamlarla Sağlık Kurumlarına Saldırılar

İnsan Hakları İçin Doktorlar Birliği’nin verilerine göre (Physicians for Human Rights / PHR), Suriye İç Savaşı’nın başladığı Mart 2011 ile Ağustos 2017 arasında ülke genelinde 323 sağlık kuruluşu 478 defa saldırıya uğradı. Bu saldırıların 432’si Suriye Rejimi ve ona destek veren Rusya gibi güçlerce, 20’si rejim karşıtı silahlı gruplarca, 8’i terör örgütü DAİŞ tarafından, 2’si DAİŞ ve silahlı güçlerce müşterek olarak ve 1’i ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerince gerçekleştirilirken, 15’i faili meçhul kaldı. 2139 Sayılı BM Kararı[2] ile kullanımı yasaklanan güdümsüz varil bombaları en az 83 hastanenin bombalamasından kullanıldı. Daha kötüsü, tüm bu saldırılarda 830 sağlık çalışanı yaşamını yitirdi. Ölümlerin çok büyük bir kısmı (755) Suriye Rejimi ve Rusya’nın saldırıları sonucu meydana gelirken, DAİŞ 28, rejim karşıtı silahlı güçler 18, koalisyon güçleri 4 ve YPG-SDG 3 ölümden sorumlu tutuldu, 22 sağlıkçının ölümü ise faili meçhul kaldı. Bu ölümlerin yüzde 56’sı hava saldırıları ve bombalar, yüzde 22’si ateşli silahla vurulma, yüzde 13’ü işkence ve yüzde 8’i infaz sonucu gerçekleşti.[3]

Yakınlaştırmak İçin Tıklayınız

Neden Sağlık Çalışanları Hedefte?

Gösterilerin henüz çatışmalara ve ardından iç savaşa dönüşmediği dönemde sağlık kuruluşları rejime ait istihbarat ve güvenlik birimlerince yaralanan göstericilerin yakalanabilmesi için sıkı gözetim altında idi. Bir süre sonra tutuklamak yerine sağlık kuruluşlarının girişine ulaşmaya çalışan yaralılar keskin nişancılar tarafından vurulmaya başlandı. Akabinde rejim, silahlı muhalif güçleri sağlık hizmetlerine erişimden mahrum bırakmak için sağlık kuruluşlarını doğrudan hedef aldı.[4] Rejim kontrolündeki hastaneler ise sağlık hizmeti sunmaktan ziyade güvenlik aygıtının bir parçası haline dönüştü. Öyle ki, rejim destekçisi sağlık personelinin ufak yaralanmalarda “cezalandırma” amacıyla ampütasyon uygulaması veya birçok yaralı göstericinin anestezi altında iken güvenlik birimlerine teslim edilmesi rutin uygulamalar haline geldi.[5] Nitekim Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF), Esed Rejimini “sağlık sistemini bir zulüm silahı olarak kullanmakla” suçladı.[6]

Bu dönemden itibaren sağlık çalışanlarının bazıları rejim karşıtlarına destek verdikleri için bazıları ise tıbbi desteğe ihtiyaç duyan herkesin sağlık hizmeti verilmesi yönündeki insani ve ahlaki yükümlülük hissettikleri için rejimin baskı ve misillemesine karşı gizli ağlar oluşturarak hasta ve yaralı göstericileri tedavi etmeye başladılar.[7] Muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde bulunan uygun evler, apartman daireleri ve işyerlerinde “mobil hastaneler” kuruldu. Rejim ise göstericilere yardımcı olan sağlık çalışanlarını daha yoğun hedef almaya başladı. Devlet tarafından işletilen kan bankasına yapılan talepleri ya da kurşunla veya şarapnelle yaralanma sonucu ihtiyaç duyulan tetanos aşısını kullanan sağlık çalışanlarını izlemeye alarak sağlık personeline ulaşmaya çalışmak uygulamalardan bazıları idi.[8] Yakalanan sağlık çalışanları işkenceli sorguya alınıyordu. Nitekim PHR’ye göre sadece 2011 yılında yaklaşık 250 doktor “yaralı göstericileri tedavi ettikleri” gerekçesiyle tutuklandı ya da sorguya çekildi.[9] Aralarından birinin rejim tarafından gözaltına alındığını öğrendiklerinde ise doktorlar mobil hastanelerini yeni bir yere taşımak ve yeni bir kod adı kullanmak gibi önlemlere başvurdular. İç Savaş’ın büyümesi, şiddetin artması ile beraber daha sık hedef olan sağlık çalışanları son çare olarak ülkeyi terk etmeye başladılar. Nitekim 2009 yılında Suriye’de yaklaşık 30 bin doktor bulunurken, 2015 yılına gelindiğinde yaklaşık 15 bini ülkeden ayrılmıştı.[10]

Sağlık Sistemi Çökerken Artan Trajediler

Ülkedeki yetersiz altyapı ve eksik personel doğal olarak çok basit müdahalelerle kurtarılabilecek binlerce insanların ölmesine ya da sakat kalmasına yol açtı ve bu durum halen sürüyor. Rakka’daki bir hava saldırısında yaralanan ve Tel Abyad’da MSF hastanesine iki günlük bir yolculuktan sonra ulaşabilen 20 ve 15 yaşlarındaki iki kız kardeşin yaşadıkları buna bir örnek. MSF’ye ulaşmadan önce birinin kolu bileğinin, küçüğünün ise bacağı dizinin üzerinden kesilen kızlar, ampütasyonlarına acemice dikiş atıldığı için enfeksiyon kapmıştı. Tekrar ameliyata alınan kardeşlerin dokuları temizlendi ancak bu da organların daha da kısalmasıyla sonuçlandı. Sonuç olarak küçük kardeşin kalçadaki alt kemiği tamamen alındı ve protez kullanımı çok da mümkün olmadığı için hayatının geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirmeye mahkûm oldu.[11] Basit bir operasyonla tedavi olabilecekken hayat boyu yürüme engelli kalsa da bu kız çocuğu şanslı sayılır. 27 Nisan 2016’da El Kuds Hastanesi’ne yapılan hava saldırısı sonrası bir yazı kaleme alan Suriyeli Cerrah Usame Ebu el İzz en yürek parçalayıcı anlardan birinin saldırı sonrası hastaneye getirilen hastalar arasında hangisini kurtaracakları yönünde seçim yapmak zorunda olmak olduğunu yazıyordu. Çünkü yeterli doktor olmadığı için herkesi tedavi etme imkânı yoktu. Bu arada, Halep’in son çocuk doktoru olan Dr. Muhammed Vassım Muaz ve son 10 diş hekiminden biri olan Dr. Muhammed Ahmed bu saldırıda yaşamını yitiren 50’inin üzerindeki siviller ve sağlık çalışanları arasında idi. Usame Ebu el İzz’in şu satırları yaşanan trajediyi gözler önüne seriyor: “Doktorlar ve hemşireler hastalarımız için cesurca çaba gösteriyor. Toplumumuz için son bir umut olarak hizmet verdiğimizi biliyoruz…Ancak biz de artık düşmek üzereyiz. Meslektaşlarımızı varil bombaları ve füze saldırılarında kaybettik…Tükendik ve sayımız çok az kaldı.”[12]

Savaş sırasında sağlık kuruluşlarını ve çalışanlarını hedef almak hem Cenevre Sözleşmelerinde hem de BM Roma Statüsü’nün 8. maddesinde tanımlanan savaş suçları arasında yer almakta.[13] Suriye’de bu tür suçlar işlendiği de BM ve diğer uluslararası insan hakları örgütleri tarafından hazırlanan raporlarda defalarca dile getirildi. Tıpkı işlenen diğer suçlarda olduğu gibi bu konuda da bir yaptırım ya da Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir soruşturma açma yetkisi verilmesi – BM Güvenlik Konseyi bu konuda bir mutabakata varamadığı için – mümkün olmadı. Tüm dünyanın gözleri önünde Suriye Trajedisi’nin bir perdesi de bu şekilde sahne aldı. Bundan sonrası için karamsar bir gelecek çizilmekte. Yoğunluğu azalan İç Savaş’ın sona ermesi durumunda Suriye’nin sağlık alanındaki altyapısını yeniden kurması yıllar alacak. Ancak daha kötüsü nitelikli sağlık çalışanlarının yeniden eski seviyesine gelmesinin çok daha uzun sürecek olması. Ülkeyi terk eden ve gittikleri yerde yeni bir hayat kuran Suriyeli doktorlardan büyük bir kısmı çok büyük bir olasılıkla bir daha ülkelerine dönmeyecek.

Yavuz Güçtürk


Dipnotlar

[1] Bombalama sonucu enkaz altında kalan sivillerin kurtarılması başta olmak üzere pek çok çalışma yürüten örgütün gerçek adı “Suriye Sivil Savunması” (Syrian Civil Defence). Bugüne kadar 200’e yakın üyesi çalışmaları sırasında öldürüldü. Bkz. http://syriacivildefense.org/
[2] UN Resolution 2139, 22.02.2014.
[3]Anatomy of a Crisis: A Map of Attacks on Health Care in Syria”, Physicians for Human Rights, 31.08.2017.
[4]Assault on medical care in Syria”, UN Human Rights Council, 13.09.2013.
[5] Ben Taub, “The Shadow Doctors”, The New Yorker, 27.06.2016.
[6]Syria: Medicine used as a weapon of persecution”, Médecins Sans Frontières (MSF), 08.02.2012.
[7] Özgür Suriye Doktorlar Birliği (The Union of Free Syrian Doctors) bu çerçevede kurulmuş örgütlerden biri idi. Bkz. https://www.facebook.com/UFSD.Care/ 2013 yılında Türkiye’de kurulan Syrian Expatriate Medical Association (SEMA) adlı örgüt de hem Suriye içinde hem de ülke dışında bulunan Suriyeli mülteciler için yardım sağlamaya çalışan bir diğer örgüt. Bkz. http://sema-sy.org
[8] Ellen Francis, “The War on Syria’s Doctors”, Foreign Policy, 11.08.2016.
[9]Syria: Attacks on Doctors, Patients, and Hospitals”, Physicians for Human Rights, December 2011.
[10] Sarah Boseley, “Syria ‘the most dangerous place on earth for healthcare providers’ – study”, The Guardian, 15.03.2017.
[11]Salvaging bodies: A doctor’s everyday reality in Syria”, Al Jazeera English, 31.10.2017.
[12] Osama Abo El Ezz, “In Aleppo, We Are Running Out of Coffins”, The New York Times, 04.05.2016.
[13] Melike Batur Yamaner ve d., “12 Ağustos 1949 Tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları ve “Uluslararası Ceza Mahkemesi Temel Belgeler Derlemesi”, İHOP, 18.12.2006.

PAYLAŞ
mm
Lisans ve yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih Bölümünde tamamladı. İnsan hakları alanında çeşitli sivil toplum örgütlerinde raportör ve uzman olarak çalıştı. Halen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümünde doktora çalışmasına devam etmektedir.