Rusya’dan Sürpriz ‘Çekilme’ Hamlesi

Uzun süredir dünya gündeminin merkezinde yer alan Suriye’deki çatışma gündemi, geçtiğimiz günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaptığı ‘çekiliyoruz’ açıklamasıyla bambaşka bir seyir aldı. Beklenmedik bir biçimde gelen açıklamayla başta savaşın tarafı aktörler olmak üzere, bölgedeki ve dünyadaki aktörler de açıklama karşısındaki şaşkınlıklarını gizleyemedi. Cenevre Görüşmelerinin yeniden başlayacağının açıklanmasının hemen ardından gelen karar karşısında hazırlıksız yakalananlar arasında, bir süredir Rusya’yla Suriye’deki ateşkes ve ülkenin geleceğine ilişkin görüşmeler yürüten ABD’nin de olduğu öne sürülüyor.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’a göre çekilme kararı Suriye rejimi lideri Beşar Esed’e bildirildi, söz konusu bilgi Suriye devlet başkanlığından yapılan açıklamayla da doğrulandı. Buna karşın Suriye rejimi yetkilileri ve yakın kaynakların verilen ani karar karşısındaki şaşkınlığı ve bir süre sessiz kalması, bu durumun gerçeği yansıtmayabileceği iddialarını gündeme getirdi.

12

Hmeymim Hava Üssü’ndeki Rus askerleri

30 Eylül 2015’te Suriye’ye aktif olarak müdahale ettiğini açıklayan Rusya, yaklaşık 5 ayı aşkın bir süre ülkede oldukça agresif bir askeri hamleyle muhaliflere yönelik yoğun hava bombardımanları düzenledi. Karadan İran liderliğindeki yabancı Şii milis ağırlıklı taarruzlarla muhalif bölgeleri hedef alan yeni saldırı dalgası, geçtiğimiz 27 Şubat 2016’da ilan edilen ateşkes anlaşmasıyla duruldu. Bundan kısa bir süre sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaptığı ‘çekilme’, açıklamasıysa, Suriye’deki denklemi çok farklı bir noktaya taşıdı. Sürpriz karar, bir dizi spekülasyon ve açıklanması gereken soruları gündeme taşıdı.

Rusya Ne Açıkladı

14 Mart 2016 günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’deki birliklerin “büyük bölümünü” çekeceğini açıkladı. Savunma Bakanlığı ve orduya verilen görevlerin “bütünüyle gerçekleştirildiğini” ifade eden Putin; “bu nedenle Savunma Bakanı’na birliklerimizin ana kısmını Suriye Arap Cumhuriyeti’nden çekme emrini veriyorum” dedi.

Putin, Suriye’den ana muharip gücün çekilme kararına karşın, ülkenin batısında Tartus’ta bulunan deniz üssündeki ve Lazkiye’de yer alan Hmeymim askeri hava alanındaki varlıklarını sürdüreceklerini belirtti. Rusya Devlet Başkanı, ayrıca Dışişleri Bakanlığına Suriye’deki barış sürecinin organize edilmesindeki çabalarını artırması yönünde talepte bulunduğunu açıkladı.

Suriye’deki operasyonun başarılı olduğunu açıklayan Rusya Savunma Bakanı Sergei Shoigu ise, 2,000 binden fazla muhalifi öldürdüklerini açıkladı.

Kremlin sözcüsü Peskov’sa, Putin’in çekilme kararını, Beşşar Esed’le görüşerek ve koordineli bir biçimde aldığını duyurdu.

Rusya tarafından daha sonra yapılan çeşitli açıklamalarda ise, Rusya’nın ülkedeki “ateşkesin” garantörü olduğu ve ihtiyaç duyulduğu takdirde operasyonlarını sürdüreceklerini belirtti. Vladimir Putin, ihtiyaç olduğunda Rus Ordusunun saatler içerisinde Suriye’ye geri dönebileceğini vurguladı.

Rusya’nın Amacı

Rusya’nın 14 Mart’ta Dünya kamuoyuyla paylaşılan ani çekilme kararı, pek çok spekülasyon ve soru işaretlerini beraberinde getirdi. Akla gelen soruların başındaysa, söz konusu açıklamanın gerçeği yansıtıp yansıtmadığı yönünde yoğunlaştı.

Daha önce Kırım’ı ilhak sürecinde bölgeye asker konuşlandırmasını inkar eden Rusya, 30 Eylül 2015’e kadar da Suriye’de askeri operasyona başladığı yönündeki iddiaları yalanlamıştı. Yine Suriye’de yalnızca IŞİD’i hedef aldığını, Suriye muhalefetini vurmayacağını açıklayan Rusya, resmi belgelerle dökümente edilen kayıtlara göre saldırılarında neredeyse bütünüyle Suriyeli muhalifleri hedef aldı.

Sovyet döneminden bu yana savaşlarda ve gerilimlerde sıklıkla dezenformasyona başvurduğu bilinen Rusya’nın, benzer bir biçimde söz konusu açıklamayla farklı bir amaç güdebileceği ve esasında çekilme açıklamalarının gerçeği yansıtmayabileceği tahminlerine yol açtı.

Uluslararası arenada Putin liderliğindeki Rusya beklenmedik hamleleriyle ön plana çıkarken, çekilme kararıyla neyi amaçladığı –müttefikleri de dahil- pek çok ülkede kafa karışıklığına yol açtı. Bu durumsa farklı senaryoları gündeme taşıdı.

Birinci senaryoya göre Rusya’nın çekilme kararıyla, özellikle dünya genelinde petrol fiyatlarında yaşanan düşüşle varil başına petrol fiyatlarının 30 doların altını görmesi ve Rusya’ya yönelik yaptırımların Rusya ekonomisine gün geçtikçe getirdiği ağır ekonomik yük, Rusya’nın maliyeti her geçen gün artan yeni bir savaşı uzatamayacağı gerekçesiyle alındı. Günlük 2.3 milyonla 4 milyon dolar arasında değiştiği tahmin edilen Rusya’nın günlük hava operasyonlarının maliyetinin yanı sıra, muhaliflere yönelik kullandığı seyir füzeleri atış başına 1.2 milyon dolara mal olduğu düşünülüyor. Söz konusu rakamlarsa hali hazırda ekonomik sorunlar yaşamakta olan Rusya’nın operasyonu uzun süreli devam ettirmesinin mümkün olmadığı yönünde bir açıklamayı beraberinde getiriyor.

Daha önce de benzer biçimde Afganistan tecrübesi yaşayan Rusya’nın, Suriye’de de bir bataklığa saplanmak istemeyeceği ve bu nedenle Suriye’nin çabuk sonuç vermeyecek ve uzun süreli ve maliyetli bir savaşa dönüşeceği düşüncesi, Rusya’nın operasyona başladığını duyurmasının ardından 5 ay geçmişken çekilme kararı almasına yol açtı.

İkinci senaryoya göre ise Rusya, Suriye’de başlattığı operasyonda birlikte hareket ettiği müttefikleri Esed rejimi ve İran’la ülkenin geleceğine yönelik farklı görüşlere sahip ve özellikle son dönemlerde Esed rejimi tarafından yapılan açıklamalardan rahatsızlık duyan Rusya, ülkeden çekilerek bir anlamda müttefiklerini cezalandırmak istiyor. ABD’yle bir süredir Cenevre’de Suriye’nin geleceğine yönelik görüşmeler yürüten Rusya, aynı dönemde özellikle Beşşar Esed’in geleceği ve ülkenin bütünlüğüne yönelik rejim kanalından –Velid Muallim gibi- yapılan açıklamalardan rahatsızlık duyuyor. Esed rejimi ve İran’ın anlaşmaya yanaşmaz tavrı ve ülkenin tamamına hakim olmak istediği yönündeki açıklamaları, bunu mevcut şartlarda mümkün ve sürdürülebilir bulmayan Rusya’nın vizyonuyla çelişiyor ve bu müzakerelere de yansıyor.

Esed rejimi ve İran liderliğindeki Şii grupların kendi hava gücüne olan bağımlılığını bilen Rusya ise, bu hamlesiyle bir nevi müttefiklerini “terbiye etmek” istiyor. Böylece rejim ve İran, Suriye’nin geleceğine yönelik müzakerelerde daha uzlaşmacı bir tavır takınabilir.

Üçüncü senaryoya göre Rusya –Putin’in açıklamasında da belirttiği gibi- Suriye’de istediğini gerçekten de elde etti ve bu nedenle birliklerinin ana gücünü çekeceğini duyurdu. Buna göre Rusya başından beri Suriye’ye yönelik kısa süreli ve hızlı sonuç alacak bir hamle düşünüyordu ve 2015’te çöküşle karşı karşıya olan Esed rejimini tekrar toparlayarak muhalifleri barışa zorlayacak bir plan üzerinde çalışıyordu. Bu plana göre Rusya’nın Suriye’deki varlığını tehlikeye düşürecek Esed rejiminin ani çözülüşü önlenerek sahil bölgesi güven altına alınacak, muhalif bölgelere yönelik güçlü bir saldırı dalgasıyla geri çekilmeleri sağlanarak barış masasına oturmaları sağlanacak, uluslararası güçlerle aynı süreçte yapılacak müzakerelerde ise Rusya kendi pozisyonunu güçlendirecek bir anlaşmanın temellerini atacaktı. Bu noktaya gelince Rusya tekrar hızlıca çekilerek, uzun süreli maliyet oluşturabilecek bir bataklığın da önüne geçecekti.

En fazla ön plana çıkan yukarıdaki üç senaryoyu da destekleyecek hatırı sayılır ölçüde veriler bulunuyor. Bu durum bahsedilen bütün senaryoların da belli oranlarda doğru olduğu ve Rusya’nın çekilişinin bu çerçevede açıklanabileceği anlamına geliyor.

Rusya’nın Çekilmesinin Muhtemel Etkileri

Suriye’de kara birliğinden daha çok hava gücü konuşlandırmayı tercih eden Rusya, 4,000 askeri personelin çok az bir kısmını aktif cephelere göndermişti. Buna karşın taktik bombardıman uçakları Su-24 ve Su-34’ler’in yanı sıra, Su-30 ve Su-35S gibi çok amaçlı avcı uçaklarını ülkedeki savaşta özellikle muhalif bölgelere yönelik olmak üzere çok agresif bir biçimde kullandı. Lazkiye gibi bölgelerde saldırı helikopterleriyle daha yakın hava saldırıları da düzenleyen Rus ordusu, bölgede yaşanan çatışmalara çok yoğun hava desteği sağladı.

Hali hazırda Rusya’nın yaptığı açıklamanın ardından şimdiye kadar askeri gücünün bir kısmını geri sevk ettiği bildirildi. Buna göre ülkenin sahil bölgesinde varlığını sürdürmeye devam ettirecek olan Rusya, Tartus deniz üssü ve Hmeymim hava üssünü kullanmaya devam edecek. Gerek gördüğü takdirde ise ülke içerisinde saldırı gerçekleştirmeye devam edecek.

Suriye savaşının kritik bir evreye girdiği anda müdahale eden Rusya, 2015 Eylül’ünde Esed rejimini adeta çöküşten kurtarmıştı. Suriye’nin güneyi ve kuzeyinde aldığı bir dizi yenilginin ardından çöküşe geçen rejimin varlığı tehlikeye girerken, Rus müdahalesiyle söz konusu çöküşün önüne geçilirken, rejim lehine belli geri kazanımlar da sağlandı.

Rus hava desteğiyle Lazkiye’nin kuzeyinde muhalifleri büyük oranda çıkaran rejim, Halep’te yine Rus hava desteği İran’ın aktif katılımı ve Şii milis güçlerle Halep’te de önemli ilerlemeler kaydetti. Muhalifleri İdlib’e sıkıştıran rejim, Halep’te Nubl-Zehra kuşatmasını kırıp Azez koridorunu koparırken, doğuda Kuveyris’e ulaşarak bölgedeki hakimiyetini pekiştirdi.

33

Kuveyris kuşatmasını kıran rejim ordusu, El Bab şehrine birkaç kilometre mesefade bulunuyor

Rus müdahalesinin en açık etkisi Lazkiye ve Halep’te görülürken, diğer bölgelerde ilerleme sınırılı kaldı. Humus-Hama hattından muhalifler çıkarılamazken, yine Humus’un doğusunda IŞİD’in varlığını sürdürdü. Deraa’da rejim lehine mevzi ilerlemeler kaydedilirken, statükoyu değiştirecek çok büyük bir değişim yaşanmadı. Şam çevresinde de belli ilerlemeler dışında bir kazanım elde edilemedi.

Bu haliyle değerlendirildiğinde Rusya’nın çekilmesi halinde Esed rejimi için yeniden alarm zillerinin çalmaya başlayabileceği yeni bir muhalif saldırı dalgası, ülkedeki dengeleri yeniden sarsma potansiyeline sahip. Rusya’nın yoğun desteğine rağmen Esed rejiminin kazanımları sınırlı kalırken, bu desteğin sona ermesi halinde muhaliflerin Halep’te kaybettiği yeniden geri alabileceği ve özellikle Hama yönünde ilerleyebileceği düşünülebilir. Suriye güneyinde iç sorunlar nedeniyle muhaliflerin uzun süredir saldırıları durdurması ve Rus müdahalesi sonucu savunmava geçmesi, Rusya’nın çekilme süreciyle birlikte muhalifler için yeniden taarruz imkanı oluşturabilir.

Bütün bu durum karşısındaysa kuzeyde YPG-SDG’nin oluşturduğu yapının Rusya’nın çekilişinin ardından ilan ettiği federasyon ve ardından rejim güçleriyle yaşanan gerilimler, kuzeyde ayrılıkçı eğilimlerin bundan sonra da güçlenecek süreceği anlamına geliyor.

IŞİD’in yaşadığı gerilemelerse, rejim için tek avantaj olarak görülüyor ve Rusya’nın çekilmesine rağmen ateşkes dışında bırakılan IŞİD’e karşı saldırılarda rejime destek vereceği ifade ediliyor. Hali hazırda Humus’un doğusunda IŞİD’e yönelik rejim taarruzuna Rus uçaklarının aktif destek verdiği bağımsız kaynaklarca da doğrulanıyor.

Bu hamlenin Suriye’deki müzakere süreci ve devamında gelişecek muhalefet içi muhtemel değişimleri nasıl etkileyeceği ise, merak konusu bir diğer konu olarak ön plana çıkıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir