El-Nusra’nın Feshi ve Şam Fetih Cephesi

Analiz-Haber / Suriye Gündemi

28 Temmuz 2016 Perşembe günü, Suriye iç savaşındaki kritik günlerden biri olarak tarihe geçti. Suriye’deki rejim karşıtı güçlerin en önemli aktörlerinden birisi olan, El Kaide’nin Suriyeli kolu el-Nusra Cephesi lideri, Suriyeli muhaliflerin yayınlarını yapan Orient News’e bir basın açıklaması şeklinde paylaştığı video kaydında, El Kaide’nin Suriye kolu olan el-Nusra Cephesi’nin feshedilerek yerine ülke dışında herhangi bir gruba bağlı olmayacak Şam Fetih Cephesi(Cebhetu Feth’uş Şam – ŞFT)’ni kurduğunu duyurdu. Daha önce kaydedilmiş basın toplantısında el-Nusra lideri Ebu Muhammed el-Culani ilk kez yüzünü gösterirken, toplantıya el-Nusra şura üyelerinden Mısırlı Ebu Farac el-Mısri(Ahmed Selame Mabruk) ve Ebu Abdullah el-Şami de eşlik etti. Gerçek kimliğini ilk defa kamuoyuyla paylaşan el-Nusra liderinin gerçek adının Ahmed Hüseyin el-Şara olduğu, 1983 yılında Deraa’da doğduğu, Şam’da uzun yıllar yaşadığı ve üniversitede medya bölümü okuduğu ortaya çıktı.

x

Orient News’te yayınlanan basın açıklaması: Soldan sağa; Ebu Farac el-Mısri, Ebu Muhammed el-Culani, Ebu Abdullah eş-Şami

El-Nusra lideri sözlerine El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri, Zevahiri’nin yardımcısı Ebu Hayr el-Mısri ve El Kaide’nin genel liderliğine teşekkür ederek başladı. Zevahiri’nin temsilcisi el-Mısri’nin bir konuşma kaydı, el-Nusra’nın basın açıklamasından saatler önce el-Nusra’nın resmi yayın organı Menaret’ul Beyda kanalından yayınlanmıştı. Söz konusu açıklamada Zevahiri’nin yardımcısı, “Şam cihadı için gerekli adımların atılması” için el-Nusra liderliğine izin verdiklerini duyurmuştu. Gerek Culani tarafından gerçekleştirilen basın açıklaması ve gerekse Zevahiri’nin yardımcısının yaptığı açıklamalar yan yana getirildiğinde, El Kaide’nin Suriye’deki kolu el-Nusra Cephesi’nin feshedilmesine ortaklaşa karar verdiği anlaşılıyor.

El-Nusra Cephesi’nin arka planı

Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının bir süre sonra silahlı çatışmalara dönüşmeye başladığı dönemlerde El Kaide’nin Irak kolu Irak İslam Devleti, Suriyeli mensuplarından oluşan bir grubu Suriye’ye göndermiş ve burada yeni bir grup kurarak Esed rejimine karşı savaşılması emrini vermişti. IİD’in gönderdiği 7 kişilik ekibin liderliğini Ebu Mus’ab el-Zerkavi döneminden beri grup içerisinde yer alan Ebu Muhammed el-Culani’nin yaptığı biliniyor. Saldırılarına ilk olarak 2011 yılı Ağustos ayında başlayan grup, 2012 Ocak ayında kuruluşunu ilan etmişti. El Kaide’ye ve El Kaide’nin Irak koluna olan bağını o dönemde açıklamayan örgüt, adını “Cebhet’un Nusra li Ehli’ş Şam min el-Mucahid’iş Şam fi Sahat’il Cihad” olarak duyurdu. Grup kısaca, Cebhet el-Nusra(Nusret Cephesi) olarak tanındı.

Bombalı saldırılar ve profesyonel savaş taktikleriyle kısa sürede Suriyeli muhalif gruplar arasında sivrilen örgüt, saflarına katılan çok sayıda yabancı savaşçıyla birlikte Suriye’deki savaşta etkin bir konuma geldi. Grup Irak’taki yaşananların aksine Suriye’de dikkatli bir PR çalışması yürütürken, kullandığı taktiklerde halkla arasını açmamaya özen gösterdi. Farklı gruplarla da rejime karşı ortak hareket eden örgüt, Suriye’deki pek çok muhalif grubun takdirini kazandı. Bütün bu durum, 2013 yılının Nisan ayında, IİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi(İbrahim Avvad el-Bedri)’nin Nusret Cephesi’ni feshedip, Irak ve Şam’daki yapıları birleştirdiğini ve yoluna Irak ve Şam İslam Devleti olarak devam edeceğini açıklamasıyla tersine döndü.

z

Şam Fetih Cephesi’nin logosu

Açıklamadan bir gün sonra el-Nusra lideri Culani bir ses kaydı yayınlayarak, kendisini Bağdadi’nin Suriye’ye yolladığını kabul etti ve örgütün dış bağlantılarını itiraf etti. Buna karşın Bağdadi’nin kararının Suriyeli gruplara ve halka danışılmadığını, el-Nusra Cephesi’nin bu kararı kabul edemeyeceğini açıklayarak, El Kaide lideri “Eymen el-Zevahiri”ye bağlı olduğunu duyurdu. Böylece el-Nusra’nın El Kaide’nin Suriye kolu olduğu kamuoyuna açıklanmış oldu. ABD bu açıklamadan daha önce el-Nusra’yı El Kaide’ye bağlı örgütler listesine almıştı.

Bu açıklamanın ardından el-Nusra Cephesi’nin pek çok mensubu yeni ilan edilen IŞİD’e katıldı. Örgütün Deraa’daki kolu hariç, neredeyse bütün bölgelerde savaşçılarının büyük bir kısmı IŞİD saflarına geçti. Bu durum, El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin açıklamasıyla tekrar el-Nusra’nın lehine dönerek, ayrılanların bir kısmı el-Nusra’ya geri döndü. Yaşanan gelişmeler örgütü 2013’ün ikinci yarısında çöküşün eşiğine getirmişti. Bu dönemde IŞİD’le el-Nusra arasında başta El-Kaide’nin bulunduğu farklı gruplar arabuluculuk yapmaya çalıştı. İlk dönemlerde iki grup arasında bazı sürtüşmeler yaşansa da, bu sürtüşmeler çatışmaya dönüşmedi. Buna karşın, 2014 Ocak ayında IŞİD muhalifler arasında çatışmaların patlak vermesiyle çatışmasızlık hali değişmeye başladı.

El-Nusra çatışmalar sırasında ilk başlarda tarafsız kalmaya çalışsa da, çok geçmeden Haseke ve Deyr ez-Zor bölgesinde IŞİD’le el-Nusra birbiriyle savaşmaya başladı. Zaman içerisinde çatışmalar yayılmaya başlayarak Suriye genelinde sürdü. IŞİD başta Haseke ve Deyr ez-Zor olmak üzere, el-Nusra Cephesi ve diğer muhalif grupları ülkenin doğusundan tamamen çıkardı. IŞİD’in Irak’taki ilerleyişiyle paralel bir biçimde, örgüt Irak-Suriye sınırı boyunca petrol yataklarının da bulunduğu geniş bölgeleri ele geçirdi.

El-Nusra Cephesi’nin önceleri en güçlü olduğu doğu bölgelerinden çıkarılmasıyla ağır darbe alan, örgüt yeniden yapılanmaya başladı. Kuzeyde İdlib, güneyde ise Deraa merkezli olarak yeniden toparlanmaya çalışan grup, özellikle 2014’ün sonlarına doğru tekrar bazı kazanımlar elde etmeye başladı. İdlib çevresinde ABD destekli bazı muhalif grupları çıkaran örgüt, daha sonra İdlib’te bulunan Esed’e ait önemli bazı askeri üsleri(Hamidye, Vadi ed-Dayf), Ahrar el-Şam gibi gruplarla ele geçirdi. 2015 yılının Mart ayındaysa İdlib şehir merkezini ele geçirmek için Ahrar el-Şam gibi önemli muhalif gruplarla birlikte Fetih Ordusu koalisyonu kuruldu ve İdlib şehir merkezi ele geçirildi. Başarılı operasyonun ardından operasyon odası olarak kurulan Fetih Ordusu’nun, İdlib bölgesindeki diğer operasyonlar için devam ettirilme kararı alındı. Bu dönemde 2015 yazına kadar Fetih Ordusu bünyesinde İdlib bölgesinden (Keferya Fua hariç) bütünüyle rejim unsurları çıkarıldı.

El-Nusra için oldukça başarılı bir PR çalışmasına dönüşen bu önemli ilerlemeler, örgütün muhalifler arasındaki rolünü ve gücünü tekrar güçlendirdi. Ahrar el-Şam’la birlikte özellikle ülkenin kuzeyinde en güçlü gruplardan birine dönüşen el-Nusra, muhalifler için vazgeçilmez bir askeri güç olarak pozisyonunu pekiştirdi. Bu durum El Kaide’nin Suriye kolu olan örgütle diğer gruplar arasında bazı gerilimlere de yol açarken, örgüt kendisine muhalif ABD destekli grupların büyük bir kısmını tasfiye etti. ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin 2014 yılının Eylül ayında IŞİD’e yönelik başlattığı hava saldırılarının ardından, el-Nusra içerisinde batı ülkelerine saldırı yapacağı öne sürülen “Horasan Grubu” iddiasıyla örgüte yönelik hava saldırılarına başlandı. 2014 Kasım ayında örgütün bazı merkezleri vurulurken, seyrek de olsa zaman zaman bu saldırılar tekrarlandı. Özellikle el-Nusra liderlerine yönelik ABD hava araçlarıyla çok sayıda saldırı düzenlendi. Örgütün bazı önemli liderleri(Ebu Firas, Muhsin el-Fadlı) bu saldırılarda hayatını kaybetti.

Rus müdahalesi ve artan baskı

Rusya’nın 2015 Eylül ayından itibaren Suriye’ye yönelik aktif bir askeri harekata başlaması sonucu ülkedeki muhalifler yoğun bir baskı altına alındı. Özellikle Halep ve Lazkiye merkezli muhalifler geriletilirken, Suriye’deki dengeler kısmen rejim lehine değişmeye başladı. Aynı dönemde ABD’nin de el-Nusra’ya yönelik bazı saldırılarını sürdürmesi, el-Nusra grubunu baskı altına aldı. Bu dönemde başlatılan ateşkes görüşmeleri ve Rusya’nın çekilme kararı, Cenevre’de gerçekleştirilen toplantılar, muhalif gruplarla buna karşı çıkan el-Nusra’yı karşı karşıya getirdi. El-Nusra lideri Culani’nin bu dönemde Riyad görüşmelerine katılan grupları hedef alması, ardından Cenevre sürecinin ihanet olacağı sözleri, muhalif grupların önemli bir kısmında tepkiyle karşılandı.

Özellikle bu dönemde el-Nusra’ya yönelik El-Kaide bağlantısı nedeniyle baskılar artmaya başladı. Ateşkes sürecinde IŞİD’in yanı sıra El Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra’nın da vurulmaya devam edeceği yönündeki Rusya ve ABD arasındaki anlaşma, diğer grupların el-Nusra’ya bu yöndeki bir takım tepkilerine yol açtı. El-Nusra’nın El Kaide bağlantısının Suriyeli muhaliflerin hedef alınmasına bahane oluşturduğu yönündeki kanaat, muhaliflerin geniş bir kısmında kabul gördü. Aynı şekilde bazı muhalif grupları destekleyen bölgesel Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin, bu konuda destekledikleri gruplara baskı yaptıkları öne sürüldü.

El-Nusra örgütü başta Ahrar el-Şam olmak üzere muhalifleri bir çatı altında toplayacak bir yapı altında birleşme toplantıları yaparken, bu toplantılar geçtiğimiz Ocak ayında el-Nusra’nın El Kaide bağlantısına yönelik itirazlar nedeniyle sonuçsuz kaldı. Tüm bunlara rağmen el-Nusra’ya yönelik ABD ve Rusya’nın 15 Temmuz’da ortak mücadele yönünde anlaşmaya varması ve örgütü ortaklaşa hedef alacaklarını açıklaması, grubun daha radikal kararlar almasına yol açtı. Bu gelişmeden yaklaşık 2 hafta sonra, Culani’nin El Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra Cephesi’ni feshettiği açıklaması geldi. Aynı zamanda Halep’te kötüleşen durum ve şehrin kuşatma altına alınmasının, acil birleşme arayışı içerisindeki örgütü böyle bir karara ittiği düşünülüyor.

Kararın muhtemel etkileri

El-Nusra’nın kendini feshederek ŞFT olarak yoluna devam etme kararı, başta Suriye olmak üzere dünya genelinde cihatçı hareketleri de etkileyecek bir potansiyele sahip. Suriye iç savaşı özelinde önemli bir aktör olan el-Nusra’nın, yeni adıyla yoluna devam etmesinin gerekçeleri arasında, el-Nusra’nın El Kaide bağlantısını gerekçe göstererek ABD ve Rusya tarafından hedef alınmasının önüne geçilmek istenmesi olduğu, Culani’nin yaptığı açıklamada yer alıyor. Her ne kadar söz konusu gelişmenin ABD’nin örgütü hedef almasında herhangi bir değişikliğe yol açmayacağı düşünülse de, bu hamleyle örgütün ABD’ye tuzak kurduğu iddia ediliyor. Bu iddiaya göre ABD ve Rusya’nın ŞFT’yi hedef alması halinde, sorunun El Kaide bağlantısı olmadığı ortaya çıkacak ve örgüt tarafından ABD ve Rusya’nın esasında “İslam’a karşı savaştığı” tezi gündeme getirilecek.

dda

Culani’nin yüzü açık fotoğrafı ilk defa söz konusu açıklamanın tanıtım afişinde yer aldı

Aynı şekilde bu kararın ardından El Kaide bağlantısını öne sürerek birleşmekten kaçınan diğer muhalif grupların, bu kararın ardından birleşmeye itirazlarının daha zor olacağı anlaşılıyor. Hali hazırda bu kararla birlikte yeni oluşturulan ŞFT’ye önemli bazı muhalif grupların katılacağı sinyali veriliyor. Muhalif liderlerin ciddi bir kısmı, bu kararı destekler şekilde açıklamaları buna işaret ediyor. Buna karşın el-Nusra’nın kararına Ahrar el-Şam içerisinden hala bazı itirazlar olabileceği öne sürülüyor. El-Nusra’nın aldığı bu karar, aynı zaman da diğer muhalif gruplar için de bir risk içeriyor. Bu kararın ardından diğer grupların ŞFT grubuyla birleşmekten kaçınmaları halinde, muhtemel ayrılıklar yaşayabilecekleri ön görülüyor.

Her halükarda bu yeni hamleyle el-Culani’nin önemli bir siyasi manevra yaptığı gözlerden kaçmıyor. Hali hazırda El Kaide merkeziyle ortak bir biçimde alındığı açıklanan bu karara el-Nusra’nın kendi içinde ciddi bir itiraz olmadığı, grubun bütünlüğünü koruduğu görülüyor. Yine IŞİD’in son dönemlerde yaşadığı kayıplar ve el-Nusra’nın tabanıyla IŞİD tabanı arasında yaşanan ve gitgide artan ayrım, bu kararın ardından IŞİD’e kaymalar olacağı tezini çürütüyor. Buna karşın el-Nusra’dan ayrılabilecek bazı kişilerin Cund el-Aksa’ya katılabileceği ifade ediliyor. Yine de henüz buna dair herhangi bir emare görülmüş değil.

Henüz kararın açıklamasından bir gün geçmişken, kesin yorumlar yapabilmek için zaman erken. Buna rağmen söz konusu kararın, Suriye iç savaşına damgasını vurmuş el-Nusra örgütünün kendi tarihi bir tarafa, Suriye’deki iç savaşın gidişatında bir dönüm noktası olduğu, su götürmez bir gerçek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir